Tekil Mesaj gösterimi
  #18 (permalink)  
Alt 01-05-2009, 00:42
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sangre sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
_b/s/en s/b/enim *
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Yaş: 23
Mesajlar: 1,288
Alıntı:
gereksiz´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Senden bir şey istemek için yorum yazmamıştım ama madem birşeyler istiyorsun bilmek istediğim bi soru var.
İnsanlık bu zamandan sonra neden bir vrim daha geçirmiyor.Yani evrimimiz neden durdu daha şekil() daha kompleks yapılara kadar neden ilerlemedi...
Evrim'in durduğunu nerden çıkardın

Levha Tektoniği diye bir kuram vardır.. Bu kuram, levhaların hareket etmesini, çarpışarak dağ oluşturmasını vs. açıklayan bir kuramdır..

Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama lise yıllarında görmüş olman gerekiyor veya ileride görüceksin.. Kuzey Anadolu dağlarının ve Torosların 3. jeolojik zamanda oluştuğu anlatılır.. Marmara denizinin, Ege denizinin de farklı jeolojik zamanlarda oluştuğunu da, bu kuram açıklar..

Biz şu anda hissetmesek de, Levhalar hareket ediyor.. Depremler vs. bu yüzden oluşuyor zaten..

Evrim de, levha tektoniği kuramı gibidir.

Sen evrimin devam ettiğini farketmezsin ama evrim günümüzde de devam etmektedir.. Örneğin bilim adamları, beynin on bin yılda bir mikron değiştiğini söylüyorlar..

Sen makro evrimi hissedemezsin ama en azından mikro evrimi hissedebilme (Görebilme) imkanın var.. Mikro evrim daha az kompleks canlılarda daha rahat görülmektedir.. Bu yüzden aşağıya mikro evrim ile ilgili bir çalışma asıyorum.. Okursan daha iyi anlarsın.

Alıntı:
Örneğin Avustralya'daki tavşanlar örneğini alalim. Tavşanlar, Avustralya'nin yerlisi olan bir hayvan türü değildir. İlk olarak 12 adet tavşan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya'ya 1859 yılında Avrupa'dan göçmenler tarafından getirilmiştir. 1886 yılında, tavşanlar Avustralya'nın güneydoğu kıyılarına ulaşmıştı ve yılda 66 millik bir hızla yayılıyorlardı. 1907 yılında, tavşanlar Avustralya'nın hem doğu hem de batı sahillerine erişmişti ve hiçbirşey bu yayılmalarını önleyemeyecek gibi görünmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nüfuslarini dengede tutan faktörlerin (yiyecek miktarı, rakipler ve kendilerini avlayan türler) Avustralya'da bulunmamasıydı. Tavşanlar, Avustralya'nın hayvancılık sektörünü destekleyen bitki örtüsünü yok ediyor ve hayvancılıktan geçinen kesimde büyük maddi zarara yol acıyorlardı. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayılmayı önlemeye yetmiyordu.

Tek seçenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologları uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayılan bir virüs hastalığı (myxomatosis) geliştirdiler. Virüs, taşıyıcısı olan Amerikan tavşanında ölümcül olmayan bir hastalığa yol açıyor, fakat Avustralya'ya da yayılmış Avrupa tavşanında ölümcül oluyordu. İnsanlara ve Avustralya'da yaşayan diğer canlılara da bir zararı yoktu. Görünüşe göre, bir çözüm bulunmuştu.

Nitekim, hastalık 1950 yılında Avustralya tavşanları arasında yayılmaya başlamış ve çok kısa süre içinde tavşanların %99.9'unu öldürmüştü. Fakat herhangi bir evrimsel biyoloğun çok kolay tahmin edebileceği gibi, kendi türünün devamını sağlayamadan taşıyıcısını öldüren bir parazit, evrim süreç içinde "seçilim"e uğrayacaktı ve mutasyona uğrayan virüsün, ancak tavşanı öldürmeyen varyasyonları hayatta kalacaktı. (Diğerleri tavşanlarla birlikte olduğu için). Bu arada, tavşanlar da mutasyona uğrayacak ve aralarında bu virüse daha dayanıklı olanlar hayatta kalma eğiliminde olacaktı. Böylece doğa, Darwin'in keşfettiği "doğal seçilim" ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonlarını ve tavşanların da daha dayanıklı genetik varyasyonlarını seçecekti. Günümüzde, bu hastalık yüzünden tavşanlar arasındaki ölüm oranı %40 civarındadır ve artık tavşan nüfusunun kontrolü için etkin bir yöntem olmaktan çıkmıştır. Bu, evrimsel sürecin, insanların gözleyebileceği kadar kısa bir süre içinde (birkaç insan nesli) gerçekleşmiş, önceden tahmin edilebilmiş ve bu tahmine dayalı olarak aynen gözlenmiş bir sonucudur.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Alıntı ile Cevapla