Tekil Mesaj gösterimi
  #11 (permalink)  
Alt 27-04-2009, 21:40
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Alıntı:
Ele aldığımız konuyla yakından iligli bazı kavramları tanımlamakla işe başlamak sanırım isabetli olacaktır. Fikirlerimde otantizmden bahsettiğim doğrudur; ama ben otantizm şekil değiştirmez demedim. Bu oldukça farklı bir konu, zira değişime hiçbir şeyin karşı koyamayacağını bilen biri olarak bu tür bir söz söylemem imkansızdır. Buradaki asıl mesele, otantik yapının hangi sınırlar içinde değişebileceği, yani esneme potansiyelinin ne olduğudur.
Formu belirleyen kültürel değişimler, ihtiyaçlar, ekonomi politik ve sosyal dönüşümlerdir. Bunların hepsi bir bütündür. Benim anlatmaya çalıştığımsa kültürel öğelerin olup biten statik öğeler olmadığı, kültürün dinamik bir kodlar bütünlüğü olduğu noktasıdır.


Alıntı:
Benim sözlerimden, otantik halk müziği motifleri taşıyan anadolu rock denemelerini eleştirdiğim gibi bir anlam çıkmaz. Kaldi ki şu müzik türü kötü, tuu kaka, bu müzik harika gibi sığ bir değerlendirme ya da sınırlama yapmak da zaten olanaklı değildir. Müzik insanın sonsuz hayal gücünün bir ürünü olduğuna göre alabileceği biçimler de sonsuz çeşitliliktedir. Örneğin; gençlik yıllarımda benim bir Beatles manyağı olduğumu duymak sizi şaşırtmamalıdır. Arabeskin babası olarak bilinen O. Gencebay'ı da çok severim örneğin. Neyse.. bunları da geçelim... Halk müziğine ilişkin olarak verdiğim tanımım aslında bu konuda yeterince açıklayıcıdır. Özgün müzik halk müziği değildir!
Türkü formu yüzyıllar içerisinde ait olduğu toplumun sosyal ve kültürel verileriyle özgün şeklini alarak belirli kuralları olan kısmen kalıplaşmış bir türdür. Türküyü türkü yapan asıl öğe halk şiiridir. Denilebilir ki Türküler bestelenmek amacıyla yazılmış şiirsel metinlerdir. Tarihsel süreç içerisinde göz atıldığında ritmin mi önce sözün mü önce geldiği noktasında tartışmalar yapılmıştır aslında. Müzik olgusu şamanistik dönem toplum yapılarında birtakım ayinlerin ve anlatıların ortaya konmasında ortaya çıkmıştır.

Halk şiirinin geçmişten bu yana geçirdiği tarihsel dönüşümlerin bir benzerini türküler de geçirmektedir. Kültürel öğelerin kalıcılığı ve niteliksel başarısı değişim/dönüşüm süreçlerinde toplumsal bilinç ve katılımın geleneği şekillendirmekte ve sahip çıkmakdaki oranına bağlıdır. Dönüşümün dinamiği devrimci özünü koruduğu takdirde her dönüşüm yeni formlar ve yapılar içerisinde kendi özüne sahip çıkacaktır. Bugün bakıldığında otantizm konusunda sizin kadar kötümser değilim. Türkü icra eden son derece yetenekli isimlerin de olduğunu biliyorum. Günümüzde otantizmin sınırları içerisine Özlem özdil, erdal erzincan, tolga sağ, orhan hakalmaz, güler duman, sebahat akkiraz, neşer ertaş, arif sağ, musa eroğlu ve daha adlarını sayamadığımız onlarca yetenekli sanatçı olduğunu biliyoruz. Bunların hepsi farklı türlere de kaysalar zaman zaman, otantik halk türküsünü icra ediyorlar bence. Sizi bilmem ama ben özellikle alevi-bektaşi geleneğinin hala oldukça canlı olduğunu görmekteyim. Alevi olup da türkülerini sevmeyen neredeyse hiçkimse tanımadım şahsen. Özgün müzik, evet, otantik türkü sınırları içine girmez tam anlamıyla; ancak Ahmet Kaya'nın halk müziği dışında olduğunu söylemek mümkün müdür? Peki ya selda bağcanın? Ya edip akbayram'ın? Ya zülfü livaneli'nin? Hatta kardeş türküler, grup çığ, grup kızılırmak gibi önemli gruplar da halkmüziğini otantizmiyle beraber icra ederken yeni formlar ve unsurlar da eklemeye çalışmaktadırlar. Yukarıdaki isimler bu ülkede hala çok ciddi bir dinleyici kitlesi olan isimlerdir sayın Diriliş. Türkü formunu otantik sınırlar içerisinde icra edip etmemek bir tercih meselesidir. Şayet modern batı müziği yada diğer etnik müzik unsurlarıyla başarılı bir sentez yapabiliyorsanız bu yeni formun türküleri yozlaştırdığı yada onları sevdirmediği söylenebilir mi? Biliyorum anlatmaya çalıştığınız bu değil; ancak bu cesur ve nitelikli adımlar sayesinde ben birçok kişinin türküleri ve halk müziğini sevdiğine şahit oldum.







Alıntı:
Onun yeni bir biçimi hiç değildir. O apayrı bir şeydir. Gerek -nosyon olarak gerekse de çatı olarak halk müziği ile karşılaştırılamayacak kadar farklıdır.
Özgün müzik buram buram Anadolu folklorunun bir ürünüdür sayın Diriliş. Bizzatihi türkü değildir; ancak türkü frmuna son derece yakın çalışmalar da vardır, sadece otantik değildir.Anadolunun yerel folklor unsurlarına ise tümüyle sahiptir.

Alıntı:
Halk müziğinin asıl ve gerçek güzelliği onun o otantik yapısında yatar. Bugün, halk müziğini sahip olduğu o saf, zengin yapısıyla icra edebilen çok az sanatçı vardır.
Bunun nedenleri çoktur; ancak benim gördüğüm hiç de o kadar az olmadığıdır. Arif Sağ bir otoritedir elbette. Ancak, Erdal Erzincan'ın otantik olmadığını söyleyebilir miyiz sizce? Yukarıda pekçok isim saydım mesela. Bu isimlerin hemen hepsi populerdir aslında...

Alıntı:
Bunun nedenlerini tartışmak da sanırım bu başlığa sığmayacak kadar derin bir konudur ama kısaca özetlemek gerekirse 68'ten sonra sadece Türkiye'de değil tüm dünyada koyu bir kültürel yozlaşma hakim olmuş ve sanat/sanatçı üretimi belirgin bir düşüş göstermiştir. Halk müziğinin son derece zor bir müzik dalı olması, bağlayıcı katı kurallarının olması da bunun nedenlerinden biri sayılabilir. Aynı biçimde - arada paralellik kurmak riskli de olsa - darbelerle birlikte siyasette de sağa doğru bir kayma görülür. Ben kültürel bir olgu olan sanatın ve bunun içinde de müziğin mevcut siyasi olgulardan yalıtlanarak ele alınamayacağı görüşündeyim. Siyasetteki sağa kayışın, müzikte arabeske ve sanat müziğine bir kayma olarak yansısını bulduğunu gözlemledim. Kültürel üretimde özgün fikirlerin yok edilmesine paralel olarak, sıra dışı ve yaratıcı müzik unsurlarının da bundan nasibini alarak aşırı bir düşüş gösterdiğini de bu kapsamda gözlemlemiş oldum. Kaderci, teslimiyetçi ve bilinmezlik nosyonlarının temel motiflerini oluşturduğu müzik ve sanat olgularının baskın hale geldiği bir süreç yaşanmıştır ve hala da artan bir ivmeyle bu yozlaşmanın sürmekte olduğunu ilave etmek isterim. İşte bu süreçten nasibini alan halk müziği de yok olmanın eşiğindedir. Eskiden az da olsa Arif Sağ, Musa Eroğlu gibi büyük ustaları popüler TV kanallarında izleyebilirken artık bunu sadece bazı marjinal kanallarda yapabiliyoruz. Diğer yandan her taraf arabesk kokmakta...Arabesk sanatçıları en çok satanlar listesinde başı çekmekte. Tolga Sağ'ın bir açıklamasını sunarak yazımı bitireceğim. Kendisine arabeskle müzik piyasına giriş yapan sanatçıların neden bu yolu izledikleri sorulan Tolga Sağ şunları söylemiştir:
"Bu arkadaşları böyle yaptıkları için suçlamıyorum. Diğer yandan yoz bir müzik yaptıkları için onları tebrik edecek de değilim; ama eğer ben babam sayesinde kendimi lanse etme olanağı bulmamış olsaydım inanın ben de sanat dünyasında bir yerlere gelebilmek uğruna aynı şeyi yapardım."
Bu alıntı tam olarak olmasa da genel hatlarıyla yukarda verdiğm gibi...Nitekim babası olan Arif Sağ, henüz ünlü olmadığı dönemde halk müziğinin tutmadığını görüp arabesle bir çıkış yapmayı denemiştir. İ. Tatlıses'e sattığı birçok arabesk bestesi de vardır. Evet, konunun bir boyutunu ele almaya çalıştım.
12 eylülün öncelikle kültürü biçtiğini ve yozlaştırdığını kabul ediyorum. Bu konuda inanın birçok muhafazakar araştırmacı da ciddi kaygılar taşımaktadır. Mesela eğitimini aldığım bölüm son derece muhafazakar hocalara sahipti; ancak, özellikle halkbilimcilerin türkü ve halk kültürü noktasındaki donanım ve hassasiyetleri takdire şayandı(hepsi iyi bir bağlama çalıcısı idi mesela)

Bizim asıl üzerinde durmamız gereken olgulardan biri de kentleşme, hatta çarpık kentleşmedir. Arabesk'in asıl kaynağı kent kıyılarındaki ne köylü ne kentli olabilmiş ara formlardır.


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Alıntı ile Cevapla