Tekil Mesaj gösterimi
  #10 (permalink)  
Alt 27-04-2009, 19:57
Diriliş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Diriliş Diriliş isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Daima Arıza
 
Üyelik Tarihi: 25-04-2009
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 50
Ele aldığımız konuyla yakından iligli bazı kavramları tanımlamakla işe başlamak sanırım isabetli olacaktır. Fikirlerimde otantizmden bahsettiğim doğrudur; ama ben otantizm şekil değiştirmez demedim. Bu oldukça farklı bir konu, zira değişime hiçbir şeyin karşı koyamayacağını bilen biri olarak bu tür bir söz söylemem imkansızdır. Buradaki asıl mesele, otantik yapının hangi sınırlar içinde değişebileceği, yani esneme potansiyelinin ne olduğudur. Benim sözlerimden, otantik halk müziği motifleri taşıyan anadolu rock denemelerini eleştirdiğim gibi bir anlam çıkmaz. Kaldi ki şu müzik türü kötü, tuu kaka, bu müzik harika gibi sığ bir değerlendirme ya da sınırlama yapmak da zaten olanaklı değildir. Müzik insanın sonsuz hayal gücünün bir ürünü olduğuna göre alabileceği biçimler de sonsuz çeşitliliktedir. Örneğin; gençlik yıllarımda benim bir Beatles manyağı olduğumu duymak sizi şaşırtmamalıdır. Arabeskin babası olarak bilinen O. Gencebay'ı da çok severim örneğin. Neyse.. bunları da geçelim... Halk müziğine ilişkin olarak verdiğim tanımım aslında bu konuda yeterince açıklayıcıdır. Özgün müzik halk müziği değildir! Onun yeni bir biçimi hiç değildir. O apayrı bir şeydir. Gerek -nosyon olarak gerekse de çatı olarak halk müziği ile karşılaştırılamayacak kadar farklıdır. Halk müziğinin asıl ve gerçek güzelliği onun o otantik yapısında yatar. Bugün, halk müziğini sahip olduğu o saf, zengin yapısıyla icra edebilen çok az sanatçı vardır. Bunun nedenlerini tartışmak da sanırım bu başlığa sığmayacak kadar derin bir konudur ama kısaca özetlemek gerekirse 68'ten sonra sadece Türkiye'de değil tüm dünyada koyu bir kültürel yozlaşma hakim olmuş ve sanat/sanatçı üretimi belirgin bir düşüş göstermiştir. Halk müziğinin son derece zor bir müzik dalı olması, bağlayıcı katı kurallarının olması da bunun nedenlerinden biri sayılabilir. Aynı biçimde - arada paralellik kurmak riskli de olsa - darbelerle birlikte siyasette de sağa doğru bir kayma görülür. Ben kültürel bir olgu olan sanatın ve bunun içinde de müziğin mevcut siyasi olgulardan yalıtlanarak ele alınamayacağı görüşündeyim. Siyasetteki sağa kayışın, müzikte arabeske ve sanat müziğine bir kayma olarak yansısını bulduğunu gözlemledim. Kültürel üretimde özgün fikirlerin yok edilmesine paralel olarak, sıra dışı ve yaratıcı müzik unsurlarının da bundan nasibini alarak aşırı bir düşüş gösterdiğini de bu kapsamda gözlemlemiş oldum. Kaderci, teslimiyetçi ve bilinmezlik nosyonlarının temel motiflerini oluşturduğu müzik ve sanat olgularının baskın hale geldiği bir süreç yaşanmıştır ve hala da artan bir ivmeyle bu yozlaşmanın sürmekte olduğunu ilave etmek isterim. İşte bu süreçten nasibini alan halk müziği de yok olmanın eşiğindedir. Eskiden az da olsa Arif Sağ, Musa Eroğlu gibi büyük ustaları popüler TV kanallarında izleyebilirken artık bunu sadece bazı marjinal kanallarda yapabiliyoruz. Diğer yandan her taraf arabesk kokmakta...Arabesk sanatçıları en çok satanlar listesinde başı çekmekte. Tolga Sağ'ın bir açıklamasını sunarak yazımı bitireceğim. Kendisine arabeskle müzik piyasına giriş yapan sanatçıların neden bu yolu izledikleri sorulan Tolga Sağ şunları söylemiştir:
"Bu arkadaşları böyle yaptıkları için suçlamıyorum. Diğer yandan yoz bir müzik yaptıkları için onları tebrik edecek de değilim; ama eğer ben babam sayesinde kendimi lanse etme olanağı bulmamış olsaydım inanın ben de sanat dünyasında bir yerlere gelebilmek uğruna aynı şeyi yapardım."
Bu alıntı tam olarak olmasa da genel hatlarıyla yukarda verdiğm gibi...Nitekim babası olan Arif Sağ, henüz ünlü olmadığı dönemde halk müziğinin tutmadığını görüp arabesle bir çıkış yapmayı denemiştir. İ. Tatlıses'e sattığı birçok arabesk bestesi de vardır. Evet, konunun bir boyutunu ele almaya çalıştım.

Konu Diriliş tarafından (27-04-2009 Saat 19:59 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla