Tekil Mesaj gösterimi
  #99 (permalink)  
Alt 09-04-2009, 19:38
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Alıntı:
Serdar55´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Burda ''çelişki'' duymamıza sebep olan nedir ilk bunu ilktiza edelim.Böyle bir ayeti okudugun zaman ''Ben bi hiçim Tanrının oyuncagıyım.Ne dilerse o olur.Cehenneme gitmemede sebep o, cennete gitmememde sebep o.Bir iradem bile yok'' cümleleri çıkıyor.Öncelikle bunu açıklığa kavuşturalım.

Bir ayet mealen şöyledir "Allah kimi şaşırtırsa artık onu yola getiren olamaz. Ama kime de Allah yol göstermişse hidayet onu saptıran olamaz." Mânâ olarak, hidayet: Doğru yol, rüşd, nebîlerin gittiği istikametli şehrahdır. Dalâlet ise, sapıkların yolu; doğru yolu kaybetme ve istikametten ayrılma demektir.
Dikkat edilirse, bunların her ikisi de birer iş, birer fiildir. Ve beşere ait yönü ile birer üf'ûle(vazife), birer fonksiyondur. Bu itibarla, bunların her ikisini de Allah'a vermek iktizâ eder. Arz ettiğimiz gibi, her fiil Allah'a râcîdir(dilemektedir). Ona râcî olmayan hiçbir iş gösterilemez. Dalâleti, Mudill (yoldan saptıran) isminin iktizâsıyla yaratan, hidâyeti, Hâdi(hidayete erdiren) isminin tecellîsine bağlayan ancak Allah (cc)'dir. Evet, ikisini veren de Hak'tır.

Ama, bu demek değildir ki; kulun hiçbir dahli, mübâşereti olmadan, Allah tarafından cebren dalâlete itiliyor veya hidâyete sevk ediliyor da, o da ya dâll (sapık) veya râşit (dürüst) bir insan oluyor.

Bu meseleyi kısaca şöyle anlamak da mümkündür. Hidâyete ermede veya dalâlete düşmede, bir ameliye ne kadarsa; meselâ: Bu iş on ton ağırlığında bir iş ise, bunun aşr-ı mişârını(onda biri) dahi insana vermek hatadır. Hakiki mülk sahibi Allah'tır ve o iş mutlaka mülk sahibine verilmelidir.

Müşahhas bir misal arz edeyim: Allah hidayet eder ve hidayetinin vesileleri vardır. Camiye gelmek, nasihat dinlemek, fikren tenevvür etmek, hidayetin birer yoludur. Kur'ân-ı Kerim'i dinlemek, mânâsını tetkik edip derinliklerine nüfuz etmek de hidâyet yollarındandır. Resûl-i Ekrem'in (sav) Huzur-u Risâlet-Penâhilerine gitmek, rahle-i tedrisi(rahlesinden, egitiminden geçmek) önünde oturmak, onu can kulağı ile dinlemek; keza, bir mürşidin rahle-i tedrisi önünde oturmak, onun cennetâsâ iklimine girmek, onun gönülden ifade edilen sözlerine kulak vermek ve ondan gelen tecellîlere gönlünü mâkes yapmak, hidâyet yollarından birer yoldur. İnsan bu yollarla, hidâyete mübâşeret eder. Evet, câmiye geliş küçük bir mübâşeret olsa da, Allah (cc) camiye gelişi hidâyete vesile kılabilir. Hidâyet eden Allah'tır; fakat, bu hidâyete ermede Allah'ın kapısını, "kesb" (kazanmak) unvanıyla döven kuldur.

İnsan, demhâneye, meyhâneye, puthâneye gider; böylece "Mudill"(yoldan saptıran) isminin kapısının tokmağına dokunmuş ve "Beni saptır." demiş olur. Allah da murat buyurursa onu saptırır. Ama dilerse engel çıkarır, saptırmaz. Dikkat buyurulursa, insanın elinde o kadar cüz'î bir şey vardır ki, bu ne o hidâyete ne de dalâlete hakiki sebep olacak mahiyette değildir.

Şöyle bir misal arz edeyim: Siz, Kur'ân-ı Kerim'i ve va'z ü nasihati dinlediğiniz keza, ilmî bir eser okuduğunuz zaman, içiniz nura gark olur. Hâlbuki bir başkası minarenin gölgesinde ezân-ı Muhammedîyi duyarken, va'z ü nasihati işitirken, hatta en içten münâcatlara kulak verirken rahatsız ve tedirgin olur da; "Bu çatlak sesler de ne?" diye ezanlar hakkında şikayette bulunur.

Demek oluyor ki; hidâyet eden de, dalâleti veren de Allah'tır (cc). Ama bir kimse dalâletin yoluna girdiyse, Allah (cc) da, binde 999,9 ötesi kendisine ait işi yaratır; -tıpkı düğmeye dokunma gibi- sonra da insanı, dalâlete meyil ve arzusundan ötürü ya cezalandırır, veya affeder.

Koskoca bir saraydasınız.Saraylarda binlerce lamba var.Siz bir düğmeye dokunmakla binlerce lambayı yakıyorsunuz.Kulun yapabileceği budur.Kul racidir Allah yaratandır.Sen istiyorsun Allah yaratıyor.Sen bir iyilik yapıyorsun yardıma muhtaç birisine yardım ediyorsun Allah'ta yaptığın iyilik karşısında seni hidayete erdiriyor.Meyhaneye gidiyorsun.Allah'ın Mudill tokmağına vuruyorsun vede karşılığında ceza alıyorsun.

Eger Allah kula bir hak cüz-i irade vermeseydi o kadar ayeti indirmesi anlamsız olurdu.Sınava gerek kalmazdı.Biz yönetmenin(Allahın ) bir numaralı oyuncuları olurduk.Diğer ayetlerede cevap verecem inşAllah.

Yaşına bakınca bu cevapları yazanın sen olduğuna inanmasam da, sen yazmış gibi kabul edip cevap veriyorum:

1. Tanrı Dileseydi Puta Tapmazlardı!! ayetinden anladığımız üzere, kulların iradesi ile yanlış yola yahut doğru yola dönmeyi diledikleri cümlelerin külliyen çelişir. Yani kullar kendi diledikleri için doğru yada yanlış yola değil; Allah dilediği için doğru yada yanlış yola gidiyor. Ayeti mecazen ve anolojiyle eğip bükmenin anlamı yok. Madde birdeki mana gayet açıktır sayın yorumcu. Aynı ayetin benzeri, Tanrı dilemedikçe inanmazlar şeklinde devam ediyor!!! Sayın yorumcu, bu tamamlayıcı ayetten anlaşıldığı gibi inanıp inanmamak insan iradesini aşan bir konudur; önemli olan Tanrının bunu istemesi, buna onay vermesidir!!Sen istediğin kadar iyi bir şey yap, eğer tanrı istemiyorsa inanmıyacaksın anlamı gayet açık şekilde ortada duruyor.
2. İnsan iradesini açıkça aşan bir mevzuda Tanrı kendi iradesini kullanamayan insanları öldürtüyor!! Bu koca bir çelişkidir. Dilediğiniz kadar eğip bükün; gerçek olan insanın sınırlı iradesinin üstünde KOCAMAN BİR TANRI İRADESİ VE ONUN İSTEKLERİ/DİLEMESİ gerçeğidir. Üst küme alt kümeyi her zaman kapsar sayın yorumcu, basit bir matematiksel gerçek
3. Ayrıca tövbe suresindeki aynı ayet, dinde zorlamanın olmadığını kırk takla atarak, eğerek bükerek anlatan müslümanları yalanlar. Bunun çeliştiği bir diğer nokta ise sınav mantığıdır. Bu ayetin sınavla ilgisi de yoktur. Sınav sonucunda cezayı verecek olan, vermes gereken yine Tanrıdır ve cezası öbür taraftadır. Sorgusu da orda, suali de ordadır


Mey kasemi kırdın yere vurdun Tanrım
Zevkimden edip sanki ne buldun Tanrım
Gül renkli şarabım yere döktün tekmil
Zannım budur ki sen de sarhoş oldun Tanrım...

Hayyam...
Alıntı ile Cevapla