Hepimiz Birer Agnostik=Bilinemezciyiz...
Hepimiz Birer Agnostik=Bilinemezciyiz…
Gerçeklik ve hakikat yalan makinesine sokulunca, bir gerçeklik ve hakikatin var olduğuna inanmadıklarını itiraf etmişlerdir…
Hepimiz birer agnostik/bilinemezciyiz… Eskiden Tanrı ya inananlar ve inanmayanlar vardı… Şimdi gerçekliğe inananlar ve inanmayanlar var… Bir de gerçeklik agnostikleri vardır…
Bunlar gerçekliği tamamen reddetmemekle birlikte, gerçekliğe inanmayı yadsıyorlar: “ Eskiden Tanrı konusunda söylendiği gibi, gerçeklik diye bir şey var ama ben inanmıyorum” diyorlar… Bu düşüncelerde çelişkili ya da saçma bir yan yok… Burada ilke düzeyinde, bilinçli şekilde fetişistleştirilmiş gerçekliğe ait göstergelerin tuzağına düşen bir gerçekliğin yadsınmasından söz ediyoruz…
Aslına sadık, yalın, kendini ifade edebilen göstergelerden önce var olmuş bir gerçeklikten söz edilebilir mi?... Who knows?... Gerçeklik adlı belirginliğin üzerinde, geçmişe özgü bir kuşku dolaşmaktadır…
Agnostik, bir yandan o ilk başlangıçtaki dünya ya da gerçekliği yadsımaya çalışırken, bir yandan da gerçekliği tartışılmaz bir varsayım olarak kabul etmekte, o arada da; gerçeklik diye bir şey bulunmadığını gizlemeye yarayacak göstergelerin varlığını onaylamaktadır… Ortalığı hızla kapsayan göstergeler sonuç olarak kendilerine olan inancın yok olmasına neden olmaktadırlar… Belki de agnostik gerçeklik yerine göstergeleriyle yetinmeyi tercih ediyor… Belki de bu belirsizlikten hoşlanıyor… Zira bu hiçbir şeyi temsil etmeyen göstergelerle istediğiniz gibi oynayabilirsiniz… Oysa “nesnel” denilen gerçeklikle böyle bir şey olanaksızdır…
Gerçekten göstergeye doğru gidiş çok geniş bir oyun ve belirsizlik alanının oluşmasına yol açmaktadır… Özellikle de iktidarın gerçekliği konusunda…
Zira göstergeler ve imgeler düzeyinde iktidar lehine bir anestezi ve güdülmeme tehlikesi söz konusuyken, iktidar açısından tam tersine iktidar göstergelerine indirgenme gibi bir tehlike vardır… Giderek çoğalan göstergeler ve imgeler iktidarla kurulan simgesel ilişki konusunda önemli değişikliklere yol açmaktadır….
İktidar tek yönlü verme/bağışlama (yasalar, kurumlar, iş, güvenlik, v.s) üzerine oturmaktadır… Varlığını şiddet ve zorlamadan çok bu simgesel yükümlülüğe borçludur… Oysa bize yalnızca imgelerini sunan bir iktidara olan borcumuz da o ölçüde azalmaktadır… Bize göstergeleri aracılığıyla seslenen iktidara biz de yalnızca göstergeler aracılığıyla karşılık verdiğimiz için ona karşı olan bağımlılığımızda bir gevşeme olmaktadır… Hiç kuşkusuz manevi düzeyde bir doyum duygusu söz konusu değil, ancak bu durum iktidara karşı olan yükümlülüklerimizi azaltıyor ve göstergeler düzeyinde karşılaştığımız rahatlığa biz de benzer bir duyarsızlıkla yanıt veriyoruz… İktidara karşı basit bir inançsızlık numarası çekerek onu görmezden gelip, yok sayabilir ve bize göstergelerini sunan iktidara biz de ona olan bağımlılık göstergelerimizi sunabiliriz… “Düşünsel zayıflık” denilen şey belki de budur…
|