Tekil Mesaj gösterimi
  #6 (permalink)  
Alt 28-02-2009, 20:29
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
Manipülasyonun gözü kör olsun!!!
Burada kendi özgün fikilerimizi tartışıyoruz. Blok alıntılar yerine daha kısa ve özlü alıntılarla destekli kendi fikirlerini yazsaydın, Kürt dilinin anayasal güvencesi bağlamındaki görüşlerini daha net bir biçimde öğrenirdik!!

Ben de İsmail Beşikçiden iki kısa alıntıyla başlayacam:
Türk milliyetçiliği çağdaştır”, “Türk milliyetçiliği ırkçı değildir, barışçıdır, beynelmileldir”, “Türk milliyetçiliği ilericidir, anti-sömürgecidir, anti-emperyalisttir”, “Atatürk milliyetçiliği çağdaştır, ilericidir, açık, demokratik bir milliyetçiliktir”, “Atatürk milliyetçiliği hümanisttir, evrenseldir”. Türk milliyetçiliği böyle anlatılmaktadır. Kendisine yüklenen bu niteliklerden dolayı Türk milliyetçiliği övülmektedir. Bu, aslında, Kürtlere karşı, Kürt sorununa karşı geliştirilen bir söylemdir.


Türk milliyetçiliğinin övülmesine paralel olarak, Kürtlerde gelişen milliyetçi hareketler de, “ırkçıdır”, “ayrılıkçıdır”, ”gericidir”, “etnikçidir” vs. denerek kötülenmektedir. “Kürt milliyetçiliği etnik bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği gerici, kapalı bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği ilkel bir milliyetçiliktir.” “Kürt milliyetçiliği emperyalizm işbirlikçisi bir milliyetçiliktir.”… Türk düşüncesinin, Kürtlere ve Kürtlerdeki milliyetçi gelişmelere karşı düşüncesi genel olarak budur
Resmi ideolojinin bilgilerini, yaşanan gerçeklere, fiili duruma uyguladığımız zaman, durumun hiç de böyle olmadığı görülmektedir. Kürtler ve Kürtçe, inkar ve imha edilen, asimilasyona tabi tutulan toplumsal ve dilsel kategorilerdir. Bu çerçevede Kürt dili yasaklanmış, Kürtçe insan isimleri, köy, belde, dağ isimleri Türkçe isimlerle değiştirilmiştir. Yasaklanmış olan bir dili savunmak, dile, kültüre uygulanan baskıları geriletmek için, dili kültürü gün ışığına çıkarmak için mücadele etmek, aslında insani bir süreçtir. Yani bu mücadele aslında, insan olmanın, insanlığı savunmanın bir gereğidir. Ama, bu süreci bir yönüyle de milliyetçi bir gelişme olarak değerlendirmek de mümkündür. Çünkü, insani bir gereklilik olan, adınızı, kimliğinizi, dilinizi, kültürünüzü savunuyorsunuz. Bu doğal girişiminiz devlet tarafından engelleniyor, baskı altında tutuluyor, idari ve cezai yaptırımlarla karşılanıyor. İşte sorun bu baskı mekanizmasının işlemesiyle birlikte, siyasal bir alana kaymış olmaktadır.(ismail beşikçi)

Kürtlerin geri, ilkel ve kabile toplumu olduğu görüşlerini biz esasen taa 19.yy avrupasından biliyoruz. O dönem batılı halk bilim uzmanları kabile toplumlarının, bazı kadim toplumların, taşralarda ve köylerde yaşayan toplumların barbar, ilkel, cahil, taşralı ve tekonolojiden uzak olmaları nedeniyle gelişmiş bir kültürlerinin olamıyacakları; dolayısıyla bu toplulukların halk olarak sınıflandırılamıyacağını iddia etmişlerdir. Alan Dundes bu görüşü Halk Kimdir? adlı makalesiyle çürütmüş; teorik olarak en az iki kişiden oluşan, aralarında ortak bir tarih, kültür ve onlara özgür iletişim kodları bulunan toplulukların kendi kültürleri olduğu ve bunların halk olarak sınıflandırılması gerektiğini ortaya koymuştur!!
Eski tezin yansımaları günümüzde ilkel, az gelişmiş vb sınıflandırmalarda ortaya çıkar. Ayrıca batılı oryantalist fikirlerin kaynağı budur.
Yasaklanmış bir dil ve kültürün, insanlar tarafından korunması ve yaşatılması isteniyorsa bunun PKK' eylemleriyle bir ilgisi olmasa gerek!!
Pkk hareketi esasen eski DEVRİMCİ DOĞU KÜLTÜR OCAKLARI adlı sosyalist grupların içinden doğmuştur. Bu devrimci kadrolar, Türkiye sosyalist hareketinin bir parçasıyken zamanla resmi ideolojiyle düşünsel bağlarını koparamayan sol-marksist harekettten ayrılmaya başlamışlardır! Apocular olarak bilinen grubun kökleri de önce Türkiye sosyalisthareketine, daha sonra DDKO'YA kadar uzanmaktadır!
Bu gruplar önceleri ülkücü-faşist gruplarla çatışma halindeyken devletin güvenlik güçlerine karşın kayda değer bir saldırıları olmamıştır. 12 eylül ve diyarbakır (c)eza evi olayları bu gruplar arasındaki en önemli kırılma noktalarından biridir. Gökçe Fırat'ın hangi düşünceye hizmet ettiği bilinmez mesnetsiz, dayanksız ve belgesiz iftiralarının aksine o gün işkencelerden sağ kurtulan ve PKK'yla hiçbir bağı olmayan insanların da tanıklıkları bu gerçeği doğrulamaktadır!! Diyarbakırda 50nin üzerinde insan işkencelerden ve baskınlardan ölmüş bir çoğu da intihar etmiştir. Hayatta kalanlar ise ömürleri boyu taşıyacakları ciddi travmatik stresslerle boğuşmuşlardır!! Saçma sapan gerçek dışı ve ispatı olmayan teorilerle bu tarihsel gerçekliği inkar etmek olsa olsa sahtekarlıktır!!

Türk resmi ideolisi PKK hareketini ve örgütlenmesine karşı başlarda anormal baskılar kurmamıştır. Esasen ulusalcı bir kürt hareketinin filizlenmesi karşısında enternasyonalist ve marksist kökenleri olan bir hareket onların da tercih sebebidir!! Kürtler bu nitelikleri nedeniyle hem ideolojik marksist kökenleri hem de kürt oldukları için daha kolay müdahale edilebilir olacaklardır!
Bugün öğrenci yurtlarına dahi sızan sivil ajanların PKK içine sızmaması, çeşitli gizli servislerin onlarla irtibat kurmamasını beklemek safdillik olacaktır. Gerek pkk içersinde gerekse Türk askeri bürokrasisinde bu sorunun çözümsüzlüğünden beklentileri olan çeşitli Klikler olduğunu PKK lideri ve pkk'ya muhalefet eden Kürt hareketleri de söylemektedir!!
Resmi ideolojinin süregiden şiddet ve çatışmalardan ciddi bir rant sağladığı, sorunun terör ve şiddet bağlamlarına hapsedilmesinin hem askeri bürokrasiyi siyasallaştırdığı hem de oradaki askeri politik egemenliklerini tesis ettiği de bilinen bir gerçekliktir. Sorunun çözümüne defalarca yaklaşılmış olmasına rağmen yapılan provakasyonlar ve saldırılarla bu engellenmiş, işin aslı Resmi ideolojinin demokratik ve adil bir temelde çözümü istemediği, sınıfsal çıkarları gereği bunu arzu etmediği de ortadır!!!

Sorun şu ki gerek Kürt sorunu gerekse kürtlerin kültürel ve demokratik hakları sorunu PKK'yla sınırlandırılabilecek bir konu değildir. Bu bağlamda Kürtçenin anayasal güvenceye alınması sorunsalı karşısında pkk'yı ortaya koymak gerçek dışı, manipülatif ve ajitasyona dayalı bir harekettir. Sorun pkk değil kültürel ve demokratik bir haktır. Kaldı ki, kültürel ve demokratik hakların güvenceye alındığı bir ülkede sorunların şiddet sarmalına hapsedilmesi zorlaşır, şiddetten medet uman çevreler yeterli desteği göremezler!!

Kürtlerin anadilde eğitim ve kültürel hak talepleri anayasanın özüyle çelişmemektedir. Anayasa geçen ''demokratik ve hukuk'' sıfatları gereği bu hakların tanınmaası anayasal bir zorunluluktur. Bu talepler bölücülük, hainlik ve emperyalizm uşaklığı değil; bilakis anayasanın meşru bir hukuk zeminine oturmasını sağlayacak ileri adımlardır. Zira, anayasada geçen hükümler gereği yapılan uygulamalar kanuni olabilir ancak meşru ve hukuki değildir. Bu bağlamda hukuk ve kanun kavramlarını iyi ayırt etmek gerekmektedir. Evrensel etiğe, vicdana ve adalete yaslanmayan bir hukuk yine meşru değildir. Her durumda talep edilen haklar modern, çağdaş ve gerçektten demokratik bir anayasanın oluşturulması için ileri bir adımdır. Bizler boşuna Türkiyenin demokratikleşmesi, Kürt sorununun eşit ve adil bir temelde çözülmesinden geçer demiyoruz...
Alıntı ile Cevapla