|
dille bölünmek gibi romantik bir mevzu değil zaten
ABD emperyalizmi BOP doğrultusunda Türkiye'yi bölmenin planlarını yapmakta, Türkiye'yi bölebilmek için ise Türkiye'de zayıf ve ABD'ye bağımlı bir iktidar istemekte, zayıf ve bağımlı iktidar olarak da AKP'yi görmekte ve AKP'nin iktidara gelmesini 22 Temmuz seçimlerinde de desteklemiştir. Bu amaç doğrultusunda AKP'nin anti-laik niteliği de desteklenmekte ve BOP içinde Türkiye'ye ılımlı-İslam rolü biçilmektedir. Geçtiğimiz yıl ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde parçalanmış bir Türkiye haritasına yer verilmiş; hemen arkasından ABD Dışişleri Bakanı Rice Temmuz ayında "YENİ ORTADOĞU ZAMANI GELDİ" diyerek ABD'nin Türkiye'yi bölme planını uygulamaya çalışacağının işaretini vermiştir. Türkiye"de AKP iktidarının teröre karşı sessiz kalması üzerine, ABD-AKP ittifakı işlevi olmayan ama sıfatları olan "terörle mücadele koordinatörleri" atamış ancak 1 yıl sonunda bu koordinatörlerin hiçbir iş yapmadığı ortaya çıkmıştır. Kandile yapılan periyodik ziyaretlerden bahsetmeye gerek yok sanırım
Kürt faşizmiyle ilgili de nerdeyse bilimsel makale değerinde olan Gökçe Fırat'ın yazısını aktarmak isterim:
12 Eylül’ün desteklediği tek örgüt: PKK
12 Eylül sonrasının Türk-İslamcı yükselişi ile paralel giden en önemli hareket ise Kürtçü harekettir.
PKK ilk eylemini 1984 yılında 12 Eylül rejiminin koruması altında gerçekleştirdi.
12 Eylül darbesini tezgahlayanların PKK’yı 78-80 döneminde Türk sosyalist örgütlerine karşı destekledikleri, kışkırttıkları bilinmektedir. Bu politika sayesinde Güneydoğu 1978-80 arasında sosyalist Türk örgütlerinden tümüyle arındırıldı.
12 Eylül döneminde ise PKK militanları Diyarbakır cezaevinde 12 Eylülcüler tarafından eğitildi. Çokça efsaneleştirilen Diyarbakır zindanı aslında PKK için devlet korumasında bir besihaneydi. 12 Eylül Paşaları PKK’lıları asmayıp beslediler bu cezaevinde.
Güneydoğu kırsalında PKK militanlarının taban çalışması yapmasına yine 12 Eylülcüler tarafından olanak sağlandı. 12 Eylül darbecilerinin desteğini arkasına alan PKK hızla tüm bölgede örgütlendi. Bu örgütlenmenin sonunda ise 1984 yılında kanlı Eruh baskını gerçekleşti.
12 Eylül’ün Türkiye’de tüm solcuları, Atatürkçüleri, devrimcileri yok ettiği dönemde PKK 12 Eylül himayesinde Türk soluna karşı beslendi, büyütüldü.
12 Eylül’ün Türk-İslamcı politikası ile eşgüdüm halindeki bu Kürtçü politikasının sonuçları da alınmaya başlandı.
1980 öncesinde marjinal küçük grupçuk olan Apocular binlerce silahlı teröristi olan uluslararası bir örgüt haline geldi. 1990’lı yıllarda PKK’lılar Meclis’e bile milletvekili sokabildiler. Bugün bile PKK’nın %5-7 arasında değişen bir oy potansiyeli bulunmaktadır.
Şimdi 12 Eylül’ün sonuçlarını alt alta yazalım:
Şeriatçı hareket: %3’lük oy potansiyelinden %25’e
PKK : %0’lık oy potansiyelinden %6’ya
MHP : %3’lük oy potansiyelinden %10’a
Türk-İslam’dan Kürt-İslam’a
Görüldüğü üzere 12 Eylül rejimi Türkiye’de bu akımları güçlendirmiştir. Dikkat edelim bu hareketler 12 Eylül rejimine muhalefet ederek değil, 12 Eylül rejiminin himayesinde büyümüşlerdir.
Tablonun Türk-İslamcı kısmı çokça dikkat edilen üzerinde durulan kısmıdır. Ancak 1980-2000 arası döneme damgasını vuran bu Sentez, 2000’li yıllarda aslına dönerek Kürt-İslam halini almıştır.
Sonuçları ancak bugün alınan bu gelişmenin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de Şeriatçı hareketin temelinde Said-i Kürdi bulunmaktadır. Kendisi hem Kürtçü hem de Şeriatçıdır.
Said-i Kürdi’nin arkadaşı Şeyh Sait ise tüm Kürtçü hareketlerin kökenidir.
Aynı şekilde MHP’nin temel referansı Arvasi Şeyhi de Kürttür.
Yani hem AKP’nin, hem MHP’nin, hem de PKK’nın kökenleri aynı noktada buluşmaktadır: Bu üç hareketin de kökeninde, Şeriatçı Kürt ağalar, şeyhler bulunmaktadır.
Bu ise Kürt-İslamcılığın bir ağalık-şeyhlik rejimi olarak ortaya çıkışını göstermektedir.
Bugün “Türkçü” MHP’nin PKK’nın yanında yer alması kimileri için çok şaşırtıcı olmaktadır. Ancak ideolojik kökenlerine baktığımızda ortada şaşılacak bir durum olmadığını görmekteyiz. MHP zaten Kürtler tarafından örgütlenmiş bir harekettir sonuçta. Zaten MHP’nin 80 öncesinde de temel misyonu solculara, Atatürkçülere karşı mücadele etmekti: PKK’ya karşı değil.
Kürt-İslam Sentezi’nin iç dayanağı bu şekilde Kürt ağa ve şeyhleri iken, dış dayanak ABD’dir. ABD, ideolojik konsepti belirlemekte, bu örgütler o konsepte uygun olarak şekil değiştirmektedirler.
Bugün Kenan Evren’in PKK’yı ve onun politikalarını destekler bir tavır almasının kerameti de buradadır: ABD’nin 12 Eylül rejimi Kürt-İslam Sentezi’ni yaratmıştır, şimdi de bu gayrımeşru çocuğa Kenan Evren benim çocuğum diyerek sahip çıkmaktadır.
Şeriatçılar, Kürtçüler, Ülkücüler, 12 Eylülcüler ABD tarafından yatağa sokulmuş ve ortaya böyle nesebi belirli, soyu belirli bir piç ideoloji çıkmıştır: Kürt-İslamcılık.
12 Eylül Faşizmi’nden Kürt-İslam Faşizmi’ne
Kürt-İslam Sentezi’nin topluma benimsetilmesi de ancak faşist bir rejimle mümkündür: Tıpkı Türk-İslam Sentezi gibi!
12 Eylül rejimi, 12 Eylül faşizmi Türk-İslam Sentezi’nin kabul ettirilmesi için zorunlu bir rejimdi. Çünkü yılların Atatürkçü birikimi, solcu muhalefeti ancak faşist baskı ile dağıtılabilirdi. 12 Eylülcülerin misyonu da bu oldu.
Yüz binlerce gözaltı, binlerce işkence, yüzlerce idam, Türk-İslamcılığın dayanağı oldu.
Bugün aynı tezgâh Kürt-İslam rejimi için de masadadır. Gerçek şudur ki, Türkiye’nin üniter, ulusal, laik devlet birikimi ancak bir faşist rejim altında ortadan kaldırılabilir.
İşte Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı böylesi bir Kürt-İslamcı faşist diktatörlüğün ilk basamağı olarak planlanmaktadır.
Kürt-İslam Sentezi aslında bir sentez değil faşizmdir ve bu ikisi arasında çok önemli bir fark vardır.
Kürt-İslamcı güçler, kendi güçlerine güvenerek demokratik bir ortamda iktidara gelip, bu iktidarlarını da yine demokratik bir rejim altında sürdürecek bir geleneğin ürünü değildirler.
Temelinde bir kabile düzeyini hiç aşamamış ilkel bir Kürt kavmiyetçiliği ile yine bu toplumsal yapının ürünü olan şeyhlik olduğu için Kürt-İslamcı hareket doğal olarak ilkel bir diktatörlük, faşizm ile kendini ortaya koymaktadır.
Her siyasal ideoloji çağımızda hukuksal zeminde yükselir. Ancak bu Kürt-İslamcı faşistler kesinlikle hukuksal bir rejime karşıdırlar. Bunların düzeninde değil hukuğa, kanuna bile yer yoktur.
Bunlar hukuk devletini rafa kaldıracak, kanun devletini bile mumla aratacak bir emir devleti kuracaklardır.
Burada emir devleti ifadesi tam oturmaktadır: Nitekim bugün bile Şeriatçı ülkelerin başında Emirler bulunmaktadır.
Şeriatçı rejimin sahipleri, Şeyhler, Emirler gücü halktan değil Allah’tan aldıklarını iddia ederler. Bu nedenle halkın iktidardaki temsilcisi değil, Allah’ın yeryüzündeki emir eridirler.
Şeriatçıların ağzındaki “Allah’tan başka kimseden korkmam” sözünün gerçek anlamı da “Allah’tan başka kimseye hesap vermemektir.”
Böylece yeryüzünde her türlü hukuki yaptırımdan kurtulur, öbür dünyada Allah’a hesap vereceklerini söylerler.
Şeriatçı hareketin bu hukuksuz, kanunsuz ve elbette halktan onların çok sevdikleri ifadeyle “cumhur”dan bağımsız ve onun üstündeki diktatörlüğü böylesi bir ideolojinin sonucudur.
Şimdi böylesi bir adam hukuk, kanun, cumhur tanımayarak Cumhurbaşkanı olacaktır!
Ancak sadece olayın İslamcılık ayağı değil Kürtçülük ayağı da aynı diktatörlükle biçimlenmiştir.
Kürtlerin ilkel kabile yaşantılarında da şeyhler, ağalar hakimdir. Halk yok maraba vardır. Bu Kürt ağaları eskiden marabaları toprakta çalıştırırlardı şimdi “medenileştiler” de marabalarını terörist yaptılar, devlete karşı savaştırıyorlar.
Bu “toplumsal” yapıda da halk, hukuk, kanun değil, terörün, silahın ve elbette buna hakim olan ağanın egemenliği söz konusudur. PKK’nın kanlı rejimi de böylesi bir faşizmin ürünüdür.
Şimdi iki kanadı da ilkel, iki kanadı da çağdışı, iki kanadı da hukuk dışı Kürt-İslamcı azgelişmiş faşistler çağdaş Türk toplumu üzerinde faşist bir diktatörlük kurarak demokratik, laik, sosyal, üniter Türk devletini yıkmak istemektedirler.
Bunların kuracağı rejim ya Arap şeyhlikleri, emirlikleri gibi bir diktatörlük ya da Kuzey Irak’taki gibi bir savaş ağalığı düzeni olacaktır.
Ya da onun karması, Amerikan köpekliğine soyunmuş bir faşistler cuntası kuracaklardır.
Hoş geldin yeni 12 Eylül!
|