Aylardan şubat saat 03.27 ve ben sokakta yürüyorum.İçtiğim onca kahvenin ardından karnım ağrıyor.Işıkları yanmayan bi sokağa girip işicem şimdi.
Ne garip aslında, bundan az bi zaman önce bunun için bile izin istemek zorudaydım.Her şey çok basitti.Önceden belirtilen saatlerde yemek, uyumak, okumak, işemek vs..Şu an çok heyecan verici.O kadar çok seçeneğim varki nereye işiyeceğime karar veremiyorum.Birinin bana bi şey demesini bekler gibi çatlak asfalta bakıp hayal gücümün sınırlarını zorluyorum.Sabaha kadar zaman geçiremicem çok sıkıldım.Biraz uzanıp ölümsüz düşlere de dalmicam hayır bunu asla yapamam.
Sabah kalkınca nden aynaya bakıp kendiyle konuşur insan? ''Ne kadar aptal bi gülümseme.Birazcık insan benzemelisin, traş ol.Lanet olsun yeni bi sabaha, güne, hayata hazır değilim..''
Eve yakın kahve yok.Yicek bi şeyde yok evde.Paramda çok az.En iyisi dolmuşa binmemek.Neden böyle ki yani düşünüyorum da her günüm cebimdeki parayı saymakla başlıyor.Bi gün miktarını önemsemediğim kadar param olacak mı?Olanlar napıyorlar?Sıkılmıyorlar mı?Yapacakları çok şey varken seçim yapmak zor gelmiyor mu?Herneyse.İbo ve onun familyasından olanların da ağzına sıçim..
Nihayet geldim kahveye.Hiç görmemiş olsam mistik bi havası var buranın deyip yine girerdim.Sigara dumanı, çay buharı..Köşede Rasim Abi, saçı sakalı karışmış, bembeyaz kaşlarıyla elmacık kemiklerine kö
prü yapabilir sanırım.Hep aynı gazete, kültablası aynı yerinde, çayı, gözlüğü, tabakası..Gazetesini bitirince çayının soğuduğuna kızıp bi tane daha istiyecek.''Yiğit tazele koçum.''
Kaşlarından kısa saçıyla, mahçup bakışlarıyla, iki beden büyük kazağıyla, çamurlu kundurasıyla topallayarak geliyor Yiğit ve çayın yarısını çay tabağına döküyor.
Hiç sesini duymadım.Sadece Rasim Abi'nin at yarışını izlerken ettiği küfülere gülüyor.Babası annesini kıskançlık yüzünden bıçaklıyor, Yiğit o zaman üçünde, anne toprağa baba parmaklıklar ardına..O günden beri konuştuğuna şahit olan yok.Kahevnin sabihi Ahmet Usta sahiplenmiş.Ben daha yeniyim buralarda.
Yaşlı adamları dinlemek çok güzel.Çatlamış sesiyle, gözünün içine bakmadan, biraz da seni umursamadan bi şeyler saçmalarlar.Bende gidip günün tüyolarını alıcam.Ama hiçbirini oynamicam.Bi kere kazananı görmedim burada.Aptalca hepsi...Anlıyor musun...
Bahisler, yarışlar derken saat epey ilelemiş.Gezinmeliyim biraz.Bu dört duvar bi süre sonra kıçıma batıyor.Caddeleri, sokakları, kaldırımları, bankları seviyorum.Ve her gün yeni birine aşık oluyorum.Bi dakika, rahatsız etmeyin beni.İşte geliyor.Saatlerce bakabilirim o vitrinlere bakan aptal gözlerine.Ama lütfen biraz daha yavaş yürü ve bana bak.Biraz daha yaklaş bana ama geçip gitme,kal benimle..Mükemmel bi hayatım var.Sana iskambil hilelerini gösterebilirim, fal bakmayı öğretirim, kitapları nasıl çaldığımı anlatabilirim aramızda kalacaksa tabi.Balkonumda kahve içebiliriz, koltuğa uzanıp dertlerini anlatabilirsin.Ağlama ama yanımda, kıskanabilirim.
...
O kadar çok seçeneğim varmış gibi ne yapacağımı düşünüyorum bi de.Eve gideyim bari.Eh bi de duş alayım.Filmlerde duş alan elemanların yüzleri hep tavana dönük.Ben beceremedim bi türlü.Neden suyun altın girince başımı öne eğiyorum anlamıyorum.Bi gün duştayken aklıma gelirse mutlaka yapıcam.Hep saçımı kurularken mi aklıma gelirsin.Çok yoruldum sanki biraz uzanıyorum.
Televizyon teknolojinin yarattığı en berbat icat.Olur olmadık bi insanı odanda ağırlıyorsun.Yüzlercesini hatta milyonlarcasını.Deli ediyor beni şu gözlüklü.Çık lan dışarı, siktir git, kes sesini diyorum duymuyor ya da umursamıyor alllahın cezası.Ama arada bi seviyorum güzel kızlar olunca.O zaman sesini kısıyorum ve sadece izliyorum.
Ve yavaş yavaş gece oluyor ve ben yine uyuyamıyorum.Dünkü gibi yine dışarı çıkcam, gezincem, çimlere basıcam, çöp kutusunu tekmelicem.Ama bugün bi değişiklik yapıp heykelin dibine işicem.Maksat monoton olmasın hayatım...