|
Devletin ve hukukun her türden ''özgür tartışma''yı engellemeye koşulduğu bir ''tribün demokrasisi''nde yaşayanlar, statükonun mevcut gerçekliğini gözardı ederek doğru bir tartışma yapamazlar. Ayrıca, bu türden tartışmalar yapılırken, devlet aygıtının niteliği ve devletin resmi ideolojisi masaya yatırılmadan tartışmanın bir kıymeti olmaz.
Tartışmalarda en sık karşılaştığım durumlardan biri de Osmanlının sanki dünyaya iyilik dağıtmakla görevli bir ''iyilik perisi-sevgi kelebeği'' olarak gösterilmeye çalışılmasıdır. Böylece, şanına toz kondurmaya kıyamadıkları yüce Osmanlı emperyal imparatorluğunun gerçek niteliği dikkatlerden kaçırılacak!!
Siyaset biliminden nasibini almayanlar, mülkiyet ve üretim ilişkileri denilen belirleyiciliklerden bi-haberler için bu anlaşılır bir durumdur.
kazın öteki ayağı farklıdır elbette. Osmanlı da, diğer tüm imparatorluklar ve burjuva-kapitalist ulus devletler gibi mülkiyet egemenliğine dayalı, sömürgeci bir devlettir. padişah, saray çevresi ve askeri bürokrasi gücün ve mülkiyetin gerçek sahipleridir. kalanlara ise, artıkları paylaşmak düşmektedir.
Gücü ve iktidarı kaybedeb klasik Osmanlı egemenlerinin yerini bujuva-jacoben milliyetçi ittihatçılar almışlardır ve bunların da öncelikli gayeleri imparatorluğu yaşatmaktır. Bunun mümkün olmadığı görülünce de, misak-ı milli efsanesine sarılınmış; fakat, o da gerçekleşmeyince, Anadolu yarım adasında milli-homojen bir Türki burjuva devlet projesi hayata sokulmuştur. Günümüze kadar gelen sürgün,tehcir, inkar, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarının gerisinde bu projenin hala canlı ve güncel olması yatmaktadır! Bu gerçekler göz ardı edilerek yapılan her tartışma mesnetsiz, manipüle edici ve yanıltıcı tartışmalardır. Egemen devletlular ve onların resmi tarihçileri de bu gerçeği gizleme-örtme ihtiyacı duymuyorlar artık...
|