Tekil Mesaj gösterimi
  #67 (permalink)  
Alt 05-02-2009, 01:38
AlbatrosS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Raporlu Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-01-2009
Nerden: İzmir
Yaş: 30
Mesajlar: 1,759
İslam inancına göre bu dünya ve insanlar yaratılmadan önce ''ruhlar'' vardı. Ruhlar, ''bezm-i elest'' denilen bir yerde yaşıyordu ve bir gün Tanrı onlara '' ben sizin Tanrınız değil miyim ? '' diye sorduğunda, ruhların hepsi birden ''evet'' cevabı vermiş. İslam inancına göre bu dünyevi yaratılışın kaynağı bu ''bela yeminidir''. Bu mecliste ruhlar Tanrıyı her şart ve koşulda tanıyacaklarını, O'na ibadet edeceklerini bildirmişler. Tanrı da, onların nefislerini sınamak için bu dünyayı yaratmış. İslam'daki ''imtihan'' olgusu bu inançtan kaynaklanır. (Araf suresi 171-172'de bu konuya değinilir)
Buna göre dünyaya gönderilen her birey bu imtihandan sorumludur. ''Nefs'' denilen dünyevi zevklerle yaratılmış insan soyu, ''nefs''in tüm ''baştan çıkarıcı'' hilelerine karşı Tanrı'ya olan bağlılığını ispat etmekle mükellef.

O zaman buradaki ''sınav'' anlayışına dikkatle bakmakta fayda var öncelikle. İnsanlar yaptıkları her eylemle bir sınav sorusu cevapladıklarına ve her birey bu sınavı geçmek zorunda olduğuna göre iradesi ve akli melekeleri yeterli seviyede olmayan ''bebekler ve zeka özürlü''lüleri bu sınavda nereye oturtacağız? Söz gelimi doğum sırasında henüz anne karnında ölen bir bebeğin sınav sonucu ''otamatikman'' pozitif olacaktır ki İslam inancına göre de bu çocuklar direkt cennetliktir. Dünyevi yaşam ''geçici'' bir hayat formu olduğuna göre ''bazılarının'' sınavın hiç bir zorluğuna katlanmadan ödüllendirilmesi bir haksızlık değil midir? Ya zeka özürlüler? Bunlar neyle sınanacaklar? Zeka özürlü birinin bu sınavı geçememe ihtimali var mıdır? Varsa bir sorun; ama yoksa daha çelişik bir durum. Tanrı niçin bazılarına sınavsız geçiş hakkını tanırken bazılarına en kazık soruları sormaktadır? Bu durumda, ''çöldeki bir sahra''dan ibaret bu dünyada benim de bir deli yada doğumda ölen bir bebek olmayı isteme hakkım olamaz mı?? Savaşlarla, salgın hastalıklarla ölen masum sivil, genç ve kadınlar için de aynı şeyler sorulabilir. Irak'ta, orda burda patlatılan napalm bombaları yüzünden ölen binlerce masum sivil için bu snasıl bir sınavdır?

Asıl soru, ruhlar, cinler, melekler, insanlar yada başkvarlıklar... Tanrı niçin bunların kulluğunu istemektedir? Kurandan anlaşıldığına göre dünya yaratılmadan önce de bir yaşam formu vardı. Tanrı ruhların, cinlerin, meleklerin kulluğundan ne medet ummaktadır? Buna verilen cevap, genellikle ''kendi güzelliğini seyretmek'' için. alim-i mutlak olan Tanrı'nın kendi güzelliğini bilmesi için aynaya ihtiyacı mı var? Yine, kadir-i mutlak Tanrı'nın yarattıklarının kulluğuna ihtiyacı mı ola ki? Haklı olarak Tanrının egoları mı var diye sormak gerekiyor?

Böyle sorularla kafası karışan birçok inançlı, bu sefer de aklın ''sınır''larından dem vurmaya başlıyor. Aynı arkadaşlara sormak gerek, ''insanlar bundan on bin sene önce tekerleği biliyor muydu?''. İnsan aklı neye göre sınırlıdır? Kim, nasıl belirlemiş bu sınırları?
Merak duygusunun bittiği yerde ancak sınırlar başlar. Bundan on bin sene sonra (eğer ekolojik denge müsade ederse) gelinecek teknolojik-bilimsel seviyeyi hayal edebiliyor muyuz?
Alıntı ile Cevapla