Tekil Mesaj gösterimi
  #13 (permalink)  
Alt 01-02-2009, 15:25
Roha Roha isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 17-01-2009
Yaş: 24
Mesajlar: 8
Öncelikle şunu söylemek gerekecektir: bu kadar sınırlı bir anlatımın üzerine teşhiste buluşmak son derece tehlikeli bir tutumdur. Ne var ki eğer böyle bir paylaşım varsa, teşhislerde olacaktır. Bu durumda teşhisler karşısındaki duruşunu güvenli bir yere getirme sorumluluğu siz, okuyucuya aittir. Ancak... Açık en basit şekilde söylenebilecek olan şudur: yaşadıklarınız, "obsesif-kompülsif nevroz" adıyla anılır. Takıntılı davranışlarınız, anlatıldığı dereceye kadar vardığında, kompülsif bozukluk olarak tanımlanır. Ancak kompülsif bozukluk pek az zaman tek başına yaşanır, belki hiçbir zaman... Genelde buna eşlik eden ve hatta bizzat sebebi olan obsesyon ile görülür. Obsesyon, sizin de şikayet ettiğiniz takıntılı düşünceler düzleminde incelenir. Fazla düşünmek, düşünmek ve düşünmek... Nihayetinde bu fazla derin ve saplantılı bir hale geldiğinde, yaşadığınız bu şeyi yaşarsınız. Şunu söylemeliyim ki, obsesyon, psikolojide tanımlandığının aksine, bir bozukluk değildir. Bu kişinin niteliğidir. O halde obsesyonlarınız size bir problem olarak görülmemelidir, -ki bu durumunuz karşısında duruşunuzun ne olacağı konusunda birincil belirleycidir.

Şimdi... Bilimsel temelli bu açıklamanın üzerine, psikolojide tanımlandığımı görmediğim bir başka açıklama yapacağım ancak bunu yaparken, yaşadıklarınıza benzer sorunlarını daha önce yaşamış ve bunların bittiğini/değişime uğradığını görmüş biri olarak konuşacağım.

Hayata dair, kişiye dair ya da evrene dair bir düşünce silsilesinin varacağı ve orada tıkanacağı mutlak bir nokta vardır: Ölüm. Dinler bu noktayı açmaya yararlar ve kendilerine göre bir açıklama getirerek kişiyi rahatlatırlar. Dinlerin kişinin psikolojik yaşantısına iyi geldiği yönündeki görüşler bu noktada haklıdır. Öyle ki, bazı "sorunların" çözümünde "inanç"ın kullanılmasına çok ender rastlanmaz. Fakat eğer kişi, dinlerdeki bu açıklamaları tatmin edici bulmamış ve tıkantığı noktayı aşamamışsa, bu bazen kişinin bile farkında olmadığı bir ölüm korkusuna dönüşür. İşte davranışlardaki takıntıların bu noktada ortaya çıktığını söyleyebilirim. Kendi yaşantımda gördüğüm şudur: takıntılı davranışlarım, ölüm gibi soyut bir bilişsel tehditle mücadeleyi, takıntılı davranışlar gibi somut ve mücadele edilmesi daha olası unsurlara indirgenmemle ortaya çıkmıştır. Böylece, kendimle verdiğim mücadele ölüm düşüncesini bilincin derinliklerine itmiş ve onu düşünmez olmuştum. Ancak takıtılarımın yöneldiği unsurlar ortadan kalktığında karşılaştığım şey, sarsılmaz bir ölüm düşüncesi olmuştu.

Şunu söylemeye çalışıyorum... Asla kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değilse de, bu yaşadıklarınız belki sizin bile farkında olmadığını ölüm korkusuna karşı gelişmiş bir savunma mekanizması olabilir pekala...

Ancak bu uzunca açıklama çabasının sizin için bir teşhis niteliği taşımamasını hatırlamanız önemlidir.Sizi rahatsız eden bu yaşantılardan kurtulma ve sonrasında karşılaşacaklarınızla yüzleşme sürecinin bir uzmanın yardımı ile gerçekleşmesi, en mantıklısı olabilir...
Alıntı ile Cevapla