Tekil Mesaj gösterimi
  #27 (permalink)  
Alt 25-01-2009, 08:12
guneselikucucuk guneselikucucuk isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 05-01-2009
Yaş: 28
Mesajlar: 9
sitenin kurallarına(!) uymadan bir kaç alıntı yapacağım ama heralde bu kuralları yıkınca cezalandırılmam. öncelikle ucuz film'in
"Asıl mesele bu bence. Sevgi'yi yitiriyor olmamız. Nefret'in daha baskın olması yalnızlık durumunu biçilmiş kaftan olarak sunuyor önümüze." cümlesi ve fenasi'nin
"Birde herşeyi kolaylaştıran teknoloji varki, ben şahsen çok memnunum bu durumdan, örneğin; mahallede gez, sokağı turla derken kesin manitanın yakını yada komşusu ile ters düşerdik veya kapışırdık eskiden, şimdi ne istersen hayalinle sınırlı bir dünyadan alabiliyorsun, mahalle baskısı da yok üstelik. Forum baskısı olabiliyor bazı konularda bazen." cümleleri yanlızlık ile ilgili görüşlerimle çelişiyor. Bence yanlızlık yani yazarların bahsettiği içine itildiğimiz yalnızlık nedenleri bu cümlelerin anafikirleri değildir. bence yanlızlık nefret, sevgi gibi güçlü duyguları bile bilinçsizce tüketmemizden kaynaklanmaktadır. Bir anda nefrete kapılan kısa bir süre sonra (bir dakika gibi) sevinen sonra hemen pişman olan ardından haz duyan bir bünye sanırım sağlıklı bir ruh halinde değildir. bence nefret tüm duygularımızdan ağır basmıyor. örneğin uzun zamandır temizlenmemiş bakteri yuvası klavyelerimizden nefret etmiyoruz. insanları birbirine düşüren facebooktanda nefret etmiyoruz. devamlı bizim dışımızda bir bilincin bizi bir yerlerer sürüklediğinden falan bahsediyoruz. Gençken umursamadığı tanrıdan korkup devamlı namaz kılan yaşlılar gibi hızla şikayet ediyoruz, eleştiriyoruz. bu bilinç bizim bilincimizi yerinden almış salak olmuşuz. devamlı play station oynamak istiyoruz. bebek gibiyiz, bebek bilincindeyiz. Hiç öğrenemiyoruz. devamlı tekrar eden şeyleri bile çok zor öğreniyoruz. şuçu da teknolojiye falan atıyoruz ama teknoloji mesaj atmayı ve fotoğraf çekmeyi bildiğimiz telefon değildir. eğer bir teknolojiyle aktif ilişki içerisine gireceksek onun tüm özelliklerini bilmeliyiz.
aynen bıçağın kestiğini yanlış kullanırsak elimizi keseceğini bildiğimiz gibi. bıçağın elimizi keseceğini bilmezsek kesmez sanıyoruz. örneğin cep telefonunun kötü taraflarını bildiğimiz halde bırakmıyoruz. yeni bir modelini görünce de içten içe merak ediyoruz, edinmek istiyoruz. sanmayın ki biz telefonu kullanmayız bilmiyoruz diye o bize zarar vermesin. sanmayın ki biz bu zararları bilmiyoruz diye başkaları bilmesin.
bugünün dünyasında bir şirkette üretimden önce halkla ilişkiler bölümü olması gerekmektedir. bu Hİ bölümleri bize hikayeler uydurur. böylelikle adidas ayakkabımızın endonezyada 18 yaşından küçük çocuklar tarafından günde 15-20 saat çalışarak yapıldığı gerçeğini öğrenmeyiz. bu bilgiler o ayakkabıyı kot pantolonun altına mutlu mutlu giymemizi engelleyecektir. Hİ bölümlerinin hikayeleri gerçektir. ama endonezyalı çocuğun gerçeği de gerçektir. bu gerçekler bize seçilerek verilir. çünkü bizim bebek beyinlerimiz fazla gerçekle karşılaşmamalıdır.
bu arada mahalle baskısı biz evimizden dijital anlamda dünyayla buluştuğumuz için küreselleşmiştir. aynı diğer yerel kültür ögelerimizin de küreselleşeretiği gibi. dışarıda bir türbanlı kız topluluğu görünce çok sinirlenmiyorum. en azından facebookta türban taraftarı bir grup görünce sinirlendiğim kadar sinirlenmiyorum. halbuki o grubun muhtemel üyeleri karşımda, yanımda, arkamdalar. otobüste üç durak aynı sağcı gençle gidince benimsiyorum onu. televizyonda görünce dayanamıyorum kanal değiştiriyorum. internette tık sayıları artmasın diye sitelerine girip ne konuşuyorlar bakamıyorum bile yada tirajı artmasın diye filmlerine gidemiyorum. yüzyüze görüşmek, araya bir kitle iletişim aracı sokmamak daha güzel sanki daha insanca. ama göt istiyor biraz da...
bu yazıyı yazmamın amacı çevremdeki yanlızlık döngüsünü aktarmaktı. alıntıları çevremdeki yanlızlık hikayelerine(özellikle kendiminkine) benzettiğim için yaptım.
Alıntı ile Cevapla