Tekil Mesaj gösterimi
  #7 (permalink)  
Alt 18-11-2008, 12:19
RoNiNeX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
RoNiNeX RoNiNeX isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Ebedî Arıza...
 
Üyelik Tarihi: 04-10-2008
Nerden: Şehr-i Şirin İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 138
Blog Başlıkları: 17
Standart BAŞKALDIRAN İNSAN

BAŞKALDIRAN İNSAN
“ L’Homme Reêvoltê ”
-1951-

Yazar: Albert Camus ( 7 Kasım 1913, Cezayir – 4 Ocak 1960 Fransa )
Çeviri: Tahsin Yücel
Yayın: Varlık Yayınları ( yayın sayısı: 1324; Faydalı Kitaplar Dizisi: 76, Ekim 1967, Sayfa: 320, Ebat: 12x16,5 cm, Fiyat: 8 TL )


GİRİŞ

İnsan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu başkalarının ve kendi kendisinin yok edilmesine mi götürür yalnız, her başkaldırma evrensel öldürmenin doğrulanmasıyla mı sona ermelidir, yoksa, tam tersine, olanaksız bir suçsuzluğu benimsemeye kalkmadan, usa uygun bir suçluluk ilkesi bulunabilir mi, sorun budur.
Giriş (sayfa: 12)

I. BÖLÜM: BAŞKALDIRAN İNSAN

Başkaldırmanın incelenmesi, Elen’lerin düşündüğü gibi, ama çağdaş düşüncenin önermelerinin tersine, bir insan yaratılışı bulunabileceği şüphesine götürür en azından. Benliğimizde korunması gereken, sürekli olan hiç bir şey yoksa, ne diye başkaldırmalı? Köle, şu ya da bu emirle, benliğinde yalnız kendisinin olmıyan, içinde bütün insanların, hatta kendisini alçaltıp ezenin bile ortaklık hakkı bulunan bir ortak alan olan bir şeyin yoksandığı yargısına vardığı zaman, aynı zamanda bütün varlıklar için ayaklanır. (1)

(1)- Kurbanlar ortaklığı kurbanı cellâda bağlıyan ortaklığın aynıdır. Ama cellât bunu bilmez.
(S: 16)

Her başkaldırmanın varsaydığı değerin olumlu yanı, Scheler’in tanımladığı hınç kavramı gibi (1), tamamiyle olumsuz bir kavramla karşılaştırılırsa, daha kesin bir biçimde belirlenebilir. Gerçekten de, başkaldırma hareketi, kelimenin en güçlü anlamında bir hak isteme eyleminden daha fazla birşeydir. Scheler hıncı, çok güzel bir biçimde, sürüp giden bir güçsüzlüğün bir kendi kendini zehirlemesi, kapalı kapta kötü bir salgısı olarak tanımlamıştır. Başkaldırma, tam tersine, varlığı kırar, taşmasına yardım eder. Durgun sulara yol açar, onlar da azgınlaşır. Scheler, arzuya, sahiboluşa adanmış varlıklar olan kadınların ruhunda hıncın ne büyük bir yer tuttuğunu belirterek edilgen yanını gösterir onun. Başkaldırmanın kaynağında ise, tam tersine, taşkın bir etkenlik ve güç ilkesi vardır. Scheler hıncın çekememezlikle renklendiğini söylemekte de haklıdır. Ama elinde olmıyanı çekemez insan, başkaldıran insansa olduğu şeyi savunur.

(1)- Hınç İnsanı
(S: 17)

Scheler insanseverliğe insanlık düşmanlığının eşlik ettiğini kanıtlamak ister. İnsanın genel olarak insanlığı sevmesi yaratıkları özel olarak sevmek zorunda kalmamak içindir. Bazı durumlarda doğrudur bu, hele insanseverliği Bentham’ın, Rousseau’nun temsil ettiğini görünce, Scheler’i daha iyi anlıyor insan. Ama insanın insana aşkı çıkarların rakama vurulmasından, ya da insan yaratılışına beslenen kuramsal bir güvenden başka şeylerden de doğabilir. Faydacılara, Emile’in eğiticisine karşılık, örneğin Dostoyevski’nin İvan Karamazof’ta kişileştirdiği mantık, başkaldırma hareketinden doğaötesi ayaklanmaya giden mantık vardır bir de. Scheler de bilir bunu, bu anlayışı şöyle özetler: “İnsandan başka şeylere harcanabilecek kadar aşk yok yeryüzünde”. Bu cümle doğru bile olsa, varsaydığı başdöndürücü umutsuzluk horgörüden başka birşey isterdi. Karamazof’un başkaldırışındaki acılı niteliğini kavrıyamıyor aslında. İvan’ın acısı, tam tersine, yeryüzünde gereğinden fazla aşk bulunmasıdır. Tanrı yadsınıp de bir yeri, bir gereği kalmadığı zaman, bu aşkın, cömert bir suç ortaklığıyla, insana yöneltilmesine karar verilir.
(S: 19)

Başkaldırma anlayışı kuramsal eşitliğin büyük gerçek eşitsizlikleri örttüğü topluluklarda gerçeklik kazanabilir ancak. Öyleyse başkaldırma anlayışı yalnız bizim Batı toplumumuz içinde bir anlam taşır. Daha önce söylediklerimiz bizi böyle bir sonuca karşı uyarmamış olsaydı, bu sorunun bireyciliğin gelişmesiyle ilgili olduğunu söylemiye kalkabilirdik.
(S: 20)

Inca ya da, parya başkaldırma sorununu ele almaz, çünkü bu sorun, kendileri için önceden, daha kendileri ele almadan, bir gelenek içinde çözülmüştür, karşılığı da kutsaldır. Kutsal evrende başkaldırma sorununa rastlanmıyorsa, bütün karşılıklar bir kerede, kesinlikle verilmiş olduğu, burada hiçbir gerçek sorun bulunmadığı içindir. Doğaötesinin yerini masal almıştır. Soru yoktur, yalnız karşılıklar, bir de sonu gelmez açıklamalar vardır. Ama insanın kutsala girmesinden önce ya da girebilmesi için, kutsaldan çıkmasıyla, ya da çıkabilmesi için, soru ve başkaldırma vardır. Başkaldıran insan, kutsaldan önce ya da sonra yer alan, bütün karşılıkların insansal, yani usa uygun olarak belirlenmiş olduğu bir düzen isteyen insandır.
*Başkaldıran İnsan (S: 21)


Schopenhauer, Nietzsche, Cioren, Pavese ve envai çeşit kötümserleri benim gelişime hazırlık yapan müritler olarak görüyorum...
Alıntı ile Cevapla