Alıntı:
i_ramx´isimli arızadan alıntı
neyse...kaldığımız yerden dewam...
EVREN İZOLE BİR SİSTEMDİR demiştim ve hala tekrarlıyorum… ve hiç yanılmadığım fiziğiJgibi… Darwinistlerin hmn bu yasada ortaya attıkları güneş sistemi olayı ekemezsiniz bükemezsiniz gelelim sözlerinizde unuttuğunuz bir nokta var güneşin evrenin bir parçası olduğunu ihmal edip sanki güneş evren dışında bir yerden harici bir enerji sağlıyormuş gibi yazamazsınız! çok komik bir durum olur o zmn...bakın.. Termodinamik pozitif bilimlerin kalbidir. Kimya da Biyoloji de Fizik de hepsi termodinamik yasaların üzerine kurulmuştur termodinamik güneş sisteminde işlemedi derseniz güneş sistemindeki olayları biyolojik ya da kimyasal olarak açıklamaya çalışırsanız sadece kendi yazdıklarınızla çelişir ve komik duruma düşersiniz…gelelim diğer bir meseleye "sanmıyorum çünkü sen bilimsel yaklaşmıyorsun, dogmatiksin" demişsiniz şuana kdr yazdıklarımın tümü bilimseldir madem bilimsel değil ispat edin o zmn siz dine inanan her insana dogmatik dersiniz önyargılı olarak şunu bilmeniz gerekir inanç sistemlerinin dayandığı DOGMALAR olduğu gibi, bilimin de temel aldığı VARSAYIM-AKSİYOM-DOGMA lar vardır
Bakın sizinle anlaşamadığımız nokta iki sebepten kaynaklanıyor hangisinin olduğunu belirtin lütfen bnm savunduğum inancın çelişkili olduğunu mu söylüyorsunuz yani bilimle çalişkili olduğunumu söylüyorsunuz, uymuyor olduğunumu? yoksa bnm inancımın daha doğrusu bu sistemin sizin anlayışınıza uymadığınımı söylüyorsunuz? bu çok önemli...Eğerki sistemin çelişkili olduğunu ileri sürüyorsanız bu dinle ilgili önkabulleri kabul edip bilimle karşılaştırıp ona göre yorum yapıp ondan sonra çelişki var veya yok diyebilirsiniz. ben bunları kabul etmiyorum ki bu böyle değil o yüzden şununla çelişiyor demek kimseyi bir yere götürmez...yani eğer sizin anlayışınıza uygun değilse bu kimseyi bir yere götürmez...
Gelelim bilim konusunda ahkam kesen ark.mıza bilimin nsl inancımı her seferinde doğruladığına... bana başka bir yazınızda evrenin genişliği sabitmidir diye sormuş hatta bilimde şok diyerek alaycı bir tavırla olaya yaklaşmanıza... evet bilimsel olarak sabittir Doppler etkisi başka bir konu yine doğrulama açısından...Kozmik fon radyasyonu… nedir bu kozmik fon rdysynu? evrenin her tarafında var olan ve büyük patlama tezinin öne sürdüğü değere birebir uyan ilk patlama anında ortaya çıkan radyasyon...patlamanın fosili... Hidrojen Helyum oranı da sonsuz evrenkavramını yalanlıyor. bu maddelerin evrende hala var olmaları demek sonsuzdan beri var oluyor olamamaları demek...Zira tüm hidrojenin helyuma dönüşmüş olması gerekirdi...
Öncelikle şunu belirteyim tespitleriniz doğru konunun ilk syfasında yazdıklarımı eğer okuduysanız tespitlerinizin bilimsel olarakda doğrulandığını görebilirsiniz "tamam dediklerim bilime aykırı biliyorum" kesinlikle öyle birşey söz konusu değil dedikleriniz bilimde yerli yerine oturuyor ve her seferinde evrim zırvalığını çürütüyor " bulamaç halinde içinde çeşitli atomlar ve moleküller olan bi karışımdan canlı türeyemez. eğer türediğini iddia eden varsa buyursun denesin" zaten mantıklı düşünebilen bir insan bir çok maddenin birayara gelmesiyle tesadüfi ve yerli yerinde bir varlığın oluştuğunu savunamaz çünkü böyle bir durum hakikaten saçma olur mesela düşüninki çok gzl bir tablo harika renkler birbirine uygun ahenk içinde hmn tabloyu kimin yaptığını sorarsınız değil mi? birisi gelip size dese boyalar karışmış fırça tesadüfen kağıda değmiş oluşmuş diye adama deli gözüyle bakarsınız hmn işte bu durumda ayneeen şu evrim masalıyla aynı durum
bildiklerinizi aktarmak konusunda bence gayet yeteneklisiniz mantılı düşünebiliyorsunuz ve düşündüklerinizi yorumlayıp sorular soruyorsunuz bu çok önemli kendinizi küçümsemeyin hiçbir zmn emin olun birçok insanın kavrayamıdığı şeyi çok gzl bir şekilde kavramışsınız
çook gzl bir soru ztn bende diğer bir msjımda madem komplekse doğru gidiyorlar en basit olarak maymunlar niçn hala varlığını sürdürüyor?bunlar insanların ilkel hali değilmi? kompleks yapıdaki bir varlık olan insanla aynı dönemde bulunabiliyorlar bu da darwinizme aykırı?
maymunlar ben ortama uym sağlamak istemiyorum ben böyle kalacağım diyipte mi günümüze kdr gelmişler (ortama uyum sağlamaktan kasıt kompleks yapıya geçiş) saçmalamayın lütfen darwinizmi savunuyorsunuz ama yazdıklarınız darwinizmle çelişiyor bu nsl yaman bir çelişki pes doğrusu!
hakikaten çok yorgunum ve zmnım yok işlerim çok yoğun ve ancak bu kdr yazabildim kusuruma bakılmasın diğer ark. inş. geniş bir zmnda cvp vereceğim mazur görün lütfen...
|
Ne evren ne de dünya izole ve kapalı bir sistem değildir, yanıldın her zaman yanıldığın gibi. Dünya ve üzerinde yaşayan canlılar da açık bir sistemdir, güneşten enerji alırlar ve bu enerjiyi kullanarak kendi entropilerini azaltırlar.
Ve hala saçmalıyorsun, termodinamiği reddetmişim gibi fizik termodinamik üzerine kurulmuştur, termodinamik pozitif bilimlerin kalbidir diyorsun. Ne alaka? Burada bunun aksini idda eden mi oldu şimdi?
Ha bunları neden yazdığını ben izah edeyim; bana cevap vermek için aşırdığın sitede tam olarak böyle yazmışlardı: Termodinamik pozitif bilimlerin kalbidir. Kimya da Biyoloji de Fizik de hepsi termodinamik yasaların üzerine bina edilmiştir.
Yani gene aşırdın: Allahı'ın Varlığının Bilimsel Olarak İsbatı - Sayfa 5 - SDN Forum
Termodinamiği yaradılış safsatalarına uyarlamayı bırakıp biraz bilimsel araştırma yaparsanız her şey gayet açık. Bakın ne diyor bilim adamları:
19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi çağında, ısı makinelerinin verimini arttırma çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan termodinamik bilimi, tümdengelimci kuruluşu ile doğadaki olayların ve süreçlerin olabilirlik koşullarını kimi yasalarla belirlemektedir. Bu bilim alanının İkinci Yasasıyla fiziğe getirdiği kavramlardan biri de, çevresiyle enerji alışverişi yapmayan, yalıtılmış sistemlerde yürüyen olaylarda her zaman artacağı kuralı getirilen ve enerjinin değersizleşme derecesini veren bir fonksiyon olarak tanımlanabilecek “entropi” kavramıdır.
Kendiliğinden yürüyen olaylarda entropi artar ve sistem dengeye ulaşınca en büyük değerini alır. Yaratılışçıların göz ardı ettikleri nokta, dünyanın yalıtılmış bir sistem olmadığıdır. Yeryüzü, güneşten sürekli enerji aldığı için açık bir sistemdir. Açık sistemlerde enerji ve entropinin değişme süreçleri yalıtık sistemlerdeki gibi değildir. Açık sistemde metabolizma sürecine sürekli olarak enerji girmesi, düzenliliğin ya da örgütlenmenin bir ölçüsü olan negentropiyi ya da negatif enerjiyi arttırır. Böylece entropi artışı, negentropi artışı ile karşılanabilir ve denge durumunda entropi değişmez olur. Dolayısıyla canlıların karmaşık moleküler oluşumu ile bölgesel entropi azalmaları göstermesi, termodinamiğe aykırı değildir. Ancak, tüm Güneş Sistemi incelenecek termodinamik sistem olarak seçilirse -ki o da evrenin geri kalanından yalıtılmış değildir- net entropi artışı söz konusu olabilir. Kaldı ki, geçen yüzyılın sonunda geliştirilen ve maddenin atomlu yapısını göz önüne alan istatistik termodinamik, çok sayıda parçacık içeren sistemlerde denge konumu çevresinde dalgalanmalar olacağını ve yerel entropi azalmaları görülebileceğini kanıtlamıştır.
Doç. Dr. Osman Gürel [Bu yazı Doç. Dr. Osman Gürel'in Yaşamın Kökeni adlı kitabından alınmış ve Bilim ve Gelecek dergisinin Nisan 2007 tarihli 38. sayısında yayımlanmıştır.]
Ve internet ansiklopedisi Wikipedia’dan:
Kapalı bir sistemde entropi her zaman artar. Kapalı sistem kısmı çok önemlidir. Sisteme enerji vermek suretiyle entropisi azaltılabilir. Dünya kapalı bir sistem değildir. Güneşten sürekli olarak enerji akmaktadır dünyaya, ve düzeni bu sağlar.
Ayrıca termal olarak izole edilmiş büyük bir sistemin entropisi hiçbir zaman azalmaz (bkz: Maxwell'in Cini). Ancak mikroskopik bir sistem, yasanın dediğinin tersine entropi dalgalanmaları yaşayabilir (bkz: Dalgalanma Teoremi).
Kaynak: Termodinamik - Vikipedi
Tekrarlıyorum, dünya kapalı bir sitem değildir. Yine de sizin dediğiniz gibi tüm evreni baz alırsak; hem evrenin kapalı olduğunu, hem de evrenin genişlediğini iddia eden hocacılar zaten kendileri ile çelişiyor. Genişleyen bir evren kapalı ve izole olamaz.
Ama çelişkilerinizi bırakıp gerçeklere bakarmaya devam edersek:
Hubble ilişkisine bakarak ya da geçerlilik sınırları denge durumundaki dizgelerle sınırlanmış olan Termodinamiğin II. Yasası'na yaslanarak evrenin belli bir zamanda başladığını, genişlediğini ve "ısı ölümüne" doğru gittiğini söyleyebilmek için ya yazgıcılığın prangalarına gönüllü bağlanmak ya da kötümser var oluşçu olmak gerekiyor.
Büyük Patlama çerçevesinde çalışan tüm evren modelleri evrenin genişlediğini savunmaktadır. Uzay gerçekten genişliyor mu? Bilim insanları bu sonucu hangi gözlemsel gerçekten çıkarıyorlar? Bu soruların yanıtlarına aşağıda değineceğiz.
300.000 kmº1 saniye
Evrenin genişlediğinden son derece emin olan Büyük Patlamacı evrenbilimcilerin sıkça kullandıkları savsözleri: "Kuazarlar en uzak gök cisimleridir. Ne denli uzağa bakarsak zamanda da o denli geriye, başlangıca gideriz" biçimindedir. Bugün birinci tümcenin doğruluğuna ilişkin çok ciddi kuşkular duymayı haklı gösterecek gözlemsel veriler bulunmaktadır. İkinci tümceninse yarısı doğru yarısı yanlıştır! "Ne denli uzağa bakarsak zamanda da o denli geriye gideriz". Bu tümce doğru. Işığın boşluktaki hızının sabit ve bilgi taşımada erişilebilecek en büyük hız olduğunu gözlem ve deneylerden biliyoruz. Işık boşlukta bir saniyede 300.000 kmº300.000 km yol kat eder. Diğer bir deyişle, 1 saniye denkliği doğrudur. Bu denklik bağıntısı, fiziğin homojenlik ilkesini çiğnedi demeyin! Bilindiği gibi fizik, eşitliklerin veya denkliklerin her iki yanında yer alan fiziksel niceliklerin fiziksel boyutlarının aynı olması konusunda son derece dikkatlidir. Einstein'ın Görelilik L = T anlamına gelir.Þkuramında c = 1 alınır. Bu eşitlik, L / T = 1 Yani, uzunluk demek zaman demektir! Einstein zamanı işte böyle "uzaysallaştırmıştır"; zamanın 4. Boyut olarak alınması böyle bir usa vurmayla gerçekleşmiştir. "Zamansız" Einstein bu nedenle, "Zaman bir illüzyondur" demiştir. Diğer yandan Einstein'ın alan denklemlerinin çözümü evrenin dinamik "tarihçesini" verir; yani, evrenin R yarıçapının t zamanıyla nasıl değişeceğini anlatmaya çalışır.
Prof. Dr. Rennan Pekünlü (Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü)
Ve diğer İddia: Australopithecus, Homo habilis ve Homo rudolfensis maymun mudur?
Yanıt: Günümüzden yaklaşık 6 - 7 milyon yıl önce görülen bir dizi iklimsel ve tektonik olayların yarattığı değişimler sonucunda Afrika Kıtası'nın güneyinde ve doğusundaki ekolojik ortamlarda yaşamakta olan insanın ve kuyruksuz maymunların "üst familyasına" (Hominoidea) ait canlılar, ortak gen havuzlarından çeşitlenme yoluyla ayrılmaya başladılar.
Sayın Alpagut, Yaratılışçılar, Australopithecus cinsine (genus) ait fosil türlerin tümünün, günümüz maymunlarına benzeyen soyu tükenmiş maymun türleri olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu cinsin insan familyasının soyağacında yeri var mıdır? Açıklar mısınız?
Günümüzden yaklaşık 6 - 7 milyon yıl önce görülen bir dizi iklimsel ve tektonik olayların yarattığı değişimler sonucunda Afrika Kıtası'nın güneyinde ve doğusundaki ekolojik ortamlarda yaşamakta olan insanın ve kuyruksuz maymunların "üst familyasına" (Hominoidea) ait canlılar, ortak gen havuzlarından çeşitlenme yoluyla ayrılmaya başladılar.
İnsan familyası (Hominidae) ile kuyruksuz maymun familyası (Pongidae) altında biyolojik olarak sınıflandırılan cinsler (genus), birbirine benzeyen ortak karakterlere sahip türlerin oluşturduğu topluluklar olarak çeşitlenmeye devam ettiler.
Bu cinslerden birisi olan Australopithecuslar, günümüzden yaklaşık 4.2 - 1.2 milyon yıl öncesinde yaşamıştır ve kuyruksuz büyük maymunlar ile insanın en eski ortak ata türlerini içeren Hominidae (insan familyası) altında sınıflandırılan diğer fosillerle birlikte, insanın biyolojik evrim tarihine ve soyağacına, eksik parçalar olsa bile, ışık tutmaktadır.
Australopithecus cinsi fosillerine bugüne değin sadece Afrika'da rastlanmıştır ve fosiller kronolojik olarak yaşadıkları dönemlere göre "Erken Australopithecuslar 4.2 - 2.7milyon yıl önce" ve "Geç Australopithecuslar 2.7 - 1.2 milyon yıl önce" şeklinde sınıflandırılmaktadır. Bu cinsin kapsamında yer alan Australopithecus türleri; ortak özellikler taşıyan ve kendi içerisinde döllenen canlılardan oluşan biyolojik gruplar olarak tanımlanır.
Narin yapılı, küçük diş ve çenelere sahip olan Erken Dönem Australopithecusların yanı sıra iri yapılı, büyük yüzlü, kütlevi çeneleri ve dişleri olan Geç Dönem örnekleri, Hominidae familyasının evriminde önemli bir basamağı oluşturmaktadır.
Bu türleri birbirinden ayıran yapısal, biyokimyasal, fiziksel ve davranışsal karakterlerin farklılıkları ve benzerlikleri evrimsel biyoloji açısından dikkate alındığında, türlerin geçmişte bir zamanlar aynı gen havuzuna ait olan populasyonlar oldukları görülmektedir. Paleoantropolojik ve paleontolojik araştırmalarda fosillerin tür tanımlarının yapılabilmesi için öncelikle cins tanımlarının yapılması gerekir.
"Australopithecus cinsinin, Hominidae (insan familyası) soyağacı içerisinde yer almasına neden olan hangi yapısal benzer (homolog) karakterler, bilim insanları tarafından dikkate alınmaktadır?" sorusuna yanıtımız ise, iki ayak üzerinde yürüme (bipedal), alt ve üst çenelerde küçülen ve karşı çene düzlemine taşmayan köpek dişleri ve beyin hacmindeki artış gibi "homolog karakterler"in geçerli olduğudur.
İki ayak üzerinde yürüme ile ellerin serbest kalması vücutta işlev değişikli yaratırken, beyin hacmindeki artış Australopithecusları, kuyruksuz büyük maymunlarından farklı bir evrim çizgisine doğru yönlendirmiştir.
Afrika'da yaşayan kuyruksuz büyük maymunlardan şempanze ve goril türleri de, anılan zaman içerisinde, çeşitlenme yoluyla aynı ekolojik ortamlarda evrimlerini sürdürmüştür.
Sorunuzun bir bölümü olan, Australopithecus cinsinin insan familyasına ait soyağacındaki yerine bilimsel açıdan yanıt, günümüzde soyu tükenmiş bir Hominidae üyesi olduğudur. Bir başka anlatımla bu fosiller, taşıdıkları morfolojik ve homolog karakterlere bakılarak "insanımsılar" kategorisinde yer alırlar.
Australopithecuslar insanın (Homo sapiens) doğrudan atası değildir, ancak insanın üst familyasından yani kuyruksuz büyük maymunlar ile birlikte olduğu ortak atadan, ortak gen havuzundan getirdiği ortak karakterlerden yola çıkarak, bu cinse ait fosil türlerinin günümüzde soyu tükenmiş ara formlar oldukları bilim dünyasında kabul görmektedir.
Homo habilis ve Homo rudolfensis fosillerinin maymun türleri olduğu görüşü ileri sürülmektedir. Bu görüşü değerlendirir misiniz?
Homo cinsinin (genus) ortaya çıkışına yine Afrika Kıtası ev sahipliği yapmıştır. Homo cinsi, kronolojik sıralamada yaklaşık "Erken Dönem 2.5 milyon yıl önce", "Orta Dönem 1.9 milyon yıl önce" ve "Geç Dönem 500.bin yıl önce" yaşamış gruplar şeklinde sınıflandırılmaktadır.
Homo habilis fosili ilk kez 1960'lı yıllarda Tanzanya'da gün ışığına çıkarıldı. Beyin hacmi 590 - 690 cm3 ile Australopithecus cinsine ait türlerin metrik dağılımı içerisinde bulunmaktaydı. Ancak bir grup bilim insanı, bu fosili yeni bir tür olarak kabul etmekte ve Homo cinsi içerisinde yer alması için görüş bildirmekteydi. Homo habilis, küçük ve dar büyük azı dişleri, küçük azı dişleri, küçük çenesi ile çağdaşı olan Australopithecus cinsinin iri yapılı türlerinden ayrılmaktaydı.
Yaklaşık 1 m boyundaki bir dişi ferde ait olan fosilin gövde oranlarına bakıldığında, kollar bacak boyuna göre daha uzun ve "insanımsılara" benzer metrik değerler gösterirken, buna karşın fosilin daha gelişmiş ve modern yapılı el ve ayak iskeletine sahip olması bu örneğin "taş alet üretebilen" bir Hominidae üyesi olması gerektiğini bilim dünyasına kabul ettirdi. Doğu Afrika'da Olduvai Mevkii'nde yapılan kazılarda adı geçen fosil tarafından üretilmiş en eski taş aletlerin bu fosil ile birlikte stratigrafik tabakalarda insitu bulunmuş olması, habilis fosilini Homo cinsine dahil etmeyi mümkün kıldı.
Homo habilis, Doğu ve Güney Afrika'da ele geçen fosillerinin ışığında, 1.9 milyon yıl - 1.6 milyon yıl önce yaşamış, dişi ve erkek örneklerinin arasında cinsiyet / boyut farkının (sexual dimorfizm) fazla olduğu bir fosil grubudur.
En önemli özelliği, el ve ayak iskeletinin gelişmiş olmasıyla üretmiş olduğu taş alet kültürünün, insan cinsinin en eski örneğine ışık tutmasıdır. Bu nedenle bu sorunuzda ileri sürüldüğü gibi, habilis kesinlikle bir maymun türüne dahil edilemez. Homo cinsinin ilk örneğidir.
Homo rudolfensis, Erken Dönem Homo cinsine ait bir örnek olarak, Kuzey Kenya'da Rudolf Gölü (Turkana Gölü) çevresindeki kazılarda ele geçmiştir. Günümüzden 1.9 milyon yıl önce yaşamış olan bu örneğin 750cm3'lük beyin hacmi ve büyük yüz iskeleti, onu Homo habilis'den farklı kıldı. Dişlerinin büyüklüğü ile de çağdaşı olan iri yapılı Australopithecus cinsinin metrik değerlerine yakın bulundu.
Beyin - gövde oranı ise, mental yeteneklerinin gelişmiş olduğu yönünde bilgi veriyordu. Bilim insanları fosilde saptadıkları bazı modern karakterlerin ışığında, bu fosili Homo cinsi içerisinde kabul ettiler. Beyin hacmi, beyin - gövde oranı ve gelişmiş mental yetenekler, bu örneğin maymun türlerine kesinlikle dahil edilemeyeceğini göstermektedir.
Kaldı ki, bu fosil ve habilis fosili, eğer benzeyecek ise bir maymun türüne değil, insanımsılara benzer bazı karakterleriyle dikkate alınır.
İnsanın biyolojik evrim tarihine bakıldığında, Afrika'da yaklaşık 6 - 2 milyon yıl süren bir zaman diliminde, Hominoidea üst familyası, bunu takiben Hominidae familyasından evrimleşerek, değişen çevre koşulları karşısında Afrika dışına göç eden Homo genusu üyelerinin dünyaya yayıldığı görülür.
Prof. Dr. Berna Alpagut (Ankara Ünv. DTCF Antropoloji Bölümü)
Bilim ve Gelecek:: İddia: Australopithecus, Homo habilis ve Homo rudolfensis maymun mudur?
Alıntı:
|
maymunlar ben ortama uym sağlamak istemiyorum ben böyle kalacağım diyipte mi günümüze kdr gelmişler (ortama uyum sağlamaktan kasıt kompleks yapıya geçiş) saçmalamayın lütfen darwinizmi savunuyorsunuz ama yazdıklarınız darwinizmle çelişiyor bu nsl yaman bir çelişki pes doğrusu!
|
Şu söylediklerin aslında senin bu konudaki cehaletini gösterir. Evrim teorisi maymunların ortama uyum sağlamak istemediği için günümüze kadar geldiğini değil, ortama uyum sağlayanların hayatta kaldığını söyler. Maymun hala varsa bu onun bir tür olduğunu gösterir.
Tanrının varlığını ispatlamak için bilimi inkar edemz, çarpıtamazsınız. MorningStar’ın örneğindeki gibi savlarınız uydurma ve safsatadan öteye gitmiyor.
Ve yazılarını kopyalayıp buraya astığınız Harun Yahya bilim adamı olmadığı gibi eğitimi lise mezuniyetinden ibarettir. İddiaları bilimsel nitelik taşımaz, itibar da görmez. Buna rağmen akli dengesinin yerinde olmadığını mahkemelere ispatlamış birisinin söylediklerini ciddiye alanlara ancak güler geçerim.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|