Evrim Masalı...artık masal...
Artık masal dinleyecek yaşta değiliz brz kendimize gelelim mantıklı olarak düşünelim...Benim konu hakkında düşündüklerim bunlar...yazdıklarıma katılmıyor olabilirsiniz ama sadece ne yazılmış diyerek ön yargı içinde olmadan sadece düşünerek okuyun...
Öncelikle "teoriyi" açıklayalım...
"Darwinizm, canlılığın tek bir ortak atadan geldiğini ve küçük değişimlerle farklılaştığını öne sürmektedir..." bu durumda mantıklı olrak düşündüğümüzde :canlılığın, ilk başta birbirine çok benzer ve basit formlarda ortaya çıkmış olması gerekir. Yine aynı iddiaya göre, canlıların birbirlerinden farklılaşmaları ve kompleksliklerinin artması da, çok uzun zamanlar içinde olmalıdır. Darwinizm'e göre önce küçük ve daha basit formlarda türler oluşmalı ve bunlar zaman içinde bir filumu oluşturmalı ve sonra diğer filumlar küçük küçük değişimlerle ve uzun zaman dilimleri içinde yavaş yavaş belirmelidir. Darwinizm'in bu varsayımına göre, hayvan filumlarının sayısında da kademeli bir artış yaşanmış olmadır. Ancak fosil kayıtları Darwinizm'in bu öngörülerinin doğru olmadığını göstermektedir. Evrimci iddiaların tam aksine havyanlar, ilk ortaya çıktıkları dönemden itibaren birbirlerinden çok farklı ve çok KOMPLEKSLİDİRLER. Bugün bilinen tüm hayvan filumları ve hatta çok daha fazlası yeryüzünde aynı anda, Kambriyen devri olarak bilinen jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır.
Canlılığın bilinen tüm hayvan filumları ile ortaya çıktığı Kambriyen devri, 570-505 milyon yıl önce yaşanmış 65 milyon yıllık bir jeolojik dönemdir. Ancak bilinen tüm filumların tamamına yakınının hep birlikte ortaya çıktıkları zaman dilimi, Kambriyen devrin daha küçük bir bölümüdür ve bunun en fazla 10 milyon yıl olduğu hesaplanmaktadır. Bu, jeolojik anlamda çok kısa bir zaman dilimidir.
Bu kadar kısa bir zamanda canlılığın tüm çeşitliliği, tüm farklı vücut planları ile birlikte aniden ortaya çıkması, Darwinizm'in beklentisinin tam aksidir. Kambriyen devrinde ortaya çıkan filumların bir kısmının sonradan soylarının tükenmesi ve bir daha da yeni filum belirmemesi ise bu çelişkiyi daha güçlendirmektedir: Canlılık evrimcilerin iddia ettikleri gibi, giderek genişleyip, çeşitlenmemekte, aksine çok çeşitli başlayıp giderek daralmaktadır.
burada iki kavram önümüze çıktı demekki canlılar en baştan itibaren kompleks bir yapıdadır ve kambriyen dönemi bunun en büyük kanıtıdır... KAMBRİYEN DEVRİ, EVRİM TEORİSİNİ YIKMAK İÇİN YETERLİDİR...
Diğer şu evrimcilerin ortaya attığı savsataya gelirsek...
Türlerin birbirlerinden evrimleşebilmeleri için, sürekli bir değişim içinde olmaları gerekir. Örneğin bir kemirgenin yarasa veya balinaya dönüşebilmesi için, çok uzun dönemler boyunca aşama aşama küçük değişiklikler göstermesi gerekir. Bir kemirgenin yarasa veya balinanın özelliklerini kazanabilmesi için ise bu aşamalı dönüşümün çok çok uzun bir dönemi kapsaması gerekir. Bu uzun dönem içinde ise çok sayıda ara form oluşması ve bu ara formların arkalarında milyonlarca fosil bırakmaları gerekir. Oysa fosil kayıtlarında ara form özelliklerine sahip canlılara hiç rastlanmamaktadır. Bulunan fosiller kemirgenler, yarasalar veya balinalar gibi tam ve belirgin özelliklere sahip özgün canlılardır ve bu canlılar fosil kayıtlarında bu tam halleriyle bulunurlar.
ÖZETLE bİR KAVRAM DAHA KARŞIMIZA ÇIKTI ARA FORMLAR şuana kdrki fosil kayıtların ara formlara rastlanmamıştır...
Peki bir soru neden şuana kdr bulunan insana ait bulgular evrimi desteklemiyor??? açıklayayım şöyle ki...
İnsanla ilgili bulunan en eski ve en eksiksiz fosillerden biri de KNM-WT 15000 veya diğer adıyla "Turkana Çocuğu" iskeletidir. 1.6 milyon yıllık bu fosili evrimci Donald Johanson şöyle tarif eder:
Uzun ve zayıftı. Vücut şekli ve uzuvlarının oranları bugünkü Ekvator Afrikalıları'nınkiyle aynıydı. Uzuvlarının ölçüleri, bugün yetişkin beyaz Kuzey Amerikalılarla tamamen uyuşuyordu.
Yapılan araştırmalar fosilin 12 yaşında bir çocuğa ait olduğunu ve büyüyebilmiş olsaydı 1.83 m. boyuna ulaşabileceğini göstermiştir. ABD'li paleoantropolog Alan Parker "sıradan bir patoloğun bu çocuğun iskeletiyle, günümüz insanına ait bir iskeleti birbirinden ayırmasının çok güç olduğunu" söyler.
demekki neymiş...eski dönemlerde bulunan iskeletlerle şuanki insan iskeletleri arasında en ufak farklılık yokmuş...
Şu gündeme atılan saçma sapan hiçbir kaynağa dayanmayan diğer bir konu...
insan ve şempanze DNA'ları hakkında sık sık ileri sürdükleri % 99 benzerlik "iddiası" aslında aldatmacası!
İnsanla şempanzenin genetik yapılarının birbirine % 99 benzer olduğunu iddia etmek için şu anda insanınkinin olduğu gibi şempanzenin de genetik yapısının çözülmesi, ikisinin karşılaştırılması ve bu karşılaştırma sonucunun elde edilmiş olması gerekir. Oysa elde böyle bir sonuç yoktur. Çünkü, şu ana kadar yalnızca insanın genetik haritası çıkartılmıştır. Şempanze içinse henüz böyle bir çalışma yapılmamıştır. Benzerlik iddiası insanda ve şempanzede bulunan 30-40 civarındaki temel proteindeki amino asit dizilimlerinin benzerliğinden yola çıkılarak yapılmış olağanüstü abartılı bir genellemedir.
Oysa insanda 30 bin civarında gen vebu genlerin kodlandığı 100 bin kadar protein vardır. Bu yüzden, 100 bin proteinin sadece 40 tanesinin benzemesiyle insan ve maymunun bütün genlerinin % 99 aynı olduğunu iddia etmenin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur!Kaldı ki söz konusu bu temel proteinler diğer pek çok farklı canlılarda da bulunan ortak hayati moleküllerdir. Yalnızca şempanzede değil, bütünüyle farklı canlılarda bulunan aynı tür proteinlerin yapısı insandakilerle çok benzerdir.
Örneğin, New Scientist dergisinde aktarılan genetik analizler, nematod solucanları ve insan DNA'larında % 75'lik bir benzerlik ortaya koymuştur.sAINIRIM BU KONUYUDA ÇÖZDÜK...
ve daha birsürü bilimsel kanıt
Odeğilde hakikaten şunu mrk ediyorum Ortaçağ'da tuhaf iddialara inanılıyor olması, 17. yüzyıl bilim adamlarının bilgi eksikliği ve o dönemin koşulları göz önünde bulundurularak mazur görülebilir. Ancak günümüzde bilim ve teknoloji bu kadar ilerlemişken ve canlılığın cansız maddelerden oluşamayacağı birçok deney ve gözlemle ispatlanmışken, halaşu saçmalığı savunanları görmek şaşırtıcı...
Bilim adamları, canlılığın oluştuğu dönemdeki koşulları, kontrollü ve son derece gelişmiş laboratuvar ortamlarında meydana getirerek denemeler yapmışlar...bunların tümü sonuçsuz kalmıştır...Canlılık için gerekli fosfor, potasyum, magnezyum, oksijen, demir ve karbon gibi atomlar biraraya getirildiğinde ortaya cansız bir yığından başka bir şey çıkmaz! Ama evrimciler bu atom yığınının biraraya gelip, "zaman içinde", kendilerini çok iyi organize ettiklerini, her birinin uygun miktarlarda, uygun yer ve uygun koşullarda, aralarında en uygun bağları kurduklarını öne sürerler. Bu cansız atomların muhteşem organizasyonlarının ve işlerinin rast gitmesi sonucunda ise gören, duyan, konuşan, hisseden, gülen, sevinen, üzülen, acıyı hisseden, keyiflenen, kahkaha atan, heyecanlanan, düşünen, seven, şefkat duyabilen, müziğin ritmini algılayabilen, tatlıyı zevkle yiyen, medeniyetler kurabilen, bilimsel araştırmalar yapabilen insanların oluştuğunu iddia ederler.
Oysa tüm koşullar evrimcilerin isteklerine göre ayarlansa ve üstüne milyarlarca yıl zaman verilse bile, böyle bir denemenin başarısız olacağı açıktır.
Günümüz bilimi canlıların asla tesadüflerle ortaya çıkamayacak kadar kusursuz bir tasarım ve son derece kompleks bir yapıya sahip olduklarını herseferinde bize gösterir...
|