Tekil Mesaj gösterimi
  #30 (permalink)  
Alt 30-09-2008, 02:39
vasko - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vasko vasko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 01-08-2008
Nerden: Ankara
Mesajlar: 199
Hayır yazılanın sonu ya da başına göre değerlendirmedim, genel olarak başını da sonunu da ortasını da kabullenmiyorum. Bütün bir yazı yazmak yerine yazınızdan değerlendirme yapayım beraber görelim o halde.

Tamam zaten bende ilkinden yana olduğumu söyledim


Baskılar karşısında fikirlerin savunulması ne zamandan beri aptallık olarak nitelendiriliyor, bunu nasıl düşünebilirsiniz, sebepleriniz neler? Daha önce de korkak olarak nitelendirmiştiniz. Bu iş bu kadar basit mi yani ya cesaret ya aptallık diyebilmek?

Daha önce korkak deme gereği duyduğum ve nedenlerini açıkladığım konuyla, şimdiki korkak dememin ve nedenlerinin bir alakası yok. Önce kinde neden korkak dediğimi açıklamıştım.
Hayır, tabi ki basit değil, o yüzden ya aptalcadır ya da cesurca dedim. (Araya daha fazla seçenek koyabilirsin) İkisinden birinde karar kılmadım; Ne aptalca olduğunun kanaatindeyim nede akıllıca. Olaylara ve kişilere göre değişebileceğini söylüyorum. Ama siz sanki sadece aptalcadır diyormuşum gibi yanıt vermişsiniz:
“Baskılar karşısında fikirlerin savunulması ne zamandan beri aptallık olarak nitelendiriliyor, bunu nasıl düşünebilirsiniz, sebepleriniz neler?”
Fikirler uğuruna her sisteme karşı çıkışın aptalca ya da cesurca olduğunu söyleyemem. Böyle kesin bir genelleme olmaz. Aptallık çoğu zaman cesurlukla eşdeğer olabilir:

Bir baba çok sevdiği tek çocuğunun bir aslan tarafından (ya da herhangi vahşi bir hayvan tarafından) öldürüp yemek üzere kıstırıldığını görür. Baba çocuğunu kurtarmak için o hayvanla ölümüne boğuşabilir. Büyük ve kalıcı yaralarla kurtulabilir ya da ölebilirde. Sırf çocuğunu kurtarmak için hayvanla birlikte uçuruma da atlayabilir. Bu baba kesinlikle cesurdur. Ama çocuğunu kurtarmak için bulduğu çözüm akıllıca değildir. Sadece cesurcadır.
Hayvanla ölümüne boğuşmak akla hiç bir şey gelmiyorsa yapılabilecek en son şeydir. Başka bir çözüm yolu bulamamışlıktır. Baba hayvanla boğuşurken beynini değil kendi hayvanlığını kullanmıştır.

Ben ne aptallığın nede cesurluğun yanındayım. Cesur ya da aptal olmadan, akıllıca çözüme ulaşabilenin, hem kendini hem de çocuğunu en az zararla kurtarabilenin, koruyabilenin yanındayım. Fikirleri, idealleri uğuruna sistemle boğuşup o zorluklara, zulümlere katlanmak cesurca olabilir. Öyledir de. Ama akıllıca bir çözüm değil. Orda bahsettiğim aptalca ile kastetmek istediğim buydu. Akıllıca olmayana aptalca dedim. Ama bu yanlış bir zıtlık oldu.
Akıllıca olan çözümün ne olduğunu sorabilirsin. Bilmiyorum Ama her zaman kimseyle boğuşmayı gerektirmeyen başka çözüm yolları vardır diye düşünüyorum. O yolu da bulan bulur. Bulamayan boğuşur.

"Sistemi koyanların hiyerarşisi altında sessiz kalarak sistemi değiştiremezsiniz.
Tepki göstermek yerine sisteme uymak aksine sistem ile bir sorununuz olmadığı gösterir."
Sisteme uyun öyle değiştirin de demedim
Vicdani ret hakkını kullanmaya çalışmak tepki göstermek değildir. Tepkiyi ret hakkınızı kullanmak için gösterin. Bir şey aynı anda hem araç hem sonuç olamaz. Ulaşamadığınız sonucu araç olarak kullanamazsınız. Bu sadece zarar getirir.


“Ben böyle bir şey demedim. İnsanları din ve vatan gibi sahte değerler ile kandırılarak cephelere sürülür ve birileri kazanırken birileri hayatlarını kaybeder. Savaşlar psikopatlık ya da kan dökmek için değil çıkar meseleleri üzerine kuruludur. “

Tüm Bunları size cevap olarak yazmadım zaten. Orda ki “siz”i genel olarak söyledim. Öyle bir şey söylemediğinizin farkındayım.

Evet, savaşlar genelde çıkar meseleleri üzerine kuruludur, ama hepsi değil. Önceden bahsettiğim gibi bir ülkenin çıkar savaşı diğer ülkenin savunma savaşı olabilir. Savaşın savunduğum bir tarafı yok ama savunma savaşı yani işgal altında olan ülkenin kayıpsız ya da en az kayıpla kazanmasını isterim. Buda savaşı savunduğum anlamına gelmez.
Bahsettiğim savaş tipini yine aynı babayla örnekliyim:

Baba evine birilerinin zorla girmeye çalıştığını görür, hatta o birileri evlerini ve yiyeceklerini elinden almak istiyor, karısını ve çocuklarını kullanmak, öldürmek istiyor olsun. Baba bu durumda bir asker gibi, ama daha çok evini ve ailesini sevdiği için o birileri ile tekme tokat, bıçak sopa kavga edecektir. Korumak için. Ailesini ve evini sevdiği için koruyacaktır. O birileri ile kavga etmesi babanın kavga etmeyi çok sevdiği anlamına gelmez. Kavga etmek kötü bir şey, ama aileni ve evini kaybetmek daha da kötü bir şeydir. Her şeyi kaybetmemek birkaç şeyin kaybedilmesine bağlıysa hangisini seçersin?
Tabi baba kavga etmeyi sevmiyorsa, inancında kavga etmeye yer yoksa, kavgaya inanmıyorsa vs. kavga etmeyebilir. Ama o çok sevdiği ailesinin ve evinin kendi idealleri uğuruna ellerinin arasından kayışını da izlemek zorunda kalır.


“Asıl siz beni anlamadınız galiba; paralı ya da profesyonel askerlik sistemine de, her türlü militarizme de karşıyım. Hiçbir ülke için kılını kıpırdatmayan o korkağım ben. Ulus ya da vatan düşüncesine karşıyım, hiçbir ülkeyi sevmiyorum. İnsanların uluslar kurup dünyayı sınırlara böler ve sonra onu birbirlerinden korumak ordular kurup silahlar üretirler. Sonuçta silah üreticileri, komutanlar ya da şehit olacağınızı söyleyen din adamları değil, suçsuz ve kandırılmış insanlar kaybeder. Gözlerini açmak yerine vatan millet hikayelerine kanarak militarizme destek verenler olduğu müddetçe sistem falan değişmez. Hangi güruhun aptal ya da zeki, korkak ya da cesur olduğunu bu bağlamda değerlendirelim, kananlar mı uyananlar mı?”

Anlaşıldı baya farklı şeylerden söz ediyoruz.
Dediğim gibi size cevap olsun diye yazmadım, Genel olarak pek anlaşılmadığımı düşünüp biraz daha ayrıntıya girmek istedim.

Keşke.
Tüm ülkeler birleşip tek bir dünya ülkesi olsak, sınırlar olmasa, savaşlar olmasa, herkes barış içinde, mutlu… Ne güzel olurdu dimi? Olması gereken bu. Keşke olsa…
Dünyadaki 260 ülkenin hepsini ikna edip barıştırır ve birleştirebilirsen sonuna kadar arkandayım. Ülkelerini kurmak ve korumak için ölmüş, her şeylerini feda etmiş olanları onlara unutturup yok saydırabilirim diyorsan daha da arkandayım.

Her ülke savaş ile doğar savaş ile yok olur. İnsanların gruplaştığını, toplulaştığını görüyorsan orda küçük büyük çatışma, çarpışma, kavga, ya da savaş olasılığının yüksek olduğunu da bilirsin. Okullarda bile gruplaşmalar ve grup kavgaları olurken, insanlığın ülkelere ayrılıp savaşması çok normal. Normal ama yanlış. 260 ülke demek diğer koşulları saymazsak çok fazla savaş olasılığı demektir. Ülke varsa savaş her zaman olasıdır.
İnsan ülkelere böldüğü dünyayı tekrar birleştirip bütün yapabilecek kadar erdemli veya gelişmiş bir tür değil ne yazık ki. Çoğunluğa bakarsak durum bunu gösteriyor…

Şimdi olması gereken, doğru olan, iyi olan tüm dünya insanlarının sınırları kaldırıp birleşmesi değil mi? Ulaşmak istediğimiz iyi standartımız bu. Şu anki durum ise iyiden çok çok uzak, hatta alakasız… Şu anki kötü dediğimiz durumdan bir anda seçtiğimiz standartımıza ulaşmamız beklenemez. Standartımıza daha yakın, daha az kötü olana ulaşmaya çalışmalıyız her seferinde. Adımlarımız ne kadar büyük olursa olsun hedefimize bir anda ulaşamayız. Onun için o yanlış bu yanlış, her şey yanlış diyeceğimize bulunduğumuz bu kötü durumdan daha az kötü olana geçmeye çalışmalıyız. Benim yapmaya çalıştığım şey bu.

paralı gönüllü askerlik olayında da alchemy'nin söylediği gibi yürek burkucu durumlar çıkıyor. Öldürmek askerin ekmek teknesi oluyor. Öldürdükleride iş arkadaşları :/...
Garip. Savaşmamak en makul çözüm aslında ama bu kararıda tüm ülkelerin vermesi lazım.
Umarım gelecekte savaşa gidecek olanlar robot askerler olur. Robotlar yesin birbirlerini... Aklıma başka bir şey gelmiyor..

(Ayrıca haklısınız korkak demekle hata yaptım sanırım, pasivist demek daha doğru olurdu.)


“Sistemi sisteme dahil olarak değiştiremezsiniz. Önce sistemin karşısında durun ki sistem bocalasın. Vicdani ret düşüncesine iyi gözle bakılmamasını bütün olarak sisteme değil, sistemin öğüttüğü gözü kapalı bireylerdir. İnsanlar din, vatan, milliyetçilik gibi sahte anlamlar yüklenmiş değerler ile kandırılıyor. Dünyayı sınırlara bölüp parçalıyorlar ve cepheye sürdüklerini aynı şeyle kandırıyorlar, vatan. Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir derken yüklenen değer altından insanları sömürenlere sesleniyor Bernard Shaw.”

Mesela öss bir sistem. Öss’yi kaldırmak istiyorsan öss’ye girmeyerek onu kaldıramazsın. Öss sistemine uyarak engeli geçmelisin. Geçemezsen össnin senden üstün olduğunu kabul etmiş olursun. Senden üstün bir şeyi alt edemezsin. Geçtikten sonra onu yıkmaya çalışabilirsin.

Demokrasi. Demokrasiye uyarak, demokratik bir yolla demokrasiyi kaldırabilirsin. Bu çözüm yürüyüşler düzenlemekten, panzerler altında kalmaktan, polislerden dayak yemekten, ölmekten daha akıllıca bir çözümdür. Ve şu anda yapmaya çalıştıkları bunun gibi bir şey zaten. (Tabi demokrasinin kendini koruyan yasaları vardır. Kendine tehlikeli bulduklarını içeri almaz. O yüzden %100 demokrasiden söz edilemez.)

Sistemleri kaldırmak için ona uymanız gerekir demiyorum, aklıma gelen örnekler bunlar.

Kesinlikle haklısın gözü kapalı bireyler arttıkça çözüm yolarıda kapanıyor. Sorunu çözmeden önce insanlara bir sorun olduğunu göstermek, bilinçlendirmek gerekir. Ondan sonrası ise aynı sorun üstünde düşünen 100binlerce beyin veya 100binlerce boğuşmaya hazır kızgın insan demektir.

Vatan millet din sahte değerler demek. Olabilir. Sahte ama birleştirici değerler. Ülkeleri bir tutan değerler. Ama ülkelerin dünyayı sınırlara bölüp parçaladığını düşünürsek kurtulunması gereken şeyler olarak görülebilir.


“Kime karşı hakkınızı savunmak istiyorsunuz ki iktidara mı yoksa toplumlara mı? Toplum derken kastedilen ulus mu yoksa insanlık mı? Siz bu ülkenin haklarını düşünüyorsunuz bense insanlığın hakları ne olacak diyorum.”

Toplum derken kastettiğim ulustu. Dediğiniz gibi sadece "bu ülkenin" değil her ülkenin diğer ülkelerle karşı haklarını savunuyorum. Ama aynı zamanda ülke olarak kastettiğim toplumun içinde ki bir bireyin tüm insanlığa, bireylere karşı haklarını da savunuyorum.
Dediğiniz gibi sadece bu toplumun değil, tüm toplumların diğer toplumlara karşı hakkını ve toplumları oluşturan bireylerin tüm birey ve toplumlara karşı hakkını savunuyorum. Anlatmaya çalıştığım buydu...

Ülekeler sevsende sevmesende var. İstesende istemesende dünyayı sen doğmadan yüzyıllar önce ülkelere bölmüşler zaten. Bu durum kötü olabilir, yanlış olabilir. Ama bunu bir anda düzeltemezsin, ancak daha az kötüye ulaşabilirsin. Ülkeler olmasaydı hangi toplumun hangi toplumlara olan hakkını savunabilirdim? Buna gerek kalmazdı. Ama varlar, ve savunuyorum. Çünkü sınırları kaldırmaya gücüm yetmiyor. Herkez istemedikten sonra hiç bir sınır kalkmaz.

Bir toplumun hakkını çiğnemek demek o toplumu oluşturan bütün bireylerin hakını çiğnemek demektir. Toplum demek insanlar demektir. Toplumun hakkını savunurken insanların hakkınıda savunursun.

Ama insanlar toplumlara ayrılmanın zararlı, saçma ve gereksiz olduğunu unuttular. Hepimizin tek bir gezegende yaşadığımızı, kardeş olduğumuzu, insan olduğumuzu unuttular. Farklı ülkeden olan birisi sanki bizden bambaşka ve düşman bir varlıkmış gibi görülüyor. Oysa hepimiz insanız... Bu hatırlanmadıkça ülkeler ve savaşlar hep var olucaktır.


......

Konu vasko tarafından (30-09-2008 Saat 02:41 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla