|
"scent of a woman"da al pacino üstadın kadına ilişkin genel ama eşsiz denilebilecek tasviri yanında kadın tasvirini özele indirgeyip beni geceyarısı yerimden zıplatan "shakespeare in love" içerisinde will shakespeare (ş) ile tiyatroya dahil olmak için hünerini gösteren –bunun yanında şairimize aşkını da içten içe belli eden- esas hatunumuz (e.h.) arasında sandalda geçen diyalog (sandalda erkek kılığında ve esas hatunun yakın akrabası konumunda bulunan erkek kılığında şahsa karşı –thomas- şairimizin hissettiklerini dile getirişi)
………………………
Ş: lord wessex’le evlenecekmiş. ne yapmalıyım
e.h: onu seviyorsan, istediğini yaparsın
ş: hem onu hem kendimi üzerek mi?
e.h: üzülecek olan sadece sensin.
Ş: beni seviyor, Thomas
e.h: bunu o mu söylüyor?
ş: hayır. ama gözyaşlarıyla akan mürekkep söylüyor. Bunu sana verdiğinde ağlıyor muydu?
e.h: mektubu bana dadı getirdi.
Ş: yani teyzen.
e.h: evet, teyzem. Belki biraz ağlamıştır. Onu ne kadar sevdiğini söyle, will.
Ş: bir hastalık ve yanındaki ilacı gibi.
e.h: evet. Yağmur ve güneş gibi. Soğuk ve sıcak gibi. Leydin güzel mi? Ben taşradan geldim. Onu yakından görme fırsatım olmadı. Söyle. Gerçekten güzel mi?
Ş: Thomas. Gözlerinin güzelliğini yazabilmem imkansız. Sadece onlara baktığım zaman buluyorum kendimi.
e.h: ya dudakları?
Ş: dudakları mı? Yeni açmış bir gül bile onu gördüğünde kıskançlıktan dalında solar.
e.h: peki ya sesi? Bir kuş sesi gibi mi?
Ş: daha derin, daha yumuşak. Çığırtkan tarlakuşları gibi değil. Onun şarkısını kesecek olurlarsa bülbülleri bahçeden kovarım.
e.h: şarkıda söylüyor demek.
Ş: aralıksız. Hiç şüphesiz. Ve flüt de çalıyor. Yeteneği doğuştan. Ve göğüsleri. Sana göğüslerinden bahsetmiş miydim?
e.h: ne olmuş göğüslerine?
Ş: oh, Thomas. Altın elmalar kadar ender değerli bir çift yuvarlak meyve.
e.h: bana sorarsanız lady, aşkınıza uzak durmakta haklı. Hangi kadın bu özelliklere sahip olabilir? Gözleri, dudakları ya da sesi. Belki benimkinden bile güzel değildir. Ayrıca acaba varlıklı bir lady soylu bir evlilik yapabilecekken sıradan bir şair ve oyuncuyla mutlu yaşayabilir mi?
Ş: tanrı aşkına. Evet. Aşk ne unvan taşır ne de zenginlik. Bir kraliçe ile kralı oynayan bir serseri arasında da alevlenebilir. Her aşk kendi içinde değerlenir. Çünkü reddedilen aşk, tanrıdan aldığımız ruhu köreltir. Bu yüzden söyle leydine, William Shakespeare onu bahçede bekliyor.
e.h: ama, lord wessex?
Ş: bir öpücük için binlerce wessex’i kurban ederim.
(oğlan görünümündeki esas hatunumuz dayanamaz ve şairimizin dudaklarına yapışır bu noktada ve olaylar gelişir.)
………………………………….

Das macht uns arm bei allem Reichtum, daß wir nicht allein sein können, daß die Liebe in uns, solange wir leben, nicht erstirbt
İşte bu, dostum! Bu, bizi bütün zenginlikler içinde yoksul kılan: yalnız olamamamız: içimizdeki sevginin, yaşadığımız sürece, ölüp gitmemesi.
(Johann Christian Friedrich Hölderlin)
|