Alıntı:
autochaos´isimli arızadan alıntı
hayatta kalma ve üreme içgüdülerimiz yüzünden yaşıyoruz aslında, yani pek seçme şansı yok ortada.
varoluşunu sürdürmeye çalışan ama aslında onun asla yok olamayacağının da farkında olan enteresan bi varlığız işte...
|
Evet katılıyorum...
Enfeksiyon'un sorusuna yanıtım; hayır elbette varolmayı seçmiyoruz, ve gitmeyi "seçmek" de işte bu alıntıda yatmakta... Ne kadar güçlü bir dürtü şeklinde varoluyorsa bu alıntıdaki 2 temel içgüdü, bunu anlayamadıkça biz de o kadar rasyonalize etmeye çalışıyoruz.
Ve belki de ASIL hatayı burada yapıyoruz. Çünkü dünya yaşamı insan mantığının dışında bir şey bence. Daha ötesi, bence insan da doğaya ait değil; adeta "uzaydan" gelmiş de yamanmış şekilde varoluyor... Doğada insanca bir mantık, insanca bir adalet, hatta insanca bir duygu aramak, satranç oynarken dama kurallarını uygulamak gibi birşey...
Bana kalırsa hayata karşı yapılabilecek iki şey var: ya isyan etmek ya da kabullenmek. Bu kabullenmek illa ki "kaderci" bir tevekkül olmak zorunda değil. Daha çok bir tespit, "var ve oluyor" demek şeklinde... Ve buna göre de pozisyon almak... Ve elbette, benim şahsi tanımım kolay kolay başkasına elver(e)meyeceği için ve de bundan dolayı kaçınılmaz şekilde münferit olarak, nihayetinde "mantıkla" çıkarsayabildiğim sonuçlara göre bir pozisyon almak, yine de ve de maalesef...
Oysa kızımın doğumdan sonraki süt kokusunda bir mantık yok ki... Sevgilimin kollarında eridiğim, yaşadığım denemezse bile, en azından yaşadığımı sandığım o anda bir mantık yok... Nasıl ki ben 5 yaşındayken, çok sevdiğim o köpeğimi sırf çok sevdiğim için, bu sevgiyi hem yaşamak hem de ona bunu göstermek için, onu yatağıma almamda (ve hatta almamamda) hiçbir "gerçek" mantık yok ise, bazan eşdeğer köpekleri sevmekte ve sevmek istemekte de hiçbir mantık yok mesela, aynı şekilde... Gece mavisinin muhteşem renklerinin hiç bir mantığı yok. Denizin iyot ve yosun kokusunun da... Bazan sadece bir duruşa, bir oluşa bakarak durduk yerde çözülüp hüngür hüngür ağlamanın ne kadar mantığı yoksa, belki de her bir haltta ille de bir mantık aramanın da bir o kadar MANTIĞI yok...
Sadece KORKU var aslında... "Neden", ve asılı, "bana ne olacak" korkusu...
Yoksa... Yaşamaya değecek onlarca şey sayabilirim ben şu anda, bunca mantığa ve mevcut "mantıksılığa" rağmen... Yaşamaktan da, yaşamışlıklarından da, yaşamından da neredeyse hiç hazzetmeyen, geçmiş denince koyu bir gri renkten gayrı çok az şey hatırlayabilen, hafızasını tersine satmak isteyen biri olarak... Hatta belki yüzlerce dahi sayabilirim...
Hayata gelmeyi, bilinç içinde, elbette ben seçmedim. Ama/ve, gitmeyi seçebilirim, ve böylece de diyebilirim ki: hayat sadece bilinçle yaşanacak bir yerdir...
Oysa TAM tersi bence...
Hayat kesinlikle SAFİ bilinçle (korteks) yaşanacak bir yer değil... Onu yapmaya çalışanlar debelenmekten başka sonuç türetemezler... Bence...