seks, çikolata ve ruhaniyet / Işık Menderes
Aşık olmuştu Eros. Aşk tanrısı, dillere destan güzelliğiyle annesi Afrodit'i kıskandıran Psykhe'yi gördüğünde şaşırmış, sihirli aşk oklarından birini kazara kendine saplamıştı...
Bir ölümlüydü Psykhe. Kendisini kaptığı gibi sarayına götüren, yüzüne asla bakmamak için söz verdiği bu gizemli adamın bir tanrı olduğunu bilmiyordu. Her akşam gizlice yanına gelerek, tutku dolu bir aşkla sevişen erkeğe o da aşık olmuştu...
Sonunda bir gece merakına yenilip, yağ kandilini yakıverdi Psykhe.Kandilin titreyen ışığı, erkeğinin güzelim kanatlarını, yakışıklı çehresini aydınlattığında elleri titremiş ve damlayan yağ Eros'uyandırmıştı. Kimliği ortaya çıkan tanrı kızarak uçup gitmiş; aşk, ayrılık acısıyla kavrulmaya başlamıştı.
Seven kadın, ölümü göze alarak kıskanç aşk tanrıçasına yalvarmış, Aphrodite'de kendisine başarılması imkansız görevler vermişti. Psykhe manevi güçlerin yardımıyla istenilenleri birer birer yerine getirdiğinde, Aphrodite aşıkları affetmiş; mutlu son, nice ölümlüye aşkla ruhun birleşmesini anlatan bir masal olmuştu...
Eros, insanı çiçeği koklamaya iten dürtüdür, arkadaşa duyulan hasretdir, sevgiliye beslenilen tutkudur. Bağımsızlık özlemidir, yaratıcılığı dile getirme isteğidir, yaşamda mana bulma arayışıdır. O, insan ruhunda şekilden şekile bürünen coşkunun ta kendisidir...
Erotik aşkın tanrısı, ateşsel gücüyle, adı "ruh" anlamına gelen Psykhe'yi kozasından çıkardığında, mucizeler doğar. Spiritüel boyutundan soyutlanamayan cinsellik, mistik tecrübeye kapı açarken, yaradılışın en yüksek enerjisi bir olmuş iki bedende en ulvî ve en yalın haliyle kendini ifade etme fırsatı bulur.
Huşu içinde birbirlerine kenetlenmiş iki insan, evrenin rahmine yek ruh olmuşcasına yeniden düştüklerinde, zaman ve mekan kaybolur. Artık orada ne düşünce vardır, ne de acı. Yargılayan, sorgulayan, sınırlayan egoların dünyası yerini cinselliğin kutsallığına, aşkın doğallığına bırakmıştır. İşte insan o salisede, ruhunun ışığını görüp, kendisini yaratan aşkın yakıcı sıcaklığında sonsuzluğu tadar. Saflığı yakalar.
Deepak Chopra, 1997 yılında Playboy dergisinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: "Seks spiritüeldir, çünkü beden ve ruh birdir. Tanrı her orgasmda mevcuttur ve evrenin yaratıcı enerjisi seksüeldir...Tanrı, kendi içinde eril ve dişildir. Evren, ikisinin bu birleşimiyle harekete geçen kozmik şehvetten doğmuştur.
Seksüel birleşme ilahî yaradılışı taklit eder. Tukunuzla ifade ettiğiniz, Tanrı'nın Tanrı'ya olan aşkıdır."
Ne kadar hoyrat davranmışız bu aşka...Onu bastırmış, ona kurallar koymuş, benliğimizin en yüce yerini acımasızca dağlamışız. Ruhanî yönü olmayan bir cinsellik, ayrılık sanrısını pekiştirir. Oysa biz, her ilişkide Tanrı'yla konuşmanın, onunla buluşmanın yollarını arıyoruz. Utanç ve suçluluk duymadan, vesveselere kapılmadan, kurallara boğulmadan, cinselliği çağrısına uygun yaşayıp, Tanrı'ya bu bedenle ulaşma şansımızı arttıramaz mıyız?
"İki şeyden çok korkarız," diyor Osho: "Cinsellik ve ölüm. Ama ikiside temeldir ve gerçek bir din arayan her ikisini de tanır. Ne olduğunu anlamak için cinselliği yaşar, çünkü cinselliği bilmek yaşamı bilmektir."
Bu da, çikolatayı sevmektir...
Ne garip değil mi, "Tanrıların yemeği" (Theobroma) ağacının meyvesi olan kakao, cinselliğe benzer bir akibet yaşayıp, zararlı ilan edilen zevkler sınıfına girmişti. Gönül diler ki, şimdi iadei itibara uğrayan çikolata gibi, cinsellik de her daim muteber olur.
Mevlâna'nın ruhla duyumsanması gereken şu sözleriyle, sizleri aşkın ışığında kutsanmaya bırakıyorum: "Bahtı yâver ve talihi kutlu olan bilir ki, akıl ve mantık taslama İblis'ten, aşk Adem'dendir."

Das macht uns arm bei allem Reichtum, daß wir nicht allein sein können, daß die Liebe in uns, solange wir leben, nicht erstirbt
İşte bu, dostum! Bu, bizi bütün zenginlikler içinde yoksul kılan: yalnız olamamamız: içimizdeki sevginin, yaşadığımız sürece, ölüp gitmemesi.
(Johann Christian Friedrich Hölderlin)
|