|
Merhaba,
Aranıza yeni katıldım. Ve katılır katılmaz da çorbada tuzum bulunsun istedim...
Artık bence dinleri kimin seçtiği, kimin seçtirdiğinin bir önemi kalmadı. Her şeyden öte, din bir özgürlüktür de denebilir; isteyen istediğini seçmekte özgür. Sorun, inanan kişinin bu özgürlükte kendine sınır tanımamasıdır.
Kimine göre saçma kimine göre klasik bir örnek olacak ama, bir kişi kafasından "sandalye dini" yaratıp ona uyabilir, müritlerini de oluşturabilir. Kimse de buna birşey diyemez, ama o dinin "sandalyeler kutsaldır, kimse ona oturamaz, oturan şu şekilde cezalandırılır" gibi bir maddesi varsa ve uygulanıyorsa, sorun odur işte.
Ben kendi aklıma dayanarak ve takip edebildiğim ölçüde bilimin ortaya koyduklarına bakarak, şu an dünyada tek tanrılı din olarak dayatılan İslamiyet, Musevilik ve Hristiyanlığın tamamen düzmece olduğu sonucuna ulaşmış bir insanım. Fakat bunları ne kadar anlatırsanız anlatın, ne kadar ikna edici olursanız olun, kişi inanmak istedikten sonra yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Ve zaten, onların hangi dini seçtiklerinin ve ne kadar özgürce yaşadıkları gibi bir problem de yok; her ne kadar aksi savunulsa da büyük bir gümbürtüyle. İnanma ve ona göre yaşama özgürlüğü bol bol var ama aslında inanmama ve ona göre yaşama özgürlüğü kesinlikle yok... en azından Türkiye'de.
Seni kim yarattı ya da neye inanıyorsun, benim umurumda değil. Ama sen inanıyorsun diye, ben senin ezan sesini dinlemek istemiyorum, sokaklarda ilkel dönemlerden kalmış bir inancın parçası olan hayvan boğazlamanı kabul etmiyorum. Beni rahatsız etmeden neye inanırsan inan, ama şunu bil ki ben o sandalyeye oturacağım arkadaşım...
|