|
Din, sadece ölümden sonrasını ilgilendiren bir mistizm, ya da henüz bilmediğimiz/anlayamadığımız ve gücümüzün yetmediği şeyler karşısında, psikolojik dengemizi sağlayıp/rahatlatacak bir hurafeler yığını değildir. Mevzunun inanç boyutu farklıdır. İnsanların dinleri bir gerçek olarak kabul etmeleri veya etmemeleri kendi tasarruflarıdır. Ama ne var ki din hayatın bir gerçeği, parçasıdır. İnananlara bakarak inanmayanları suçlamanın anlamı olmadığı gibi, inanmayanların düşüncelerini temel alarak inanaları "aptal" yerine koymanın da mantıklı bir tarafı yoktur
Dinler kendilerini var eden ilke ve kurallar manzumesidir. Kabul edilsin veya edilmesin, dinin varoluşundaki ana gaye tüm insanlıktır. Amaç insanlar arasında barış ve huzurun tesisidir. Fakat, gariptir "Barış" amaçlı dinler tarih boyunca çıkar çatışmalarını meşrulaştıran araç durumunda kullanılmışlardır. Bazı arkadaşların, -çoğu savaşın sebebinin dinsel kaynaklı- olduğuna dair yazılarını okudum. Üzülerek belirtmeliyim ki, bu yaklaşımlar iyice düşünülüp araştırılmadan sarfedilen sığ sözlerdir. Konuyu izah edecek yeterlilikte değildir. Kişier böyle düşünebilir, karşı çıkma sebebim bu değil. Mühim olan o düşüncenin isâbet/doğruluk derecesidir.
Din savaşları ile kasdedilen coğrafi keşiflerle beraber Avrupalının yeni dünya da giriştiği din maskeli katliamlar olamaz. Çünki coğrafi keşiflerin en önemli siyasal sonucunun sömürge imparatorlukları olduğu gerçeği herkesin mâlûmudur. Haçlı seferlerinin "Kudüs'ü kurtarma" gerekçesine kargalar bile güler. İslâm dünyasının kontrolüne geçen ipek ve baharat yollarını tekrar elde etme amacıyla yapıldı. Zâten Avrupalı bunda muaffak olamayınca, Hinidistan'a giden yeni yollar ararken "Coğrafi keşifler" diye bilinen durum gerçekleşti
Özellikle 16. yy da, Avrupada görülen iç çatışmalar, Katolik kilisesinin orta çağ boyunca Hristiyan dünyanın büyük bir bölümünde sürdürdüğü egemenliği kaybetmemek için başlattığı mezhep görüntüsünde ki çıkar çatışmasıdır.
İslâm Dünyasında Hz. Peygamber zamanında yapılmış savaşları ayrı bir başlıkta gerekirse ele alınabilir. Burada sadece, bu savaşların meşru müdafa için yapılmış olduğunu belirtip bırakacağım.Hz. Peygamber'in ahirete irtihalinden sonra Müslümanlar içi çatışmaların da, yine maalesef çıkara dayalı olarak geliştiği görülmektedir. Kimi islâm tarihi araştırmacıları bu iç savaşları "İçtihad ayrılığı" gibi göstermeye çalışsa da, mızrak çuvala sığmıyor. Özellikle Emevi ailesi, İslâmı kendi salatanatı için kullanmıştır. Uzun yıllar İslâm, birilerinin egemenlik anlayışına pâyanda edilmiş, maalesef yaşanan bu süreçlerin etkisiyle dini anlama/algılama hususu egemenlerin istediği yönde değişmiştir. Bu nedenle, bir taraftan müslümanın ana kitabı olan ve Allah'ın "Okusunlar/Düşünsünler/İbret alsınlar" diye inzâl buyurduğu Kur'an için "Sen anlamazsın okuma" diyenler, daha sonra İslâm'ın peygamberine isnâd edilen "Allah'ın baldırı/Allah gülecek/Kadın aklı erkeğin yarısı kadar" gibi sonradan uydurulan hurafeleri de şeksiz-şüphesiz kabul etmemizi isteyecek kadar ileri gidebileceklerdir.
Bir hususu dikkatlerden uzak tutmamak lâzımdır. Dinler, insanların huzuru ve mutluluğu için araçtır. Eğer illâ ki savaşmak gerekirse bu araç için değil, amaç için yapılır. Ana gayesi barış olan bir iman sahibinin, inandığı değerlere bir saldırı olamdıkça veya nefs-i müdafaa mecburiyetinde kalmadıkça savaşması abestir.
Özetle "Din için savaşmak" doğru bir tespit değildir.
İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.
Konu Erdoğan tarafından (08-08-2008 Saat 14:57 ) değiştirilmiştir..
|