|
Kaos verdiğin alıntı çok güzel ve açıklayıcı.
Ama bir eksik var galiba?
Mucizeler.
Hani şu denizi ikiye ayırması, göktaşı ve kurbağ yağdırması, ayı ikiye bölmesi, suyun üstünde yürümesi vs. gibi fantastik şeyler.
Çünkü ister Mary olsun ister John, Hankin varlığına inanmak için bir kanıt istiyeceklerdir.
Herkez ister.
Ve gerçekten inanmak içinde böyle mucizeler olmak zorunda.
Kimse hadi inan değince inanmaz. En salaklar bile ufak bir kanıt isterler.
Peki bu mucizeler ne?
Belki 2000 yıl önceki bir cahil için anlayamadığı herşey bir mucizedir diyebiliriz.
Ama bunlar günümüzdeki insanlar için bile birer mucize...
ya gerçekten yazıldığı gibi bir mucizedir, yada günümüze kadar bu mucizelerin anlatımı deforme olmuştur.
Yani dedkodu misali.
Kulaktan kulağa oyunu gibi.
En son kulağa kadar cümle şekilden şekle girer.
Bunuda 2000 yıla yayarsanız siz düşünün artık.
Belki hz. İsa suda yürümek yerine şapada şupada yüzmüştür :P
Ama bir sorun daha var.
Bu olaylar günümüze kadar kulaktan kulağa yada sözler ile gelmedi.
Yazıyla, kitaplarla geldi.
Söz uçucudur, yazı kalıcı.
Yazıda değiştirilebilir.
Günümüze gelene kadar belki 100lerce kez üzerinde oynanmıştır.
Daha inanılır kılmak veya başka şeyler için değiştirilebilir.
O zamanda inananlar kutsal kitabımız değiştirilmemiştir derler ki buda çok saçma...
Saçma olmasının nedeni sadece yukarda bahsettiğim nedenler değil.
2000 veya 1000 yıl önceki ahlak kurallarının, ve din yasalarının 21. yüzyılımızada uygun olabileceğini kim söyleyebilir?!
Şu anki anayasamızı bile sürekli yeniliyoruz.
Yenilememiz gerek.
Hiç bir medeniyet binlerce yıl yerinde sayamaz.
Ayını yasaları uygulamaz.
Yeni keşifler, teknolojiler, düşünceler, insanlar, olaylar... bütün bunlar yeni ahlak kurallarını gerektirir.
Şu an bile diş fırçalamak, msne girmek, parfüm sıkmak, krem sürmek orucu bozarmı gibi garip sorular soruyoruz.
2000 yıl önceki yazılan, yada indirilen kutsal kitap değiştirilmemişse eğer günümüzün yeniliklerine ayak uyduramıyor demektir.
Kutsal kitabın sürekli yenilenmesi gerekir ki zamana ayak uydurabilsin.
Ama böyle birşey olmuyor.
(hz. Muhammet öldükten sonra indirilen aayetlerde kesildi.
Belki biraz daha yaşasaydı başka ayetlerde inebilirdi.)
Öyle bir şey olsa bile bu durum Tanrının geleceği göremediğini ve bir anda tüm zamanlar için uygun olabilecek bir ahllak düzenini akıl edemediğini, bulamadığını gösterir.
Dinimiz hoşgörü dinidir derler.
Ama ben 2000 yıl önceki dinin durumunun pek hoşgörülü olabileceğini düşünmüyorum.
Kaskatı şeriyatta hangi hoş görü olabilirki?
Hatta şöyle söyliyim:
İran'daki İslam ile Türkiye'deki İslam birmi?
İkisi çok farklı dinler.
Bizdeki İslam bir nebze hoşgörülü olabilir,
Ya İrandaki İslam? ......
Hangisi doğru olan?
Hangisini yaşamalıyız?
İki tür İslamı yaşayanlarda kendilerininkini değiştirilmemiş ve doğru olarak kabul ediyor.
Soruyu değiştirelim:
Hangi değişiklik İslam için en doğru olan?
Hangisi daha doğru bir yorumlayış?
O vahşi, parmak kesen kol kıran, şeriat kanunları mı?
Yoksa bizim hoşgörülü dediğimiz, laik olanmı?
Değişiklik mutlaka olmuştur diye düşünüyorum.
Ve bizim yaşadığımız değişiklik bence en yaşanabilir değikilik.
Saygılar sevgiler,
ve uzattığım için kusura bakmayın.
Konu vasko tarafından (06-08-2008 Saat 17:51 ) değiştirilmiştir..
|