Tekil Mesaj gösterimi
  #3 (permalink)  
Alt 24-07-2008, 02:50
loszeit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
loszeit loszeit isimli Üye şimdilik offline konumundadır
efendisiz
 
Üyelik Tarihi: 08-07-2008
Nerden: ankara
Mesajlar: 170
Felsefenin 'sonuna ulaşma' düşüncesi bakımından, filozofların (felsefe yapan ve yazan kişilerin) ölüm anlarında ilginç ipuçları bulabiliriz. Bunlarda, ucu açık bir süreci sona erdirmenin verdiği rahatlama gibi, ya da, (tersine, ama aynı anlamda) sonu gelmeyecek bir sürecin artık bitmesinin verdiği dinginlik gibi yaşantılar görebiliriz. Bu açıdan, bir tür huzur, hatta neşe, sevinç bile görülebilir bu ölüm anlarında.

Sokrates, baldıranı kendisi diker kafasına. Hoşsohbet, biraz da muzip bir havadadır. Gitmek üzere yüzünü kapamışken, yeniden açar, sağlık tanrısı Asklepios'a bir horoz burcu olduğunu hatırlatır dostu Menon'a. (Nietzsche'ye göre, bu sözler, Sokrates'in, yaşamı bir sayrılık; ölümü de bundan sağalma saydığını gösteriyor.)

Hume şakacıdır son demlerinde. Adam Smith'in anlattıklarına göre, ölüm kayığına binişini geciktirsin diye Kharon ile pazarlığa girişir. Kharon'un ağzından kendine verdiği yanıtlar, sonunda, "Bu işin sonu yok Dostum; haydi, bin artık kayığa" 'rica'sına, sonra da 'küfür'lere gelip dayanır.

Kant, hiçbirşey olmayacakmış gibi davranır; gücü tükenene dek, dizgesinin tamamlayıcısı olacak en son yapıtını yazmayı sürdürür. Yalnız, arada, her bahar gelip penceresinin önünde öten çitserçesini özler; Pirene dağlarının doruklarındaki soğuğu düşünüp, "küçük kuşum artık hiç gelmeyecek" der, hüzünlenir. Yapıt tamamlanmadan (çitserçesi de gelmeden) önce, "bir mum gibi", söner.

Nietzsche'nin fiziksel ölümü de Kant'ınki gibi sessiz sedasızdır -ama, tinsel ölümü sırasında, bir piyanoyu yumruklarıyla, dirsekleriyle döverek bağıra çağıra şarkı söyler. En son yazdıkları ise, buram buram ölüm özlemi kokan bir dizi coşkun şiirdir.

Wittgenstein ise, ölüm anında, öğrencilerine aktarılmak üzere (ve onlardan en azından birini de derin bir hayrete düşüren) sözü söyler: "...harikaydı yaşamım".

Oruç Aruoba, de ki işte, ss.120-121.
Alıntı ile Cevapla