Konu: Ben Kimim?
Tekil Mesaj gösterimi
  #8 (permalink)  
Alt 06-07-2008, 15:25
silmaril - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
silmaril silmaril isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 29-06-2008
Nerden: şehirde
Mesajlar: 8
Alıntı:
kafambozuk´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
evet çok beğendim
Öyleyse bunu da beğeneceginden eminim

YALAN MAKİNESİ FİKRİ TÜRKLERE AİTTİR!
Efendim, daha önceki yazılarımda da atalarımızın çeşitli icatları olduğuna, imza atabildiğim halde, özellikle parmak basmıştım. Paradoksu, geyik muhabbeti gibi sözlü edebiyat türlerini ve daha birçok şeyi bulan atalarımız, yalan makinesinin de fikir babası -tedbirli olalım; feministlere malzeme doğmasın- ya da fikir anası olarak bilinirler. Mevzu şudur: eski yazılarımda cennetten başlayan yolculuğumuzu anlatmıştım. Cennetin Hindiya bölgesinde buldukları nesneyi üfleyerek nefes kuvvetinin üstün insanın bir özelliği olduğunu kanıtlamıştı atalarımız. Bu arada üflentiliği de bulmuş oldular. Üfürükçülük şeklini alarak sonradan bozulan bu yetenek, aslında çok önemli bir mitolojik, antropolojik, teolojik ve aktüel bir olgudur. Üstün insanın bir vasfı olarak bilinen bu durum, zamanla çarpıtılarak, Eski Yunan mitolojisinde rüzgar tanrısının marifetleri arasında sayıldı. Onların tanrılarına yüklediği bu vasıf bizimkinin cennet yıllarında döndürürken muhabbetin tıkandığı zamanlarda yaptığı ve şimdi televizyonlarda haber sonrası kuşağında yer alan ‘havadan-sudan’ muhabbetlerdir. Zamanla ‘hepibörtdey’ şeklinde bir batılı geleneğine dönüşmeden önce, ‘kişinin nefesiyle ömrünün uzunluğu ve soyunun kalitesi’nin belirlenmesi için, bir ritüel halini almış olan bu olay, Alevi meclisleri denen yerlerde de sınanmak istendi. Malumunuz ortalıkta troçkist-anarşist-alihaydarveziroğluist kılıklarında epeyce dolandıktan sonra mana derinliğinin hiçbir şey, devlet derinliğinin ise her şey olduğuna kanaat getiren ve DYP karar organlarında yerini alan Reha Çamuroğlu adlı kişi ve başka bazı kişiler, Aleviliğin Türk kökenlerini öne çıkarmak gibi etkinliklere girişmişlerdi. Bunlar, Osmanlı arşivlerinde ‘mum söndü’nün kökenine ve yalan makinesinin icadına dair belgeler bulmuşlardı. Buna göre batıni faaliyetlerle işgal eden bazı Alevi kişiler iş üstünde yakalanmışlar ve bir Osmanlı Paşası’nın karşısına çıkarılmışlar. Paşa da ‘ bi üflettirin bakalım; nefesleri Türk kadar kuvvetli mi görelim’ diye imtihana buyur etmiş bunları. Alevileri derdest eden sübaşı: ‘esrar piyasası Kürtler’in kontrolünde, ama parafin-eroin-kokain-peri ve cin piyasasına Türkler bakıyor. Mum üfletelim de bir bakalım nefesleri Türk kadar kuvvetli mi görelim’ demişler. Üfletmişler Alevileri. Birmumdurikimumdurüçmumdurdörtmumdurondörtmumdur, derken nefes kalmamış bunlarda ve Hastürk olmadıkları anlaşılmış. Zira ondörtmumdan sonrasına nefesleri yetmemiş ve yatsıya daha çok vakit varmış.

İşte Amerikalılar bu fikri ve tekniği kullanarak yalan makinesini icat ettiler. Suçlu olaya dair sorular sorulunca kalp atışları hızlanıyor; yavaş ve derin nefes alıp veremediğinden, nefesi kifayetsiz kalıp yeterince üfleyemiyor.

Kritik eşik önceleri ondört mumdu ki, bu Kürtlerdeki kritik eşik olarak da bilinir. Şiwan Perwer namlı bölücü kişi ‘yek mumik, du mumik, se mumik, çar mumik dewçar mumik’ şeklinde yabancı harflerle dolu bu 14 mumluk türküyü meşhur etmiş, sonra da İbrahim tatlıses ünlü etmiştir.

Ama ne oldu sonra? Batının teknolojisi Edison aracılığıyla, Alevi’nin ve Kürt’ün nefesini aşan, ama Türk’ün nefesine asla yaklaşamayan daha yüksek miktarda mumlarla ifade edilen ölçüleri çıkardı ortaya. Ve dedi ki onlara: nefesiniz yetersiz. Sizi azınlık statüsüne sokalım. Bu densizler ve hadlerini bilmezler de daha önce Almancı göçüyle gidenlerin öğrettiği şekille, caz yapmaya başladılar, Bremen mızıkacıları gibi. Biz azınlık değiliz demeye başladılar. Nefesleri yetmedi neyse ki.

Osmanlı zamanında da çok isyan ettiler biliyorsunuz. Bunlar alışmış bir kere. Huzursuz tipler. Yakın zamanlarda da rahat durmadılar. Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da ülkücü tosuncuklar bunlar üzerinde çeşitli nüfus planlama teknikleri uyguladı; ama azınlık denecek kadar azaltamadılar.

Tabi bunlara evire çevire anlatılmaya çalışılırken kafaları iyice karıştı. Bakıyorsunuz bazıları ‘biz azınlık değil, asli unsuruz’ diyor, bazıları varlığımız tanınsın diyor. Halbuki vatan için kurşun sıkan yiğit evlatlar, bunların yokluğunu bile tanımaya çalışıyordu. Şimdi de her yerde fink atıyorlar. (Hastürk olsalardı cirit atarlardı) Büyük şehirlerimizin eğlence yerlerini dolaşıp pavyon ararken (affedersiniz, sosyal araştırma yaparken) çok rastladım bunlara. Her yeri türkü barlarla doldurmuşlar, ha bire halaya durup tepiniyorlar. Azınlık olmaktan çok, azgınlık halindeler. Bakın efendim azınlık dediklerimize: varlık vergisiyle resmileştirerek, varlıklarını tanıdık zamanında. O kadar memnunlar ki (Evropalı bazı zındıklar kışkırtmasa) gıkları çıkmıyor. Çiçek Pasajı’nda akordeon çalmakla yetiniyorlar. Öbürleri öyle mi? Davul-zurna-halay-cümbüş! Gidecek pavyon bulamıyorum efendim, (yani Türkler’de gece hayatı konusundaki ilmi merakımı gidermek derdindeyim, zira konsomatris denen hanımların engin tarih bilgisine sahip olduklarını öğrendim sayın Hadi Uluengin’den) her yeri bunlar kaplamış. Yetmiyor bir de cem evi istiyorlar. Biraz da orada tepinecekler.

Atık semah mı dönerler, dua mı ederler bilemem ama, 17 aralıkta Türk haysiyetini rencide edecek bir hadise olursa, sayın Haluk Kırcı’nın dönüşü muhteşem olur. Namlusunun dumanını Sivas’ta mı üfler, Maraş’ta mı bilinmez. Ne de olsa Hastürk. Üflemeyi bilir, burundan çekmeyi de.
KARAGEYİK
savaskarsitlari.org
Alıntı ile Cevapla