Türk solunun ezeli zaafı olarak milliyetçilik
Her zaman vurguladığımız üzere, Türk solunun daha baştan milliyetçilik ile malûl olması onun tüm yaklaşımlarına da sirayet etmektedir. Son yaşanan olaylar karşısında alınan tutumlar gösteriyor ki, Türk solunun ezeli zaafı milliyetçilik derinleşerek devam ediyor. Solun milliyetçiliğindeki hareketlenme sadece son günlerin olayı değildir. Türk solu içinde var olan Stalinist milliyetçi damar çoktandır güçlenmekteydi. Yapılan açıklamalar ve alınan tutumlar gerçekten de ibretliktir.
İşçi sınıfının vatanı olmadığını, onun uluslararası çıkarlara sahip tek bir sınıf olduğunu komünizmin kurucuları daha bir buçuk asır önce Komünist Manifesto'da yazmışlardı. II. Enternasyonal oportünizmi Marksizme ve komünist görüşlere ihanet ederek burjuvazinin safına geçtiğinde, Lenin, Troçki, Luxemburg ve yoldaşları işçi sınıfının enternasyonalist kızıl bayrağının yere düşmesine izin vermediler. Ve işçi sınıfı içindeki sol görünümlü burjuva ajanlara karşı amansız bir savaş yürüttüler. Bugün de en tehlikeli olan şey, milliyetçiliğin üzerine sol sosunu dökerek işçi sınıfının gözünü boyamak ve onun bilincini burjuvazinin ideolojik zehriyle doldurmaktır.
TC'nin bayrağını bağımsızlık sembolü olarak kutsayan TKP, onu emperyalizme karşı mücadelenin de simgesi haline getiriyor. TKP'ye göre bugün Kürt halkı da 'Türk yurtseverliğini' kuşanarak TC'nin bayrağını kendisine mücadele sembolü yapmalıdır.
Ulusal bayraklar birer semboldür kuşkusuz. Ancak soyut birer sembol değil, somut bir devletin sembolüdürler. Bayrakları devletten ve devleti de egemen sınıftan kopuk ele alan bir yaklaşımın Marksizm ile bir ilgisi olamaz. Sömürgeciliğe karşı bir mücadeleyle kurulmuş her ulus-devletin bayrağı kuşkusuz o devletin bağımsızlığının bir sembolüdür. Ne var ki, geçmişte bağımsızlık için mücadele eden burjuvazinin belli bir dönem boyunca taşıdığı göreli ilerici politik konumu ve sembolleri ile, bağımsızlığını kazandıktan sonra kapitalistleşme yolunda merhaleler kat etmiş ve gericileşmiş bir burjuvazinin sembollerini birbirine karıştırmak siyasal dolandırıcılık değildir de nedir?
Öylesine bir kafa karışıklığı yaratılmış bulunuyor ki, ileri sürülen perspektifin işçi sınıfının enternasyonalist mücadele ve çıkarlarıyla doğrudan veya dolaylı hiçbir alâkası yok! İşçi sınıfına 'ulusal onur' propagandası yapanlar kimin ulusal onurundan söz ediyorlar? Bilinmelidir ki, milliyetçiliğin işçi sınıfına soldan taşınması ve yaratılan bilinç bulanıklığı bugün ve gelecekte mücadeleye atılacak genç kuşakları daha baştan zehirlemekle kalmayacak, yükselen işçi hareketine de zarar verecektir. Ayrıca da, kitlelerin geri bilinç düzeyine hitap edip yükselen milliyetçi dalganın üzerine binerek kitleselleşme gayretinde olanların sonu hezimettir.
'Ulusal onur', 'vatan hainliği', 'yurtseverlik', 'vatanseverlik', 'ulusal bağımsızlık' ve 'ulusal bayrak' gibi kavramlar burjuva ideolojisine aittirler. Burjuvazi kendi çıkarlarının ifadesi olan ideolojik argümanları emekçilerin bilincinde meşrulaştırmakla kalmıyor, bu argümanları bir toplumsal baskı unsuru haline dönüştürerek kitleleri bu çizgiye göre tavır almaya da zorluyor. Milliyetçiliğin üzerine sözümona 'bağımsızlık', 'ulusal onur', 'emekçi yurtseverliği' cilâsı çekerek emekçi yığınlara yutturmaya çalışanlar bilmelidirler ki, işçi sınıfına karşı suç işlemekteler.
Düzenin bindirdiği ideolojik basınca direnemeyenler, burjuva ideolojik çizgiye kaymakta ve siyasi söylemlerini burjuvazinin cephanesinden alarak sözümona savaşa girmekteler. Nitekim Türk solunun genelinin içinde bulunduğu bilinç bulanıklığı tastamam bunu kanıtlıyor. Evet, bugün Türk solunun milliyetçiliğe sürüklenen bir bölümü ile burjuvazinin statükocu kesimleri aynı söylemde birleşebiliyorlar. Sadece anti-Amerikancılığın anti-emperyalizm olarak sunulması değildir söz konusu olan; AB karşıtlığı üzerinden 'ulusalcı' kapitalizm savunusu çizgisinde de birleşmekteler. 'Bağımsız Türkiye' sloganı bu kesimleri aynı kulvarda birleştiriyor. 'Anadolu halkının emperyalizm karşıtlığı', 'yurtseverlik' ve 'vatanseverlik' sloganları Türk solu ile statükocu güçlerin ortak paydaları!
Ulus-devletini kurmuş, egemen bir sınıf olarak örgütlenmiş ve bugün emperyalist sistemin bir parçası olmuş Türk burjuvazisini ve Türkiye kapitalizmini sömürge düzeyine indirgeyerek bağımsızlık çığırtkanlığı yapmak Marksist bir tutum olamaz! TC ne sömürgedir ve ne de dünya emperyalist sisteminin dışındadır. Bilinmeli ve kavranmalıdır ki, emperyalizm kapitalist sisteme dışsal bir olgu değil, bizzat onun kendisidir. TC burjuvazisi emperyalist sistem içinde işçi sınıfının sömürüsünden daha fazla yararlanmak amacıyla kabına sığmamakta, bölgede emperyal niyetler peşinde koşmaktadır. Bir kez daha hatırlatalım ki, kapitalizmi hedef almadan, yani anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunamaz!
Komünistler milliyetçiliğin çeşitli kılıklar altında emekçi kitlelerin bilincine zerk edilmesine karşı uyanık olmalılar. Önümüzdeki dönemde milliyetçiliğin daha bir yükseleceği gerçeğini göz önüne alarak işçi sınıfının enternasyonalist görüşlerini inatla ve kararlılıkla savunmak gerekiyor. İşçi sınıfı burjuva egemenliğinin sembollerini ve kavramlarını değil, kendi kızıl bayrağını ve enternasyonalist sloganlarını yükseltmeli, enternasyonalist bilincine sahip çıkmalıdır. Yalnız ve yalnızca proletarya enternasyonalizmini tavizsiz biçimde savunan komünistler, emperyalist yayılmacılığa, burjuva gericiliğine, şovenizme, faşizm tehlikesine karşı tutarlı ve kararlı bir mücadele verebilirler. Bu da kuşkusuz, Marksizm temelinde berrak ideolojik-politik görüşlere ve sağlam bir enternasyonalci komünist örgütlülüğe sahip olmakla mümkündür.
(Kaynak: Marksist Tutum dergisi, no:2, Mayıs 2005)
|