Hayır sayın duarden.
Benim anlatmaya çalıştığım bu değil. Türkiye'ye bir şeriat yönetiminin gelebilmesi iki şekil de mümkündür.
1- İlk mesajımda arz etmeye çalıştığım gibi, Anadolu da yaşayan halkın kahır ekseriyetinin böyle bir yönetim şeklini samimi biçimde istemeleri ve bu yönetimin gerçek mânâda uygulayabilecek yetişmiş bir kadronun oluşabilmesi. Bana göre bu ne şimdilik, ne de yakın gelecekte mümkün görünmüyor.
2- Söz konusu yönetimi isteyen, ancak henüz istediğini elde edecek birikim ve güce ulaşmamış ınsanların, bölgedeki siyasi-ekonomik boşluklardan ve memleketteki iç güvenlik zaafından faydalanarak gerçekleştiebilecekleri İran benzeri bir karşı devrim.
İkinci ihtimâlin oluşabilmesi tamamen istisnai hallere bağlıdır. Şu an da, dünyada bir güçler dengesi mevcuttur. Bu dengenin patronluğu da, ABD nin elindedir. Dünya devleri istemeden yaşadığımız coğrafyada kuş uçmaz. Ayrıca İranda ki Şah dönemine ait politk yanlışları nedeniyle Humeyniye davetiye çıkaran üygulamalarından ABD nin ders aldığını düşünüyorum. ABD tarafından servis edildiği ileri sürülen "Ilımlı İslâm" projesi; Türkiyenin tarihi liderlik pozisyonunu kullanarak, 1.5 milyarlık İslâm dünyası üzerinde hakimiyetini pekiştirmek gayreti ile açıklanabilir. 1950 den bu tarafa Cuntacı generaller üzerinden yütüttüğü işbirliğine, Türkiyenin lâik yapısı nedeniyle kimi müslüman ülkelerin şüpheyle bakmasına sebep olduğundan, artık işine yaramaycak gibi görünüyor . Bu ülkelere daha "Sevimli" gelebilecek bir renk değişikliğini bu nedenle isteyebilirler. ABD nin son 20 yılda İslam ülkeleri üzerinde yürüttüğü politika, müslümanlar üzerinde hiç olmadığı kadar düşmanlık meydana getirdi. Bu düşmanlığın bizzat ABD tarafından absorbe edilmesi mümkün görünmüyor. Türkiye paratoner olarak kullanılmak isteniyor gibi. Bu düşünceler doğru bile olsa, Türkiye de İran benzeri bir yönetim ABD nin işine gelmez. Ben bu nedenlerden dolayı yakın gelecekte ve hatta orta vade de Türkiye'de bir şeriât yönetimini mümkün görmüyorum.
Şimdiye kadar ABD den aldıkları destek ve "Dost ve müttefik" geyiği ile iç politikada egemenliklerini sürdüren, demokrasi makyajı ile militarist oligarşiyi topluma dayatan mâlum "Elit" çevre, bu konumunu kaybedince birden bire "Ulusalcı" kesiliverdi. Halbuki önceleri "Batı karşıtı ve mürteci" olarak suçladıkları kesimi, şimdi de AB ile olan uyum sürecindeki pozisyonlarından dolayı "Hain-uşak" olarak görmektedirler. Yani mütedeyyin müslüman batıya tavır alsa da, batı ile uyum sürecine girse de, üzerindeki kimlik nedeniyle yaptıkları hiç bir zaman siyasal elit tarfından kabul görmeyecektir.
Burada aslolan; düşüncelerimiz, etnik kimliğimiz ve hatta inancımız ne olursa olsun; hepimizin, herkes için gerekli olan demokrasiyi memleketimizde uygulayabilme noktasında bir mücadelenin içinde olması gereğidir. Türkiye üzerinde oynanan egemenlik oyunlarına taraf olarak; ne demokrat olduğumuzu, ne Atatürk'çü olduğumuzu, ne devrimci olduğumuzu ne de bağımsızlıkdan ödün vermeyen mütedeyyin müslüman kimliğe sahip olduğumuzu kanıtlayabiliriz.

Ahlaki temeli sağlam olmayan bir toplum, -ruhunda arta kalmış barbarlık duygusunun da tesiriyle- soyguncularına karşı hayranlık duyar.
Andre Maurois
Konu Erdoğan tarafından (15-06-2008 Saat 16:25 ) değiştirilmiştir..
|