Tekil Mesaj gösterimi
  #3 (permalink)  
Alt 11-06-2008, 15:37
sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sangre sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
_b/s/en s/b/enim *
 
Üyelik Tarihi: 16-10-2007
Nerden: Son
Yaş: 20
Mesajlar: 1,149

Alıntı:
easy´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
teşekkürler sangri; bu çok açıklayıcı bir makale. benim merak ettiğim; levhaların kayışını evrim gibi formüle edemiyoruz, ama şu anda bildiğimiz(ispatlayabildiğimiz)=levhalar her yıl birkaç santim kayıyor. peki evrimin varlığını kanıtlayabiliyorm muyuz (birkaç santimde olsa)? malum bir şeyin varlığını kanıtlamak için; -"hadi bakalım yok olduğunu ispatlayın, yok olduğunu ispatlayamıyorsanız vardır" demek bana çok çaresizce, inanmadan yapılan bir hipotez gibi görünüyor?! ama makalenin geri kalan kısmı (deneme mi demeliydim, türkçe bilgim kısıtlı), teori ve teorem ile ilgili kısmı çok açıklayıcı.
Öncelikle evrim, levhalar kadar hızlı ilerlemiyor. Levhalar her yıl bir santim de olsa kayma gösteriyor, ama evrimsel değişme binlerce, onbinlerce yıl sürüyor. Örneğin, bilimadamları beynin, onbin yılda bir mikron değiştini saptamışlar. Ama evrimi gözle görmekte mümkün. Aynı zamanda insanın doğaya müdahalesi ile evrim gözlemlenebiliyor. Örnek vermek gerekirse aşağıda ki yazıyı okumanızı tavsiye ederim. İkinci örnekte, insanın doğaya müdahalesi ve evrimi hızlandırılmasına güzel bir örnek verilmiş. Bu aşağıda ki yazı mikro evrime örnek teşkil ediyor, zaman olarak kısa süreli olduğu için. Makro evrimi ise bulunan fosiller ve dna araştırmaları destekliyor.

Alıntı:
Türleşmede iki önemli faktör vardır: genetik çeşitlilik ve coğrafi izolasyon. Örneğin, bir bölgede yaşayan bir salyangoz cinsinin, bölgede yeni bir göl ortaya çıktığında durumunun ne olacağına bakalım. Bu durumda, genetik çeşitlilik, artık birbirinden izole iki grup arasında ayrı ayrı birikerek kendini göstermeye başlayacaktır. Kuru bölgede yaşayan salyangozlar ve ıslak bölgede yaşayan salyangozlar olarak. Çok sayıda nesilden sonra, gölün kuruduğunu ve iki grubun tekrar birbirleriyle kontak haline geldiğini varsayalım. Eğer bunca nesilden sonra, genetik farkların birikimi, yeterli bir miktara ulaştıysa, artık bu iki tür salyangoz arasında çiftleşme mümkün olmayacak ve baştan bir tür olan salyangozdan, iki farklı tür ortaya çıkmış olacaktır. Eğer hala aralarında gen transferi (çiftleşme) mümkünse, ortada hala tek bir türün (fakat çok daha geniş bir genetik çeşitliliğe sahip olarak) bulunduğunu söyleriz.

______

Örneğin Avustralya'daki tavşanlar örneğini alalim. Tavşanlar, Avustralya'nin yerlisi olan bir hayvan türü değildir. İlk olarak 12 adet tavşan (oryctolagus cuniculus cinsi) Avustralya'ya 1859 yılında Avrupa'dan göçmenler tarafından getirilmiştir. 1886 yılında, tavşanlar Avustralya'nın güneydoğu kıyılarına ulaşmıştı ve yılda 66 millik bir hızla yayılıyorlardı. 1907 yılında, tavşanlar Avustralya'nın hem doğu hem de batı sahillerine erişmişti ve hiçbirşey bu yayılmalarını önleyemeyecek gibi görünmekteydi. Bunun sebebi, getirildikleri ortamda nüfuslarini dengede tutan faktörlerin (yiyecek miktarı, rakipler ve kendilerini avlayan türler) Avustralya'da bulunmamasıydı. Tavşanlar, Avustralya'nın hayvancılık sektörünü destekleyen bitki örtüsünü yok ediyor ve hayvancılıktan geçinen kesimde büyük maddi zarara yol acıyorlardı. Avlamalar, tuzak kurmalar ve zehirlemeler bu yayılmayı önlemeye yetmiyordu.

Tek seçenek biyolojik kontroldu ve devletin biyologları uzun testlerden sonra, sivrisinekler yoluyla yayılan bir virüs hastalığı (myxomatosis) geliştirdiler. Virüs, taşıyıcısı olan Amerikan tavşanında ölümcül olmayan bir hastalığa yol açıyor, fakat Avustralya'ya da yayılmış Avrupa tavşanında ölümcül oluyordu. İnsanlara ve Avustralya'da yaşayan diğer canlılara da bir zararı yoktu. Görünüşe göre, bir çözüm bulunmuştu.

Nitekim, hastalık 1950 yılında Avustralya tavşanları arasında yayılmaya başlamış ve çok kısa süre içinde tavşanların %99.9'unu öldürmüştü. Fakat herhangi bir evrimsel biyoloğun çok kolay tahmin edebileceği gibi, kendi türünün devamını sağlayamadan taşıyıcısını öldüren bir parazit, evrim süreç içinde "seçilim"e uğrayacaktı ve mutasyona uğrayan virüsün, ancak tavşanı öldürmeyen varyasyonları hayatta kalacaktı. (Diğerleri tavşanlarla birlikte olduğu için). Bu arada, tavşanlar da mutasyona uğrayacak ve aralarında bu virüse daha dayanıklı olanlar hayatta kalma eğiliminde olacaktı. Böylece doğa, Darwin'in keşfettiği "doğal seçilim" ilkesi uyarınca virüsün daha az öldürücü genetik varyasyonlarını ve tavşanların da daha dayanıklı genetik varyasyonlarını seçecekti. Günümüzde, bu hastalık yüzünden tavşanlar arasındaki ölüm oranı %40 civarındadır ve artık tavşan nüfusunun kontrolü için etkin bir yöntem olmaktan çıkmıştır. Bu, evrimsel sürecin, insanların gözleyebileceği kadar kısa bir süre içinde (birkaç insan nesli) gerçekleşmiş, önceden tahmin edilebilmiş ve bu tahmine dayalı olarak aynen gözlenmiş bir sonucudur.


Bin gölge, bin ağaçtan, bir güneşin gölgesidir.. _/ *

_gölge'li/ *
Alıntı ile Cevapla