|
Karanlık hücrenin duvarlarındaki çatlaklardan sızıyor ışık, en unutulmuş köşede bırakırız hayatın anlamını.Cümleyi bir sözcük esir alır, şarkılar yerini sessiz umutlara bırakır.
Dünyanın yalınlığı, acımasız gerçekliği, renklerin kesinliği; güneşin bile insanı hiç şaşırtmadan gözden yitip gitmesi; acaba duygulara ne kadar yer var litosferin üzerinde diye sorduruyor insana.
En şiirsel gecelerde insanı coşturan, beyaz ışığıyla ücra köşeleri aydınlatan Ay ışığının aslında çukurlarla kaplı sevimsiz bir kütleden yansıdığını öğreniyorsun.
Bir gün ulaşma umuduyla yıldızlara astığımız umutların, bizden çok çok uzak olduğunu farkediyoruz.Hiçbir zaman bir yıldıza uzanamayacağımızın bilinciyle bakıyoruz gökyüzüne.
Her şey o kadar sıradan, o kadar terkedilmiş ki... İşte tam da böyle anlarda yönelir duygulara insan, bilincini yitirirken yeni çakıl taşlarını toplar, duyguların vadisinden.Yokolurken anlar varolmanın sevincini.
Aşk diye birşey var ya da yokmuş ne farkeder. Çatlamış toprağın büyüttüğü kaktüsler bile, bir çöl serabında en güzel güle dönüşür. Duygulardan yalıtılmış bir dünyanın trollerin bataklıklarından ne farkı var. Duygusuz bir gerçeğin, ne anlamı var. Gerçeğin tanımını koymanın ne anlamı var...
|