|
Dünya Tiyatro Tarihi
Aylin Alıveren
Ölüm Hep aynı Rolde
Tragedya sözcüğü Eski Yunanca da tragos ve oidia sözcüklerinin bileşimi olan tragoidia sözcüğünden türemiştir. Tragos keçi oidia ise ezgi anlamına gelmektedir. Tragedya türü, Tanrı Dionysos adına söylenen ezgilerden doğmuştur. Çünkü dionysos şenliklerinde korodaki kişiler, Tanrının kutsal hayvanı olarak bilinen keçileri temsil etmek üzere keçi postuna bürünüyorlardı. Tragedya bilinen en eski oyunlardan biridir. Bu türün ilk tanımına, Antik yunan devrinin üç büyük Tragedya yazarının
( Aiskhylos, Sophocles ve Euripides ) oyunlarını inceleyerek tiyatro konusunda ilk sistemli düşünce ürününü ortaya koyan Aristoteles in Poetikasında rastlıyoruz. Aristotelese göre tragedya, ahlaki bakımdan ağırbaşlı, başı ve sonu olan belli bir uzunluğu bulunan bir hareketin taklididir. Hareket eden kişiler tarafından temsil edilir. Tragedyanın ödevi uyandırdığı acıma ve korku duyguları ile ruhu tutkulardan temizlemektedir. Tragedya ortalamadan üstün kişileri taklit eder. Bu üstün nitelikler ahlaki değerlerdir. Tragedya kahramanı bilmeden yaptığı yanlış bir hareket veya ahlaki olmayan bir zayıflık sonucu trajik hatasını işler ve öykü bir yıkımla sonuçlanır.
Antikçağ Yunan tragedyalarında kahraman toplumun onayladığı bir seçim doğrultusunda davranırken kendi yıkımını bilerek veya bilmeyerek hazırlar. Antigone yıkımı göze alır ve kardeşini varolan yasalara karşı gelerek ama toplumsal geleneklere bağlı kalarak gömmeyi seçer. Yakalandığı koşullarda ağır biçimde cezalandırılacağını bilmektedir ama yine de eylemi gerçekleştirir. Kahramanın savunduğu değerler adına toplumsal sorumluluğunu yerine getirmesi savunduğu moral değeri pekiştirir. Trajik olan da bir değerin (yasalar) yok olması ve bu değeri yok edenin bir başka değer olması (kardeşini gömmek) olmasındadır. Orestesin babasının öcünü almak için annesini öldürmek durumunda kalması da böyle bir ikiliktir. Antikçağ tragedyasını insanın aslında bir çıkış noktası yoktur. Tanrılar ve onların belirlediği kader karşısında yıkım kaçınılmazdır. İnsan ancak bu yıkımı kendi seçimi olarak belirleme biçiminde özgür iradesini kullanabilir. Oidipus gözlerini kör ederek kendi cezasını kendi verir.
Ölmek yerine acı çekerek yaşamayı tercih eder. Antigone ise mağarada Hıristiyanlığın tiyatro üzerindeki baskısı sonucu yok olan tragedya Rönesansta tekrar doğar. Shakespearenin tragedyaları Antikçağ tragedyalarından,bazı açılardan farklıdır. Artık tragedya kaderin sonucu olarak, kişilerin belli kusurlarından, yada güçsüzlüklerinden doğar. Shakspeare tragedyalarının kahramanı değerler karmaşası içinde kalmıştır. O, doğru seçimi yapamadığı için yıkıma uğrar. Bu yeni trajik kahramanda Antikçağda olduğu Soyludur, erdemlidir, üstün niteliklere sahiptir, ancak Shakespeare'nin tragedyalarının özgür iradeleri ile yaptıkları secimler ve ruhsal çıkmazları yüzünden çıkış bulamazlar Hamlet kuşkular içinde kıvranır ve bir türlü eyleme geçemez Lear çocuksu bir şımarıkla kızlarının sevgisini kelimelerle ölçmeye çalışır ve duygusal öfkesi ile ona değer verenleri yanından uzaklaştırır. Othello aşk ve kıskançlığın gölgesi altında akılcı değerlendirme kabiliyetini yitirir. Macbeth ise erk tutkusuna boyun eğerek cinayet işler. Shakespeare'nin büyük tragedyalarında, insanın alınyazısı kişiliğiyle özdeşleşir.
17.yüzyılda, Klasik akım çerçevesinde Antikçağ tragedyalarının yüceltildiğini ve yazarlarla düşünürlerin Poetika daki kurallara sıkı sıkıya bağlılığı bir erdem olarak savunduklarını görüyoruz. Ancak, Fransız Klasik dönem tragedyalarında adalet kavramı, yönetim erki adına gözetilmiştir. Bu oyunlarda birey vicdanı için olduğu kadar toplumsal düzen içinde geçerli olan değerler pekiştirilir. Toplumsal düzeni bozanlar cezalandırılır, düzenin koruyucusu olanlar ise, ölümlerinden sonra bile olsa ödüllendirilir.
Gerçekçi oyunlara geldiğimizde değişen toplumsal, sosyoekonomik koşullar sonucunda, ortalamadan üstün, soylu kahramanın yerini sıradan insan alır. Modern tragedyanın kahramanı artık krallar,prensler ve tiranlar değildir. Karşı koyma ve başkaldırı dolu güçlü eylemlerin yerini, çevre koşullarına karşı etkisiz bir tepkinin aldığı görülür. Trajik olan, değerler sistemin çöküşündendir. Bu çöküşün arkasındaki sıradan insanın onurunu koruma ve ayakta kalma dramı, onun ve bizim küçük dünyalarımızın birleştiği noktadaki büyük tragedyadır.
Çağımız insanı şiddetin, yoksulluğun, savaşın, iletişimsizliğin sevgisizliğin, ortasında kıvranarak her geçen gün bir sürü kişiyi daha bu çöken değerlere kurban veriyor. Sıradan kahramanı bile zor bulacak gibi görünüyoruz yakın gelecekte. Kimbilir belkide onu çoktan kaybettik. Ama şu bir gerçek ki ölüm hep aynı rolde...
KAYNAKCA:
1. Nutku Özdemir, Dram Sanatı. Dokuz eylül Üniversitesi Yayınları, Ağustos 1983
2. Şener Sevda, Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı YKY, Mayıs 1997
3. Cemal Ahmet, aradığımız Tiyatro , Mitos Boyut yayınları Mayıs 1998
4. Urgan Mina, Shakespeare ve Hamlet, altın Kitaplar, Yayınevi Aralık 1984
5. Neitzsche Friedrich, Tragedyanın Doğuşu, Say Yayınları, 1997
anarşis
|