|
Dur cüce!.. dedim. Ya sen, ya ben!.. Ama ben daha güçlüyüm: Sen bende ki uçurumlu düşünceyi bilmezsin!.. Ona katlanamazsın sen!..
Derken beni hafifleten bir şey oldu. Cüce omzumdan atladı, o meraklı!.. Ve karşımdaki taşa oturdu. Fakat tam b,z,m durduğumuz yerde bir geçit vardı…
Şu geçite bak cüce diye sürdürdüm konuşmamı. İki yüzü var. Burada iki yol birleşir. Kimse bu yolların sonuna dek varamamıştır daha…
Şu geriye doğru uzanan yol; sonrasızlığa dek sürer. Şu ileriye doğru uzanan yolsa, başka bir sonrasızlıktır…
Birbirine karşıttır bunlar, bu yollar; birbirini başlarıyla iterler. Ve burada, bu geçitte birleşirler. Bu geçidin adı üstünde yazılıdır. ‘An’…
Ama kişi bunları izlese, durmadan daha daha izlese, sanır mısın ki cüce bu yollar birbirine sonrasızca karşıttırlar…
Düz olan her şey yalan söyler mırıldandı cüce, küçümseyerek… Her gerçek eğridir, zaman bile değirmidir…
Ey ağırlığın ruhu dedim öfkeyle… O kadar hafifseme bunu!.. Yoksa seni oturduğun yerde bırakırım ha topal… Seni yukarlara ben taşıdım!..
Bak diye sürdürdüm konuşmamı. Şu ana bak!.. Geçitten, andan, sonrasız bir yol uzanıyor geriye doğru. Bir sonrasızlık var arkamızda…
Her yürüyebilen, bu yolu daha önce yürümüş olmalı değil midir?.. Her olabilen, daha önce olmuş bitmiş ve geçmiş olmalı değil midir?..
Peki her şey daha önce de var idiyse, bu ana ne dersin cüce?.. Bu geçit dahi, önceden var olmuş olmalı değil midir?..
Ve her şey birbirine öyle bir bağlı ki, bu an, bütün gelecek şeyleri kendine çekmekte, dolayısıyla, kendini de çekmekte. Öyle değil mi?..
Çünkü her yürüyebilen, bu uzun yolu bir daha yürümelidir ileri doğru!..
Peki ay ışığında sürünen şu yavaş örümcek… Peki ay ışığının kendisi. Peki geçitte fısıldaşan senle ben. Hepimiz daha önce de var olmuş olmalı değil miyiz?..
Ve dönmeli ve önümüzde ki öbür yolda, o uzun korkunç yolda yürümeli, sonrasızca dönmeli değil miyiz?..
Böyle konuştum. Gittikçe yavaş konuştum. Çünkü kendi düşüncelerimden ve ard düşüncelerimden korkuyordum. Derken, bir köpek uluması işittim yakında…
Daha önce de böyle bir köpek uluması işitmiş miydim?.. Düşüncelerim geriye doğru koşuyordu. Evet!.. Çocukken en uzak çocukluğumda…
Böyle bir köpek uluması işitmiştim o zamanlar. Köpeği de görmüştüm. Tüyleri diken diken, başı havada, köpeklerin bile hayaletlere inandığı o sessiz mi sessiz gece yarısında titriyordu…
Yüreğim acımıştı. Dolunay, ölüm gibi sessiz. Tam o sırada geçmişti evin üzerinden. Tam o sırada durmuştu bir değir mi ateş. Başkasının malı üstündeymiş gibi, düz damın üzerindeydi daha…
Bundan yılgıya kapılmıştı köpek. Çünkü köpekler hırsızlara ve hayaletlere inanırlar. Yine böyle bir köpek uluması işitince, yüreğim acıdı bir daha…
Nereye gitmişti cüce?.. Ya geçit?.. Ya örümcek?.. Ya o bütün fısıldaşmalar?.. Düş mü görmüştüm?.. Uyanmış mıydım?.. Yaban kayalıklar arasında birdenbire tek başıma, yapayalnız kalmıştım en ıssız ay ışığında…
İşte bir adam yatıyordu yerde!.. Ve işte!.. Köpek sıçrıyor, tüylerini kabartıyor, inliyor.. İşte gördü geldiğimi… Derken uludu yine, derken bağırdı yine… Ben hiç köpeğin böyle yardım istercesine bağırdığını işitmiş miydim?..
Gerçek, bu gördüğüm gibisini görmemiştim hiç. Kıvranan, boğulan, titreyen, yüzü allak bullak, ağzından bir ağır kara yılan sarkan, genç bir çobandı gördüğüm…
Bir tek yüzde bunca bulantı, bunca solgun korku gördüğüm olmuş muydu?.. Herhalde uyuyordu. Derken boğazına aktı yılan. Orasını soktu. Şimdi de çıkmıyordu…
Elimle yılana asıldım, asıldım... Boşuna!.. Yılanı boğazından çıkaramadım. Derken bir bağırmadır koptu içimden. Isır, ısır!..
Kopar başını!.. Isır!.. Böyle bağırıyordu içimde ki.. Korkum, nefretim, tiksintim, acımam, bütün iyim, bütün kötüm, bir tek ses olmuş bağırıyordu içimden…
Ey çevremdeki gözü pek kişiler!.. Ey arayıcılar ve araştırıcılar ve kurnaz yelkenlerle bilinmedik denizlere açılanlar!.. Ey bilmece tutkunları!..
Çözün bana gördüğüm bilmeceyi, yorumlayın bana en yalnız kişinin görüntüsünü!..
Çünkü o, görüntüydü, önceden görmeydi. Simge olarak gördüğüm neydi?.. Ve bir gün gelmesi gereken kimdir?..
Boğazına böyle yılan akan çoban kimdir?.. Boğazına böyle en ağır, en kara istem adam kimdir?..
Ama çoban, bağırtımın öğüdüne uydu da, ısırdı. Zorlu ısırdı hem!.. Ta tuzağa tükürdü yılanın başını. Ve ayağa fırladı…
Artık çoban değil, artık insan değil, değişmiş biri. Işıkla sarılı biriydi gülen!.. Yeryüzünde kimse gülmemişti onun gibi!..
Ey kardeşlerim, işittiğim insan gülüşü olmayan bir gülüştü. Şimdiyse bir susuzluk kemiriyor beni, dinmek bilmeyen bir özlem.
Beni o gülüşe duyduğum özlem kemiriyor. Ah daha nasıl dayanıyorum yaşamaya!.. Ve nasıl dayanırım şimdi ölmeye!..
Böyle buyurdu Zerdüşt…
F.Nietzsche
|