|
Düşünce suçundan içeride yatmış bir ağabeyim var, yaşamımdaki yeri çok farklıdır kendisinin. En azından yazdığım abuk subuk şiirlere en mânalı eleştiriyi getirip de beni ayıltanlardan olmuştur kendisi. Uzun uzun edebî sohbetler yaparız. Sıklıkla içerideki yaşadıklarından bahsetmeyiz. Ancak ben ısrarla sorar isem yanıtlar. Burada bunlardan bahsetmeyeceğim, çok da insanın tahammül edebileceği şeyler değil. Yalnızca şu dikkatimi çekmişti, onca bedenî işkence görmelerine rağmen (ki arada 3-4 arkadaşıyla rakı içer söyleşiriz) hepsinde ortak sıkıntı ve geçmişe dair öfkeleri kitaplarının, defterlerinin ve kalemlerinin toplatıldığı zaman olmuş. Yazdıkları toplanıp da avluda yakılırmış periodik olarak ki onları en çok inciten de bu olmuş. İletişim özgürlüğü de sanıyorum bu kırılma anlarındandır. İnsan doğası tuhaf; bedeni işkenceden çok ruhsal işkenceye tepkisel.
Yukarıda örnekte de "ne var bunda bu kadar büyütülecek" denebilir ilk okunduğunda ama "merhaba ve sevgilim hoşçakal" kısımlarının dahi karalanabilecek denli öfkeli olunması içerideki tutukluların neler yaşayabileceğine dair hiç haberdar olmayanlar için bile aysbergin yalnızca bir küçücük noktası olsa gerek.
|