Tekil Mesaj gösterimi
  #21 (permalink)  
Alt 01-02-2008, 13:31
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdoğan Erdoğan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
"...Karşı devrim eski düzen şerî devlet kurma amacı gütmüyor günümüzde, haklısınız, dinin pasifize edici tesiriyle başka bir formda yönetimsel güç adına dinin araçlandırılmasıdır. Bakınız Bush'un din koçu açıklıyor ki, Bush'un hiç de dindar olmadığını, oysa seçim propagandalarında adeta kim daha dindar yarışı içerisindeler. İktidardakiler din adına bir şey yapmazlar, dini ancak iktidarları adına kullanırlar, bu anlamda da karşı devrim insanların akıllarındaki Tanrı inancını hizmet etmez, dini araç edinenlerin emrindedir..."

Bu paragrafta yazılanlara aynen katılmaktayım. Günümüzde dine hizmet görüntüsünde dini kullanma metodlarının ön planda olduğunun blincindeyim. Bu nedenle, hiç bir parti/cemaat/tarikat'ın "adamı" olmadığımı izah etmiştim. Fakat siz hariç, diğer arkadaşlara bunu izah edebilmem biraz zor olacak gibi görünüyor.

"...Örneğin «özgürlükler» makyajıyla 'türban'ın bilim ve araştırma yuvalarına sokulmasındaki tezatı nasıl açıklayacaksınız? Benim görüşüm şu yönde, Arap çöllerinde seks ve şehvet aracı olan kadının kapanması dönemin zaruriyetlerinden görülmüştür. Kabaca bu saikle kapatılan kadının günümüz koşullarında bir metrekarelik bir bezle "korunabileceğini" düşünebilir miyiz, hayır, kadın ancak sosyo-ekonomik alanlarda söz sahibi olmakla korunaklı hale gelir. Oysa İslamiyetin de kültür devrimi geçirmesi gerekirken, din bunun tastamam dışında katılıktadır..."

Türban girmez se, dinin başka şekiller de yönetimin kilit noktalarına giremeyiceğinin kanıtı varmıdır ? "Türbanlı" diye kızlarımızın okullara alınmaması nedeniyle bazı "tehdit" algılamaları bertaraf ediliriken, "İrtica" nın çember sakallılarını üniversitelere almamanın usüllerinin de tez elden oluşturulması gerekmez mi ?

Bir defa, Türban bu gün Müslümanın birnici sorunu değildir. Dini siyasal nemalanma alanı olarak görenler de, "Lâikçi" ler de, adeta bir kayıkçı döğüşü mantalitesinde bilerek ve isteyerek mevzuyu canlı tutmaktadırlar. Günümüzde memleketin en önemli sorunları Eğitim/İşsizlik/Terör/Hayat pahalılığı vs. gibi hususlarda tarafların müntesiplerine anlatacak kayda değer bir başarıları yoktur. Aksine bu hususlar tartışılmaya başlandığında, takke düşecek, kel görünecektir.

Müslümanın birinci sorunu eğitinmsizlik ve cehalettir. Türbanlı ya da türbansız üniversiteye gidecek okuyacak ve kendisini yetiştirecektir. Aslında cehalet sadece müslümanın değil, tüm insanlığın düşmanıdır.

"...Gelelim Ata'ya () ümmetten ulus devlet aşamasına sıçrayışta, İslamiyetin pasifize edici, bireyi arka plana atıp, kullaştırıcı etkisinin (ki bu insan adına hakkaniyetsizcedir) Kemalist devrimle ideal ölçülere getirilmesi, dinin kişinin inacı olduğu, devletin ise dinden katiyen ayrılması gerekliliğinin doğurduğu laiklik anlayışı, bahsettiğiniz demokrasiyle tamamlayıcı özelliklere sahiptir. Tabii sizin demokrasi anlayışınız çoğunlukçu demokrasi değil, çoğulcu demokrasi ise..."

Eski darbecilerden Pakistanlı general Ziya-ül Hak, "Demokrasi çoğunluğun yanılmazlığı prensibine dayanır" demişti. Sizin bu "Çoğunlukçu ve çoğulcu" nitelemeniz bana bu sözü hatırlattı. Bir kaç kere arz ettim. Cumhuriyet ile demokrasi aynı şey demek değil. Cumhuriyet, Demokrasinin siyasl boyurudur. "Çoğulcu" anlayış, demokrasiyi ve gerçek manada Laikliği özümsemiş nitelikli insanları ifade ederken, "Çoğunlukçu"dan yönlendirmeye açık kullanılabilen yığınlar anlaşılır. Günümüzde herkes için en iyi olan, değişik düşüncelerde yaşayan insanların kendilerini rahatça ifade edebildikleri, inandıkları gibi yaşayabildikleri, bununla beraber "öteki" nin özgürlük alanına müdahele edilmeyen bir Demokrasi olduğunu müteaddit defalar izah ettim. Ama nedense bu açıklamam ya satır aralarında kayboluyor, ya da görülmek istenmiyor.

"...Gelelim Atatürk'ün kültür devrimiyle İslamiyeti "aşağıladığını" düşünmenize.
Bilim deneme yanılma yöntemiyle daima yanlışlanabilir bir süreçte hakikati arama adına genellemelerdir. Tek bir veri sapması, en hakikatli teoriyi çöpe gönderir. Oysa din her iki ucu kapalı, dogmatik normlar bütünüdür, sorguya ve eleştiriye kapalı kurallardır. Russel'in dediği gibi "İnsanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin henüz bulamadığı hiçbir şey yoktur". Bilim dışındaki bilgi kaynaklarının hepsi bilgiden uzaktır. Uzun uzadıya bilim ve din karşılaştırması yapmayacağım çünkü alanları farklıdır..."


Ben de pek farklı söylemiyorum zaten. Din değişmesi ve hatta bazı noktalarda tartışılması mümkün olmayan kurallara sahiptir. Bilim se sürekli değişir. Birini diğeriyle açıklamak ise cehaletten kaynaklanmıyorsa, maksatlıdır. Bir şekil de hayatımın önemli bir bölümünü sosyal bilimlere ve eğitime harcamış olan ben, aksini iddia edersem, herkesin "Seni öğretmen yapanın..." diye hakkımda "Veciz" cümleler kurması müstehak olur. "Ben inanıyorsam herkes te ya benim gibi inanacak, yada inanmasa da benim seçtiğim yaşama biçimine razı olacak." düşüncsi, tamamen faşist ve baskıcı bir yaklaşımdır.

"Benim düşüncemde" olan diğer insanların ne yapacakları veya nasıl davranacaklarına kefil olmam mümkün değildir. Onları savunmak için burada bulunmuyorum. Şahsıma ait düşünceleri paylaşıyorum. Nasılki dünyada yaşıyan insanlar Bilgi/düşünce/mantalite olarak değişti ise, müslüman da değişti. Artık körü körüne itaat eskisine oranla azaldı. Benim itiraz noktam bir şekilde her düşüncede insanın değiştiği kabul edilirken müslümanın aynı kaldığı vehmidir. Dini kurallar değişmez ama, bunları algılama ve yorumlama değişir.

Bu değişim de azımsanmayacak dercede önemlidir.

Saygılarımla.

Not: Mesajı ilk yazdığımda sehven bazı karışıklıklar oldu. Daha yeni düzene koyabildim. Başlangıçtaki karışıklık için özür dilerim.


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (01-02-2008 Saat 14:07 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla