Uzun yanıtınız için teşekkürler Erdoğan. Tarih öğretmenliğinizin de verdiği bir geçmiş birikimle, resmî tarih öğreticiliğinden hayli farklı yorumlarınızı okumak keyif verdi.
İçerideki her mevzuyu «dış mihraklara» bağlama huyumuz baki....

Büyükanıt bildirdiler yenice: "TSK suç örgütü değildir. TSK'da hata yapan yargı önünde cezasını çeker. Onun için bu tür şeyleri TSK ile ilgilendirmek beyhude çabadır". Tsk ile Abd'nin arasının açıldığını, emperyalist politikaların sivil sermayeye kaydığını Tüsiad'ın açılımlarından sıklıkla sezebiliyoruz. Türkiyedeki sermayenin gücü "türban" konusunda da geçerli olacak mı, zaman içerisinde göreceğiz. (Ki olsun istemem.)
İsimler üzerinden redçi bir amaç güdmekse bana aynı isim üzerinden nemalanmak isteyenlerden farklı bir niyet gibi görünmüyor açıkçası. Size aslında M. Kemal Atatürk'ün "kültür devrimindeki" islamiyeti "dışlayıcı" etkisini sormamıştım ama sorarken dahi net olarak kafamdaki imgeyi geçiremediğimi bildiğim için tekrarlarım notunu düşmüştüm. Kemalistlerin Atatürk soyadını kullanmalarıyla, anti-kemalistlerin kullanmamaları arasında mantıkta herhangi bir farklılık göremiyorum. Her iki niyet de kendi simgelerini fetişleştirmenin ötesinde görünmüyor gözüme. Çünkü nihayetinden sembollerden oluşan bir ismi reddiyediçilik de, kabulleniş de bir nazarımda.
Gelelim Atatürk'ün kültür devrimiyle İslamiyeti "aşağıladığını" düşünmenize.
Bilim deneme yanılma yöntemiyle daima yanlışlanabilir bir süreçte hakikati arama adına genellemelerdir. Tek bir veri sapması, en hakikatli teoriyi çöpe gönderir. Oysa din her iki ucu kapalı, dogmatik normlar bütünüdür, sorguya ve eleştiriye kapalı kurallardır. Russel'in dediği gibi "İnsanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin henüz bulamadığı hiçbir şey yoktur". Bilim dışındaki bilgi kaynaklarının hepsi bilgiden uzaktır. Uzun uzadıya bilim ve din karşılaştırması yapmayacağım çünkü alanları farklıdır. Gelmek istediğim nokta ise şu; Atatürk "En hakiki mürşit ilimdir, fendir" derken; gelişmenin, çağdaşlaşmanın yolunu ve yönetmini de tarif etmiştir. Bu koşullar altında kurumsal tüm alt yapılardan, üst yapılara değgin dinin Ulus Devletin tüm kılcallarından uzaklaştırılması gerekliliği bir zaruriyettir, ne bir aşağılama ne de bir asimilasyondur, din Tanrısı ve insan arasında bırakılmıştır. Bir başka forumda da yazmıştım, dindar bir bilim adamı olabilir mi? Bunun cevabını siz veriniz...
Kişisel fikrim, dindar bir yöneticinin dahi olmaması gerekliliğidir.
Dinin tekrar zerkiyse iktidar ordaklarının elindeki yönetimsel taktik ve araçlardan başka hiçbir şey değildir. Eğer söz konusu bir karşı devrim mevcutsa bu erk savaşımlarında mevcuttur.
Örneğin «özgürlükler» makyajıyla 'türban'ın bilim ve araştırma yuvalarına sokulmasındaki tezatı nasıl açıklayacaksınız? Benim görüşüm şu yönde, Arap çöllerinde seks ve şehvet aracı olan kadının kapanması dönemin zaruriyetlerinden görülmüştür. Kabaca bu saikle kapatılan kadının günümüz koşullarında bir metrekarelik bir bezle "korunabileceğini" düşünebilir miyiz, hayır, kadın ancak sosyo-ekonomik alanlarda söz sahibi olmakla korunaklı hale gelir. Oysa İslamiyetin de kültür devrimi geçirmesi gerekirken, din bunun tastamam dışında katılıktadır. (Yanlış anlaşılmasın insanların nasıl giyindikleri umurumda dahi değil, üstelik haddim de değil bunu tayin etmek.)
Gelelim Ata'ya (

) ümmetten ulus devlet aşamasına sıçrayışta, İslamiyetin pasifize edici, bireyi arka plana atıp, kullaştırıcı etkisinin (ki bu insan adına hakkaniyetsizcedir) Kemalist devrimle ideal ölçülere getirilmesi, dinin kişinin inacı olduğu, devletin ise dinden katiyen ayrılması gerekliliğinin doğurduğu laiklik anlayışı, bahsettiğiniz demokrasiyle tamamlayıcı özelliklere sahiptir. Tabii sizin demokrasi anlayışınız çoğunlukçu demokrasi değil, çoğulcu demokrasi ise.
Karşı devrim eski düzen şerî devlet kurma amacı gütmüyor günümüzde, haklısınız, dinin pasifize edici tesiriyle başka bir formda yönetimsel güç adına dinin araçlandırılmasıdır. Bakınız Bush'un din koçu açıklıyor ki, Bush'un hiç de dindar olmadığını, oysa seçim propagandalarında adeta kim daha dindar yarışı içerisindeler. İktidardakiler din adına bir şey yapmazlar, dini ancak iktidarları adına kullanırlar, bu anlamda da karşı devrim insanların akıllarındaki Tanrı inancını hizmet etmez, dini araç edinenlerin emrindedir.
Yukarıda da bahsettiğim gibi "ne yapmalı" sorusuna yanıtım tarihsel evrime bırakmak olacaktır. Bu tarihsel evrimde Tanrı inancının yerini bilime bıraktığı (ama asla dogmatikleştirerek değil bilimi de) bir yarının bilinçli ve farkındalık düzeyi yüksek insanlık üzerine kurulacağına inanıyorum.
Yoğun ve yorucu bir gün idi, aklımdakileri tastamam geçiremediysem affola.
Saygılar.