Ne yapmalı ?
Maalesef içinde bulunduğumuz şartlarda ülke hızla bir Lâik/Anti Lâik kamplaşmasına doğru ilerlemektedir. İnsanlar siyasal ihtiras ve menfaatleri uğruna her şeyi yapabilmeyi göze almış durumda adeta "Komut" beklerken, insana hizmet etmesi gereken siyasal düşünceler bizde insana saygıyı, hatta bizatihi insanın kendisini yok etmek de kullanılır oldu.
Farklı anlayışlarda olanların, bir birlerini "Hain/Kâfir/Uşak/Dinsiz" diye itham etmelerinde ki esas sebep, başkalarını da kendi bulundukları konuma çekme gayretleridir."Ya sev, ya da öl veya terket" militarizmi allanıp pullanıp "Cumhuriyet" diye yutturlmaya çalışılıyor . Hızla değişmekte olan dünya da, evrensel düşünceyi ve yeni fikirleri sürekli takip ederek kendini geliştirme çabası yerine, bilakayduşart bir "Lidere tapınma" mekanizması çalıştırılıyor. Halbuki Demokrasiler, her düşünce sahibinin kendisini bulunduğu noktadan ifade edebilmesi için vardır. Değişik fikirler, kültürel anlayışlar ve farklı yaklaşımlar, zaman zaman toplumları içine düştüğü sıkıntılardan kurtarabilmek için bir alternatif olurken, bizde hala tek tip insan yetiştirme gayretleri inatla sürdürülmekte, farklılılara tahammülü olmayan "Çağdaş/Aydın"(!) insan tipi üretme konusunda azami çaba sarfedilmektedir.
Ben Cumhuriyetin ilk yılarında görülen Jakoben yaklaşımların, sn. Vural SAVAŞ tarafından ifade edilen "Militan Demokrasi" uygulamalarının, Demokrasinin sosyal/kültürel ve hatta ekonomik alt yapısı tamamlanıncaya kadar sistemi korumak adına sürdürüldüğününü düşünürken, hala cismen de yaşıyor olsaydı Mustafa Kemâl'in, daha demokratik açılımlara mürcat edip günümüzde ki siyasal yobazlığa sapmayacağını tahmin etmekteyim.
Doğrudur. Kültür devrimlerinin gerçekleştirilmesi esnasında Cumhuriyeti koruma uğruna çok sert tedbirler alınmış, epey can yakılmıştır. Fakat unutulmamalıdır ki, o dönemde kültür devrimleri ile Demokrasinin sadece hukuki/siyasi alt yapısı hazırlanabilmiştir. Demokrasinin yaşatılabilmesi, halkın kendi kaderini tayin etmesi noktasında sağlam ve sürekli bir eğitimle geniş kitlelere tanıılması/sevdirilmesine bağlıdır. Cumhuriyet, Demokrasinin siyasal boyutudur ve bir Halk yönetimi olması sebebiyle korunması "Zinde güçler"e değil, yine bizzat halka düşmektedir.Halkın anlamadığı/bilmediği ve sahip çıkmadığı hiç bir sistem demokrasi olamaz.
Fakat cumhuriyetin ilk yıllarında okuma yazma oranı % 10 un altındadır. En kısa sürede bu oranı yükseltmeden ve halkın eğitim düzeyini geliştirmeden sadece "seçkinler/Aydınlar" egemenliğine dayalı bir "Cumhuriyet"(!) uzun vadede bir işe yaramayacaktır. Mustafa Kemâl döneminde başlatılan eğitim hamleleri bir süre sonra meyvelerini veriyordu. Topumda okur-yazar oranı hızla artmaya, birikimli insanlar sayıca çoğalmaya başladı. Köyde ki çarıklının, kasabadaki yamalıklı elbise giyenlerin okuyup memleketin idaresi ile alâkakı söz söz söylemeye başlaması, hatta doğrudan yönetime katılma teşebbüsleri, bizde ki "yönetici elit"i rahatsız etti.
"İskoçyalı" diye bir film serisi yapılmıştı, izleyenler hatırlyacaklardır. Dünya atmosferinde görülen bir dengesizlik nedeniyle, atmosfer görevi gören bir sistem kurulmuş, ancak sistemin çalışması için de, bu işten faydalanan tüm insanlardan para alınması yolu seçilmişti. Bu sistemin sahibi şirket gelen tatlı parayı görünce, atmosfer düzeldiği ve eski tehlike kalmadığı halde - sanki tehlike devam ediyormuş gibi- harkesten para toplamaya devam etmiş, durumu gizlemişti.
1930 ların "Asr-ı Saadet" dönemini hayal edenler de aynen o şirketin sahipleri gibi davranıyorlar. Ele geçirdekleri konumu muhafaza etmek adına, kendi düşüncelerini kutsamak adına, menfaatlerine "Kemâlizm" diyerek tartışılmasının önüne geçiyor, karşı çıkanları "Hain/satılmış/uşak" nitelemeleri ile aşağılayıp sindiriyorlar. Tabi her yere kendileri ulaşamadıkları için başlarına tasmayı takıp besledikleri sadık bekçilerini "Ergenekon" oluşumlarıyla "Düşman" gördükleri insanların üzerine saldırtıyorlar.
Halbuki Demokrasiden geriye dönüş artık mümkün görülmemektedir. Bundan iki asır evvel, bilim/teknoloji bu kadar gelişmediği için yönetici sınıfların ekonomik/siyasi ve askeri zaaflarını başkaları değerlendirler, bu nedenle de yönetimler sık sık el değiştirir idi. Şimdi bunu Muz cumhuriyetlerinde ki omzu bol yıldızlı generaller yapıyor. İpleri de ABD nin elinde. Bizde de meydana gelen ihtilallerin temelinde ABD etkisi olduğu bilinen bir gerçek. Türkiye de "Şeriat" isteyenlerin oranı % 7-8 civarındadır. Bir de bu oranlar artık o kadar da önem taşımaz. Çağın getirdiği bilgi birikimi ve örgütlenmeye, hatta arka plânındaki çok sağlam bir ekonomik desteğe sahip olmayan hiç bir oluşum, memleketin Demokrasiden başka taraflara yönelmesini sağlayacak bir değişimi gerçekleştiriemez. Demokrasiden geriye dönüş ihtimali sıfıra yakın konumdadır.
Şu halde mesele Mustafa kemâl'in fikir mirasını korumakmıdır, yoksa "Kemâlizm" diye devleti ele geçiren "siyasal elitl/seçkin"lerin menfaatlerini mi ?
Şapkamızı önümüze koyup düşünelim
Yazımın başında anlatmaya çalıştığım gibi, her insan Militarist/faşist baskıdan ve kimi siyasi düşünce sahiplerinin "Atatürk düşmanı/Hain" hakaretlerinden çekinmeden "Ben kemâlist değilim" diyebildiği, İslâmı bir inanaç/yaşama şekli olarak benimsemeyen insanlar da sıkıştığı nokta da, "Ben de müslümanım, benim ammemin de başı örtülü" veya Kemalist olmayanların, "Ben de kemalistim" riyakârlığına tevessül etmeden, kendilerini oldukları gibi ifade edebildikleri bir özgürlük ortamı sağlanmalıdır.
Bu gerçekleşince, hakaret edenler ile fikir savunanlar, boyunlarında siyaset tasması, önlerine konan tabaktan yemlenip efendilerinin "kıs-kıs"ladıklarına saldıranlar birbirinden ayrılacak, her insan daha rahat ve özgürce, üstelik kendisi gibi düşünmeyenleri "Düşman" görme paranoyasından kurtulmuş şekil de tartışabilecek/yaşayabilecektir.
Bütün baskı rejimleri vatandaş değil, bolca ikiyüzlü/yalancı üretir.
Yllardır süregelen Monarşik/Despotik/Oligarşik rejimlerin baskı yöntemleri, bireylerin genlerine işlemiş olarak, bekli de insanların bilinç altında hem birbirilerine, hem de devlete karşı derin bir kuşkuculuğa saplanmalarına temel oluşturmaktadır.
Eğitimle bir çok zorluğun üstesinden gelebiliriz. Birbirimizin özgürlük alanlarına müdahele etmemeyi, kim olursa olsun her insanı aynı çizgiye getirme mecburiyetimizin olmadığını, bizim gibi düşünmeyenleri "Hain/Kafir/Uşak/Dinsiz" diye itham etmenin sadece, -bir bizon'un hastalığı sebebiyle bulunduğu yere düşeceğini umup sabırla bekleyen tilki gibi- birilerini sevindirmekden öte bir işe yaramayacağını öğrenebiliriz.
Tabi eğitimi de kendimize benzetmeden doğal standardı içerinde verebilirsek.
İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.
Konu Erdoğan tarafından (30-01-2008 Saat 19:45 ) değiştirilmiştir..
|