Alıntı:
Bir grup insan nasıl bir topluluk haline gelir ? Topluluklar ne zaman ve nasıl
toplumu oluştururlar ? Bu soruların yanıtlarını bulmak için toplulukların hedef ve
amaçlarının sadece bilinçli yönleri ile çalışmak yeterli olabilir mi ?
|
Anarşizm de ulaşılabilecek en son nokta bir rup oluşturabilmektir.şAnarşist bir idare/devlet/sistem içinde yaşayan bireyler, kendi tözlerini idelojik bağlamda yaşatırken ancak ve ancak kendi özgür iradeleri ile yaşar ve kendilerini yakın hissettikleri bir gruba girerler yada o grupla işbirliği yaparlar. Aidiyet olgusundan çok mevcudiyet olgusu ön plana çıkar, geçici eylemsel bir birlikteliktir onunkisi.
Yukarda alıntı yapılan makalede ise tamamıyle daha grift çıkar ilişkileri içindeki mevcut topluma benzer ve bireylerine benzer bir yapılanmanın analizi yapılmakta ve tezler ileri sürülmektedir. O toplumda (ki bizim istediğimiz eğer toplum yaratmak ise) biraz eskide olsa günümüz Dünyasına benzer olan en azından İnsanın kendisidir. Freud'un psikanalitik pisikolojisi günümüze gelen kadar çok evrim geçirmiş bu arada 70 li yıllarda ki Freudcu vimeden farklı bir yorum getiren yeni kuşakla birlikte birey ve toplum ilişkileri daha derin sorgulanır olmuştur.
Alıntı:
|
Freud'a göre analitik odanın dışında, toplumsal yaşamın her alanında aktarımsal olgular görürüz. Aşklar, nefretler, kıskançlıklar ve diğer şiddetli duyguların olduğu pek çok yerde aktarıma rastlanabilir.
|
Hep yaşanagelmiş toplumlarda ve günümüz toplumunda bu tespitin çok daha fazlası yaşanmaktadır, sahip olma arzusu ve hürriyeti. Kaldı ki yukardaki makale Anarşist bir toplumu yada idealini nasıl oluşturacağımızı değil, normal bir toplum üzerinden toplumların analizini yapmakta ve var olanı açıklamaktadır. İnsana özgü duygu ve istemleri yok sayarak yeni bir toplum yaratmak için:
Alıntı:
Analiz odasının dışındaki aktarımların en yoğun göründüğü yerler topluluk yaşantılarının dinamikleridir. Topluluğun lideri ile ilişkisi, topluluğu yöneten bilinçdışı imgelerin yarattığı temsili dünya, topluluğun asr-ı saadeti, cenneti ve cehennemi,
en büyük düşmanları, ülküleri, idealizasyonları, vs., psikanalizin olanak tanıdığı şekli ile, aktarımsal bir perspektifte ele alındığı zaman diğer sosyal bilimlerin ulaşabildiği noktanın çok ötesinde bir anlayışa ulaşılabilir.
|
ilk aranan şey ise Anarşizm'in red ettiği bir liderdir. Ancak bir lider ile topluluk toplum olabilme yoluna ordanda, sağlıklı bir toplum olabilmenin en büyük kuralı olan toplumsal uzlaşı ve antlaşmalara gidebilir. Bu ise:
Alıntı:
|
"Topluluğun lideri, topluluk üyelerini bir ülküye, bir hedefe, bir ideolojiye, bir tutkuya doğru canlandırır ve/veya baştan çıkarır. Belli bir canlılığa ulaşmış grup süreçlerinin (burada, "canlılık" ile dini, siyasi, ideolojik "enerjik oluşu" kastediyorum) çoğunun temelinde bunu görürüz. Topluluk bir bütün olarak, ama aynı zamanda, onun içinde yer alan bireyler kendi öyküleri ile topluluğun kaderinin kesişme noktalarında liderin işaret ettiğini arzularlar. Liderin işaret ettiği ile lider sıklıkla bir kondansasyona yani yoğunlaşmaya uğrar. Bu tür yoğunlaşma örneklerine pek çok dini, siyasi ve ideolojik oluşumda rastlarız. "İdeolojimizin hedefi (veya içeriği), liderimizin kişiliğinde somutlaşmıştır" ifadesi herhalde çoğumuza tanıdık gelmektedir. Böyle bir yönelimin doğası aktarımdır. Topluluk üyeleri oldukça karmaşık versiyonlara bürünebilen şekillerde, narsissistik ve libidinal yatırımlarla liderlerine bağlanırlar.
|
tespitindekine benzer bir yola götürür toplumu. Burda sorgulanması gereken ise liderin, liderlik vasfından ziyade tanrısallık mertebesine ulaşması/ulaştırılmasıdır. Salt bu kaygı liderler için değildir elbette, tüm potansiyel lider adaylarıda benzer bir sendrom gösterebilme potansiyeline sahiptir. Aksi takdirde:
Alıntı:
|
Bu topluluk ruhu, bir başka ifade ile, topluluğu birarada tutan bu telkin ve illüzyon ortamı, insanoğlunun yağız toprak ve mavi gök arasındaki belirsiz varoluşunda bir mitoloji yaratır ve ona belli bir öykü verir. İnsanlık tarihinin bebekliği sayabileceğimiz dönemlerde bu tip aktarımların yoğun bir şekilde varolması boşuna değildir. Bu aktarımlar medeniyetin kuruluşu için bir araçtır.
|
kendi tanrılarını ve mitolojik kahraman/lider tipolojilerini yaratır ki bu tam olarak Anarşizm'in kaçmak istediği bir sondur aslında.
Alıntı:
|
Peki topluluğun aktarım süreçlerinde topluluğun hipnozu aşmasını sağlayacak kimdir, nedir? Bu işlev gene lider/ülkü yoğunlaşmasından mı beklenecektir? Yoksa, bu güç topluluğun kendi içindeki doğal dönüşüm süreçlerinin önünü açan bir şeffaflık, demokratikleşme ve düşünce toplumu olma mıdır? Burada topluluğun bağışıklık sistemi alerjik bir tepki oluşturabilir (alerjik reaksiyon metaforu paradoksal bir duruma işaret eder. Bünyeyi hastalıklara karşı koruyan bu olgu, bazen başlı başına bir hastalığa, hatta ölüme sebebiyet verir). Topluluk, tüm bu grup-içi bilinç yükselmesini bir dağılma tehdidi olarak yaşayabilir ve hainleri lanetliler bahçesindeki "ötekiler"in yanına püskürtebilir. Böyle bir durumda, belli bir süre için rahat edilir, düşmanlar lanetlenir, lidere ve ülküye tekrar sadakat yeminleri edilir. Bir sonraki krize kadar. Ancak endişeye gerek yoktur çünkü dünyada "hain"den bol şey bulunmaz.
|
sanırım sorumuzun cevabı kendi içinde gizlidir. Bireyler ne olmak istiyorsa o yöne doğru ivme kazanırlar, gruplaşmalarla başlar bilindik üzere bu süreç, gruplardan topluluklar oluşturmak ise salt bir öznel verim değildir artık birey için, bu noktada kendi karar verme hakkını nispi kontrolünde olan gruptan topluluğa devrederken artık bir takım ortak konsensüsler devreye girer, en zoru olan toplulukların bir topluma evrilmesi ise hem zaman hemde bir birikim ister ki bu öyle pat diye olabilecek şey değildir. Bu süreçte freud'un bahsettiği, erk sahibi olma ile başlayan süreç her birey için eşit olmamakla beraber kıskançlık, sahip olma vb. bir çok insan doğasından gelen istençlerle şekillenir. Lider ile birlikte oluşturulan toplumlarda ise gelinen nokta ile çıkılan nokta arasında her zaman büyük farklar olmaz.
Bu nokta da mevcut tanım ve yapılanma, Anarşist toplum olmayacağı gibi bunun olması ise ancak ve ancak grupların ortak bir konsensüs çerçevesinde yaşadıkları bir gruplar topluluğu oluşturması ile olabilir. Otonom bireyi oluşturmak gibi bir kavram ve uygulama henüz yok, ancak bireylerin kendilerini yetiştirme süreçlerinde bağımsız olarak bu bilince ulaşmaları var, bağımsız bireylerin oluşturduğu eylemsel ve nispi konformizme yönelik bu gruplardan bir toplum oluşturmasını beklemek imkansızdır.