Tekil Mesaj gösterimi
  #13 (permalink)  
Alt 29-01-2008, 13:24
ansaneri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ansaneri ansaneri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 19-12-2007
Yaş: 29
Mesajlar: 3
Girdiğim her forumda,her sinema sitesinde bu filmden öylesine bahsediliyorduki Aronosky'i romantik bir deha olarak düşünmekteydim..film 'en çok ağlatan filmler' listesinde de ilk sıralardaydı..üstelik hem kadınlar hem de erkekler için..tabi böyle olması doğaldı çünkü yönetmenin amacı ne ederim de ben bu insanları ağlatırımdı muhtemelen..yalnız bir farkla..diğer büyük yönetmenlere özenerekten sanki hayatta tek derdi popüler değil de dert ettiği bir konu varmış gibi izleyicinin düşünmesini sağlamak istiyor..ancak Aronofsky felsefesi o kadar yüzeysel ki insan ne düşünebiliyor ne de acı çekebiliyor filmde..düşünmekten acı çekiyor sadece..Requim Of A Dream'i izledikten sonra sadece bir seziydi bunlar..herkes böylesine methiyeler düzerken ben birşeyleri kaçırmıştım galiba..Ancak The Fountain (Kaynak) filmini izledikten sonra Aronofsky'nin bizim Fatih Akın'dan çok da farkı olmadığını farkettim..Seyirciyi yakalamak için ucuz aşk numaraları yada gerçek kesit vari insanın bam teline seslendiğini sanan görüntüler..bunların yanında da Bergman vari bir şekilde ölümü ve varoluşu ele alan ruhtan yoksun bir sorgulama..bir de kendine özgü çekim teknikleri geliştirmeye çabalamak için ısrar etmesi, Aronofsky'nin Fatih Akın benzeri kompleksleri bulunduğuna biraz daha ikna eder bizi..Sonuç olarak Aronofsky Hollywood'da çok tutulacağa benzer..Çünkü Hollywood'un fethedemediği son kale olan bağımsız sinemanın kapılarını aralar..
Alıntı ile Cevapla