Tekil Mesaj gösterimi
  #1 (permalink)  
Alt 27-01-2008, 17:25
darbeli matkap - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
darbeli matkap darbeli matkap isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 28-11-2007
Yaş: 37
Mesajlar: 129
Standart Milliyetçilik alçakların son sığınağıdır

Yıllar önce Yeni Şafak gazetesi sür manşetten bir gün sonra başlayacağı general çocuklarının nasıl askerlik yaptıklarına dair yazı dizisinin tanıtımını yayınlamıştı. Ertesi gün ise gazetede de bir gün önceki manşete dair tek kelime bile yoktu. O gece MGK'dan yollanan bir faks tüm yayın planının bir daha gündeme gelmemek üzere rafa kaldırılmasına neden olmuştu.

Mersin'de Newroz sonrası yaşları 12 ile 16 arasında değişen çocukların ellerine bayrak tutuşturulmasından 2 gün sonra ise yine birileri fakslarının başına geçti. Medyaya nasıl bir faks ulaştı bilmiyoruz ama bir anda tüm ulusal basın yeni bir provokasyona başladı. Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenen "bayrağa saygı" mitinglerinde bütün iribaşlar boy gösterdi.

Devlettir sorgular, işkenceden geçirir, hapseder, öldürür. dört duvar arasında tuttuğu tutsakları kontrol edemediğini iddia ederek operasyon düzenler onlarca insana kıyar. Devlettir temel insani istekleri görmemezlikten gelerek ölüm oruçlarına gözlerinini yumar, kulaklarını tıkar. Devlettir dağdaki çobanı, evinde akşam yemeğini bekleyen 12 yaşındaki çocukları öldürür. Devlettir çocukların ellerine bayrak tutuşturur, sonra da "bayrağa saygısızlık" diyerekten milliyetçi bir provokasyona girişir.

Toplumda yeniden "yaratılan" bu milliyetçi dalgadan kim ne medet umuyordu sorusunun yanıtını ararken birkaç olgu ön plana çıkıyor. İlki AİHM'den çıkan karar doğrultusunda Abdullah Öcalan'ın tekrar yargılanması olasılığı var ve yeniden başlayacak yargılama sürecinde yine ilk yargılama sürecinde olduğu gibi milliyetçi dalgayı en üst seviyeye çıkararak bir an önce davanın ayrıntılara girmeden bitirilmesi, dolayısıyla devletin işlediği savaş suçlarının ortaya çıkmasını engellemek. İkinci olarak bu dalga devlet iktidarının kendi iç çatışmasının bir ürünü olarak düşünülebilinir, AB rüzgarlarının estirilmeye, AB'nin kurtuluş gibi gösterilmeye çalışıldığı şu dönemde "ortodoks" ulusalcılar ile liberal AB'ciler arasında bir güç savaşının hamleleri olarak yorumlanabilir. İki durumda da geçmişten bugüne kadar milliyetçiliğin değişmeyen yüzünü görürüz "iktidarın bekçi köpekliği".

İşine gelenin bayrağa sarıldığı, ulusalcılığa soyunduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde ortaya çıkan, klasik faşistleri bile kıskandıran milliyetçi dalga "bayrağa saygı" şaklabanlıklarında da görüldüğü gibi toplumsal bir tehlike barındırıyor: ırkçılık. Böl ve yönet taktiğiyle oluşturulmuş, iktidarların sağlamlaştırılması için çizilmiş yapay sınırlar içerisine hapsedilmiş insanlara dayatılan düşmanlık besleniyor, yapay bir gerginlik her zaman hazır bekletiliyor. Kardeşliğin yeri millet, bayrak, sınır gibi yapay simgelerle dolduruluyor, ırk gibi ne idüğü belirsiz kavramlar pompalanıyor. doğduğumuz günden beri kafamıza kazınan en güçlü, en dürüst, en akıllı, en savaşcı, en şanlı tarih sahibi milletimize bütün milletler düşmandır palavrasıyla istenildiği zaman ipleri çekilen, istenildiği serbest bırakılan bir milliyetçilik yaratılıyor. Bu köpeklik istenildiği zaman başkalarını ısırmayı görev edinmiş bir faşizme uzanıyor. Son provokasyonda da görüldüğü gibi iki çocuğun elindeki bayrak bahane edilerek yaratılan dalgada DEHAP binalarına saldırılar düzenlenirken, kürt olmak bile hedefte olmayı getirdi.

Tüm bunların çözümü halklar arasına konan sınırların sorumluları olan iktidarları ve onların devletlerinin yok edilmesidir. Onlardan parçaladıkları dünyayı bütün olarak geri almaktır, sınırsız, devletsiz, sınıfsız, sömürüsüz özgür bir dünya talebini daha güçlü haykırmaktır.

Anarşi bir program değil, toplumun kendi kaderini tayin için giriştiği eylemidir


Yalnızca iki şey sonsuzdur: İnsanoğlunun aptallığı ve evren. Fakat ikincisinden o kadar emin değilim..." EINSTEIN
Alıntı ile Cevapla