|
Evet bahsettiğin noktada anlaşamıyoruz. Ben en basitinden vicdan sızısı ya da pişmanlığın öğretilmeyeceğini, doğuştan geleceğini ve edinilen bilgiler ile açığa çıkacağını savunuyorum.
Diğer konumuz mağara alegorisi simgesel bir eğretilemedir. Bilimsel bir kalıba uyarlamak gereği duyulmamalı ama duyuluyorsa da o kalıba sokmak zor olmasa gerek. Ya da tarihteki yaşanan örnekleri göz önüne almak... Bakın, engizisyon mahkemelerince katledilen nice filozoflar var. Yine olmadı derseniz, mağara yerine İran gibi tutucu bir ülkeyi koyun. Türkiye de olabilir hayal gücünüzle orantılı.. Mağaradaki insanların yerine de o ülkenin vatandaşlarını koyalım. İçlerinden birisinin dini sorgulamaya başladığını ve gördüğü tutarsızlıklar neticesinde alt üst olan ve yiten değerleri çekilen acı olarak addedelim ki tüm inanılan değerlerin yitmesi basit karşılanacak bir durum değildir. Bu insanın gördüğü gerçeği(hatta bilimsel gerçeği) diğerlerine anlattığında alacağı tepkiyi de mağara mitosundaki ile bağdaştırabiliriz sanırım. Hatta bunları da geçtim, önümüzde yakın zamanda yaşanmış bir Turan Dursun olayı var.
"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
|