Tekil Mesaj gösterimi
  #20 (permalink)  
Alt 09-01-2008, 03:04
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Erdoğan, "iki yüzlülük ve yanlış" arasındaki farkı belirtmişsiniz. Ben de yalan ve kendini yanıltmak olarak konuyu ele alayım; yalan kişinin kendine söyleyemeyeceği bir şeydir, bir insan bilmediği bir hususta kendine yalan söyleyemez, sözleriyle hayır'lar, içinde tasdik etmiştir. Oysa «kendini kandırma» kendine söylediği yalandır, doğruyu ötekinden değil bizzat özvarlığından gizler. Yukarıdaki hayalî bilge dede, torunlarına "yalan" söylemiyor belki, onu vûcutlaştıran ve güzel ahlakı zerk edenlerin iki yüzlülüğünden bahsediyorum, bakınız bunu yaparken de aynen de sizin dediğiniz gibi "torunlar, evlatlar" giriyor ki işin içine inandırıcılığı perçinlensin; iki yüzlülük bilinçli yapıldığında iki yüzlülüktür, ötesinde kendini aldatmadır. Ben böylesi metinlere de, ahlakîlik zerk eden öğretilere de itibar etmiyor; sebebini belirttim, beni vicdanımla ezmeye çalışamaz diğer vicdanlar, şüpheciliğimi elden bırakamam. Somut çözümlerden kastınız benim septik bakışımda felsefeye her daim eğilir. Bir dostumun sözünü unutmam "felsefe büyük, sizden ve benden"... Ama bu değildir ki felsefe etkinliğimiz sürmesin, yaşamı sorgulamaya başladığımız farkındalık kavşaklarından ilkinde felsefenin mürekkebine bulaşmışızdır ucundan.

Sartre seçimlerimizin bizi özgürleştimesinden bahseder, daha evvel de forumda konuşmuştuk, seçimlerimizi içe kapalı bir sistem gibi algılanması benim çelişkili gördüğüm durumlardandır; seçimler hem içre hem dışra bağlantılar kurar, komplekstir. Kısaca doğar doğmaz bir «belirlenimsizlik»ten bahsedemeyeceğimiz gibi diğer evrede de «öz»ün çelik bir koza içinde hiçbir harici tesirle şekillenmeyecek bir yapıda olduğundan da bahsedemeyiz. Hume'un 'boş levhası'na benzer bir varlık-özlük hiyerarşisini burada ben kabul etmiyorum, insan doğduğunda da kalıtsal olarak bir bilgi birikimiyle doğar, içdürtüler bunu açıklamakta -bencesi- sağır kalır. Bilincin şeffaflığından doğan tanıtlayamadığı aksaklıklardan biridir bu kanımca. Sartre bilinci nesnelere karşı aktif bir infilak olarak görür oysa ben öznenin de «şey»lerden etkilendiğini/etkilediğini, ve insanın özünü -salt- kendinin -salt- çevrenin oluşturamayacağını düşünüyorum. Yani ne Sartre gibi bilincin oluşmasında kişinin özgür iradî istencini ne de Sokrat'ın "kişinin özünde iyi olduğu" önermesini tek başına yeterli buluyorum.

Eshq, dediklerinizi derin okuma yapmam gerekliliğini epey önce sezmiştim. Sizin söylediklerimi nerede yanlış anladığınızı tahmin ediyorum, parantez içi ve dışı'nı aynı insanlar gibi tasnif ettiğimi düşündünüz. "Gönüllü"ler ve "sahtekar"lar: Ne gönüllülük ne de sahtekarlık kutsanası ya da yerilesi değil benim litaratürümde bu arada belirtmeliyim.
Evet Grace son anda yırtıyor ve İsa'lığa (Tanrı kızlığına, üst insanlığa) soyunmuyor. Yani bir «insan» olduğunu kanıtlıyor. Büyük Engizisyoncu da Grace'in filmin sonunda yaptığını yapıyor (ki babasına benzetmiştim ben de) insanlığın mutluluğu için onlara "şahsi serbest karar verme azabı" yerine «refah»ı veriyor. Ben aslında bahsettiğiniz kurgusal "köy" derken Dogville'den bahsetmedim, Dogville forumu dedim, köyü değil (Ki merak edebilecekler arama butonundan yazsın aratsın diyeydi).
Dogville'de bilinçli bir grup köy ahalisi yoktu velakin; hayli cahil örgütsüz dogmatik bir çokluktan bahsediliyordu. Engizisyoncu, deyin ki yönetenler -Eshq'in deyimiyle "asiller"-, yığınlar adına bu «sorumluluğu» üstlerine aldıklarını ve o yüzden de Kurtarıcı'dan daha çok insanı sevdiklerini ve onların iyiliklerini gözettiklerini söyler. Bu elbette ki bilinçli usları tahrik edip, karşı çıkmaları adına onlarca, binlerce metin yazabilecekleri nazenin bir konu.
Topyekün bilinçli bir köy (evren) önermesi hayalî görünüyor gözüme; ütopyalar güzeldir, hoştur, mükemmeldir, kusursuzdur, hatta ideoloji-üstüdür ama geçerli midir, uygulanabilir midir...? Burada «inançlarımız» adına ayrılıyoruz. Siz Prens Mişkin ben de Baba Karamazov olayım, ne diyeyim...:=)
Canlılar türleri içinde tek bir şeyi mükemmel olarak yerine getiren hayvanlar ve bitkilerdir; insan oğlunun akil varlık olması akabinde de "kötülüğe de iyiliğe de" eğimini getirir. Ne sistemi ne de bireyin öz'ünü burada suçlandırmayı mantıklı buluyorum ben, özetle. Yani birileri her daim önceden kurulan düzeneğin dişlileri arasında ezilemeye mahkumdur; bilinçlenmek istemezler, tamahkârlıktır onlar için. Bu yığınlar din ile, vatan ile, milliyet ile, porno ile (porno fun'ları şimdi karşı çıkacaklar ya neyse) uyuşturulmayı adeta arzularlar. Engizisyoncu bunu onların eline sunandır; yaşamlarını kolaylaştıran, günahlarını affettiren, metreslerini bile seçmelerini izni dahilinde göz yuman. Bu özgürlükten kaçma eğilimi, ne dün ne bugün ne de yarın bitecektir; gücü teslim etme gücü olarak addecekler ve hürlüklerini "ekmek" uğruna teslim edeceklerdir; ta ki tüm dogmalar yıkılana kadar. Dünya ütopik kimliklerin kendi yaşam konforlarını düşünmeksizin, çabaları sayesinde ayakta. Peki ya onlara, binlere, milyonlara rağmen nerede...?
Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki; "yüksek ve itibarlı" izm'lerim olamadı derken bahsettiğim de bu "inançsızlıktı". İnançlılara da her daim derin bir merakla saygım bakî.

Berk'e sormuşsunuz Erdoğan, ben kendi adıma yanıt vermek istiyorum; Dostoyevski "tüm insanlık durumları için tüm insanlara karşı sorumluyuz" der; Vatan'a bir borcum olduğunu düşünmüyorum, ama insanlığa borcumu ömrüm yettiğince kendi küçük kişisel tarihimde ödeme gayretkeşliğindeyim.

Son söz:

"Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir". Roland Barthes.
Sıklıkla ben de bu hileli duruma bile-bilmeye düşerim. İnsanlar konuşmadıkları için zorlanmazlar, sessiz soluksuz tayfayı kimse umursamaz, söz söyleyenlerin sıklıkla "ne menem" oldukları önden söylenmesi istenir...Topa bu şekilde girmemeye özeneceğim.
Alıntı ile Cevapla