Alıntı:
kanca´isimli arızadan alıntı
tenere..aldığın nefes kadar düşünmüşlüğüm var..bir cümleye on cümle yazıp da kendini filozof grubuna sokmaya çalışıyorsun ki, bir cümleden kişilik analizi yapmak hiçbir filozof(umsu) insana yakışmaz..
ne direği.. sen bana çarptın şimdi tenere...TIINNNN sesini duyamadım..neden acaba?..

NOKTA!
|
Seninle ilgili kişilik analizi yapmadım ki ben kanca, onu nerden çıkardın.''hiç birşeyi bilemem, bilsem de anlayamam, anlasam da anlatamam'' sözü Eski Yunan'da idealizm felsefesinin vardığı sonuçtur.Buraya varmaları ne ifade eder?Şu demektir: Şeyleri anlamak ile bilmek farklı şeylerdir.Birşeyin gerçekte(!) ne olduğunu anlamak ancak o şey olmakla yada farkındalık(!) ile mümkün olabilir.Bilmek yada bilmeye çalışmak(yada bilimsel yöntemler) ise hiçbir anlam ifade etmez.Çünkü yaşadığımız Dünya, var olduğunu sandığımız evren aslında yoktur yada gerçek değildir.Asıl olan İdealar Evreni'dir.Biz sadece İdealar Evreni'nin bozulmuş yansımalarını görebilmekta yada algılayabilmekteyiz diyenler de mevcuttur İdealist Felsefe içersinde.Bunun da değişik ifade şekilleri, İdealar Evreni ve Yansımalar Evreni, Batıni ve Zahiri, Ezoterik ve Görünen olarak karşımıza çıkar.Bu anlatmak istedikleri şekliyle aslında şunu ifade eder:Evet Tanrı vardır(yada yaratıcı bilinç) buna eminiz ve asıl olan ona ulaşmaktır, diğer herşey de önemsiz, gereksiz ve anlamsızdır.Bildiğiniz herşeyi bir kenara bırakın, bilmeye olan gereksinim ve isteğinizi de unutun ve yalnızca ona iman edin.Çünkü zaten yalan bir Yansımalar Dünyası'nda Yaşıyorsunuz, bu dünyanın bilinmezlerini bilseniz ne olacak, bilmeseniz ne olacak, kısaca bilmek, bilim safsatadır, gereksizdir.
Daha sonra ne olmuştur? Bu anlayış ilkel din anlayışları ile birleşmiştir yada yeni dinler, örgütler, anlayışlar doğurmuş ve doğduğundan beri bilmeye, bilgi yoluyla öğrenmeye ve anlamaya çalışan insanın karşısına dikilmiştir.İdealizm Felsefesi maskesini takan bir insan Gerçek(yansımalar,bozuk,sahte dedikleri) Dünya'da bir adım bile ileri gidememiştir, gidememeye de mahkumdur.Çünkü onlara göre o adımı atmanın bir gereği yoktur.Gerçek olmayanı bilsek ne olacaktır sanki?Onları boşverelim de şu kitabın batıni hikmetlerini inceleyelim, tefsir ilimi(!) üzerinde akıl yürütelim(!), derin manalarını kavrayalım Allah'ın diyen görüşün egemen olduğu dönemler çok da uzak geçmişimizde yer almamaktadır.Başka bir örnek olarak da 100-150 yıl önceye kadar Cadı Avcılığı diye bir meslek dalı mevcuttu şuan bilimsel düşüncenin nefes aldığı Dünya'da.
İdealizm'in en sakıncalı yada kendi adına en iyi kullandığı, kendini en iyi savunma şansı bulduğu yanı ise yine kendisinden doğar.Örneğin ben Tanrı'ya yada her hangi metafizik(bilim dışı) bir öğeye inanıyorum diyen birine açıkla dediğiniz zaman; Senin anlayacağın(bilimsel olarak)şekilde açıklamam mümkün değil der.Ama gelin görün ki inanmadığı, gereksiz gördüğü bilimi, bilme olgusunu da işine geldiği gibi kullanmaktan geri kalmayan, metafizik olguları bilimsellikle açıklamaya çalışan dini yada ruhani yada metafizik inanırı kişi de mevcuttur ki bu kişilerin açıklamaya girişmeden önce kendi tutarsızlık ve çelişkilerini çözmekten aciz olduklarını anlayamayan insanların sayısı da azımsanacak boyutta değildir bana göre.
O yüzden Hegel'in asıl olan nesnedir anlayışından yola çıkan bir insan için mevzu bahis konu, söz, sözün ifade ettiği anlam ve uygulamaları tam da anlattığım sebeplerden ötürü bilim dışı, bilmeye karşı ve kapalı olma durumunu ifade etmektedir.Bilgi olmayan kafadan da Tak,tuk seslerinin çıkmasındansa; Tınnn,tınnnnn,tınnnnnn, tın-tın seslerinin çıkması gayet uygun bir benzetme olacaktır diye düşünmüştüm.Bunu söylerken senin senin(kanca) İdealizm Felsefesi'ni benimsemiş, kabul etmiş biri olduğunu ima etmeden, İdealist Felsefe'yi benimseyen insanların nasıl bir cranial ses tonuna sahip olabileceklerini söylemek istemiştim sadece.Yanlış anlaman yada, üzerine alınman da benim hatamdan kaynaklanan bir durum değildir sanıyorum ki.