Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 05-01-2008, 18:28
Erdoğan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdoğan Erdoğan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Taze Arıza
 
Üyelik Tarihi: 31-12-2007
Mesajlar: 210
Dünya tarihinin "Coğrafi keşifler" diye isimlendirdiği sömürgeci/emperyalist toprak ilhaklarından itibaren, Avrupa da sermaye birikiminin artması ile dar gelirli insanların ekonomik durumunda nisbi bir düzelişin olması, aynı dönem de matbaanın geliştirilmesiyle kitapların çoğalması ve ucuzlaması, Kilise-Aristokrat dayanışmasının Burjuvanın semirmesi ile eski önemini kaybetmesi, siyasi erk sahibi kralları kilise karşısında bir adım öne çıkardı. Eski etkinliğini kaybeden Vatikan tekrar gücüne kavuşmak için yaptığı mücadele bir işe yaramadığı gibi yeni mezheplerin türemesine sebep oldu.

Daha önce krallar her ne kadar kilisenin üzerlerinde ki gücünden rahatsız olsalar da, savaş esnasında asker toplamak ve insanları savaşa motive etmek için dinsel öğelerin kullanılmasından azami şekil de faydalanıyorlardı. Fakat,16. yy dan itibaren Reform hareketleri neticesinde siyasi erk sahipleri ve devlet yönetimleri üzerinde dinin etkisizleştirilmesi, yüz yıllardır Ruhban sınıfı ile siyasi otorite arasındaki kudret savaşını krallar lehine sonuçlandırıken, diğer taraftan da bir boşluk ortaya koydu.

Vaktiyle ülkeler başka bir ülke toprağına saldırmayı plânladıklarında veya kendi topraklarını korumak zorunda kaldıklarında dinin birleştirici etkisinden faydalanıyorlardı. O etkiyi tekrar kullanmak Ruhban sınıfına muhtac olmak onlara tekrar imkan sağlamak demekti. Bizde olduğu gibi savaş sırasında cephede askerleri "Allah-Allah" diye bağırtıp, barış olunca da "Allah'ı "Kamusal alan" dışına çıkarma ikiyüzlülüğüne Avrupa da kimseleri inandıramazlardı.

Şu halde hem dinin yerine birleştirici bir düşünce olarak kullanılacak hem de siyasi erk sahiplerini Ruhbanlara muhtaç etmeyecek yeni bir anlayışa ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaç Milliyetçilik düşüncesini meydana getirdi. Akabinde Millet/Vatan gibi kavramlar dinin yerine kutsandı.İleriki dönemler de askerlik "Vatan borcu" sayılıp mecburi hale getirldi. Artık insanların "Kutsal İsa" yerine savaşacakları başka bir ideal ortaya çıkıyordu.

Vatan ve Millet.

Tabi burada dikkat edilmesi gereken husus "Vatan"ın sahiplenmesi görevi sadece savaş zamalarında fakir ve dar gelirli kesimlerin sırtına yüklenirken, barış zamanında nimetlerinden faydalanmak, Orta çağ aristokratlarının yerini alan ve "Seçkinler" diye nitelenen burjuvanın hakkı oluyordu. Hala ülkemizde bu durum adeta kör edecek kadar gözümüze batar. PKK tehlikesi olunca köylünün dar gelirlinin evladı "Aslanım-memedim" diye kıymete biner ve cepheye sürülür. Aynı "Memed" askerden gelip iş aramaya başlayınca artık onu kimseler tanımaz.

O zaman en önemlı soru şudur .

Bu vatan kimin ?


İnsanı parantez içine alarak gelişen her sistem, çökmeye mahkûmdur.

Konu Erdoğan tarafından (05-01-2008 Saat 18:32 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla