|
16/03/92
00:53
Nereden kaynaklandığı hakkında hiçbir fikrim yok. Bir şekilde oluşmuş: geçmişteki yazarlara dair bir his. Hissettiklerimin gerçekle ilgisi yok. Bana ait, tamamen uydurulmuş. Sherwood Anderson'ı ufak tefek, omuzlan çökük biri olarak tahayyül ediyorum örneğin. Uzun boylu ve dimdik biriydi muhtemelen. Olsun. Ben onu öyle canlandırıyorum kafamda. (Fotoğrafını görmüşlüğüm yok.) Dosto-yevski'yi koyu yeşil gözleri için için yanan, sakallı ve şişman biri olarak tahayyül ediyorum. Önce çok şişman, sonra çok zayıf, sonra yine şişman. Zırvalıyorum şüphesiz, ama kendi zırvalamalarımı severim. Doostoyevski'nin küçük kızlara düşkün biri olduğunu bile düşünüyorum. Faulkner'i hayli loş bir ışıkta, nefesi iğrenç kokan biri olarak görüyorum. Gorki, gizli bir ayyaş. Tolstoy sebepsiz yere müthiş öfkeleniyor. Hemingway kapalı kapılar ardında bale egzersizleri yapılıyor. Celine'in uyku sorunu var. e.e.Cummings usta bir bilardo oyuncusu. Çok uzatabilirim.
Yarı deli, uyumsuz ve aç bir yazar olduğum günlerde kapıldığım hayaller bunlar. Yemeğim az, ama vaktim boldu. Her kim olurlarsa olsunlar, benim için sihirli insanlardı yazarlar. Kapıları farklı açıyorlardı. Sabah kalktıklarında güne sert bir içki ile başlıyorlardı. Hayat onlar için katlanılması güç bir şeydi. Her gün, ıslak betonda yürümekten farksızdı. Kahramanlarım yaptım onları. Beslendim onlardan. Onlara dair kurduğum hayaller bana hiçliğimde destek oldular. Onları düşünmek, onları okumaktan daha güzeldi. D.H.Lawrence örneğin. Ne şeytansı bir adamdı. O kadar çok şey biliyordu ki kafası sürekli bozuktu. Harikulade. Harikulade. Ve Aldous Huxley... beyin gücü fazlalığı vardı adamın. O kadar çok şey biliyordu ki sürekli başı ağrıyordu.
Açlık yatağıma uzanır ve bu adamları düşünürdüm.
Edebiyat öyle... Romantik'ti ki. Evet.
Besteciler ve ressamlar da iyiydi ama; çıldırırlar, intihar ederler, tuhaf ve uygunsuz davranışlar sergilerlerdi. İntihar çok iyi fikirdi. Ben bile birkaç kez denedim. Gerçi çuvalladım ama epey yaklaşmıştım; kararlı denemeler. Şimdi yetmiş iki yaşındayım. Kahramanlarım geçmişte kaldılar ve yenileri ile yaşamak zorundayım. Yeni yaratıcılarla, yeni ünlülerle. Beni kesmiyorlar. Onlara bakıyorum, dinliyorum ve hepsi bu mu, diye sormadan edemiyorum. Demek istediğim, çok rahatlar... şikayet ediyorlar... ama RAHATLAR. Delilik yok. Delilik belirtilerine sadece başarılı olamayıp nedenlerim dış güçlere bağlayanlarda rastlanıyor. Ve kötü yaratıyorlar; korkunç.
Kendime örnek alabileceğim kimse kalmadı. Kendimi bile kendime örnek alamıyorum artık. Hapse girer çıkardım eskiden. Kapı kırardım, pencere kırardım, ayın 29 günü içerdim. Şimdi şu bilgisayarın başına oturup radyo dinliyorum; klasik müzik. İçki bile içmiyorum bu gece. Karaciğerimi dinlendiriyorum. Ne için? Seksen ya da doksan yaşıma kadar yaşamak istiyor muyum? Ölmenin sakıncası yok benim için... ama bu yıl değil, tamam mı?
Bilmiyorum, farklıydı eskiden. Yazarlar daha bir... yazardılar. Bir şeyler gerçekleşirdi. Black Sun Press. Crosby'ler. Ben de bir ara kendimi o çağda bulmadıysam allah belamı versin. Caresse Croby bir öykümü Portfolio dergisinde, yanılmıyorsam Sartre, Henry Miller ve galiba Camus ile birlikte basmıştı. Dergi artık bende değil. İnsanlar benden çalarlar. Benimle içmeye gelip kitaplarımı araklarlar. Giderek yalnızlığı seçmem bu yüzden. Neyse, Kükreyen 20'leri, Gertrude Stein'ı ve Picasso'yu başkaları da özlüyordur mutlaka... James Joyce'u, Lawrence'i ve diğerlerini.
Surda oturmuş sigara içiyor, müzik dinliyorum. Sağlığım iyi ve eskisi kadar ya da daha iyi yazdığımı umuyorum. Ama ne zaman elime bir kitap alıp okumaya kalkışsam o kadar... çalışılmış... buluyorum ki, iyi özümsenmiş hir tarz gibi. Çok ve çok uzun zamandır okudum belki de. Bir de elli yıldır yazan biri olarak (ve kamyon yükü ile yazdım) başka bir yazan okurken nerde numara yaptığını hemen hissettiğime inanıyorum. Yalanlar göze batıyor, cila gıcırdıyor. İyi öğrendikleri bir işi yapıyorlar; damlayan musluğun contasını değiştirmek gibi.
Başkalarında büyüklük hayal ettiğim eski günler daha iyiydi benim için, büyüklük her zaman orda olmasa da.
Gorki'yi bir Rus sefilhanesinde yanındaki adamdan tütün isterken canlandırırdım gözümde. Robinson Jeffers'ı bir atla konuşurken. Faulkner'ı şişenin dibindeki son yuduma bakarken. Biliyorum, biliyorum, budalaca. Gençlik budalalıktır, yaşlı ise budala.
Uyum sağlamak zorunda kaldım. Ama hepimiz için, şu an bile, bir sonraki cümle var ve o cümle belki de nihayet söylemek istediğimizi söyleyen cümledir. Kısır günlerde o cümleyi düşünüp, yarın ola hayır ola, deyip uykuya dalarız.
Biz bugün o eski puştlar kadar iyiyiz muhtemelen. Ve bazı gençler beni benim o eski tüfekleri gördüğüm gibi görüyorlar. Bunu biliyorum, çünkü mektuplar alıyorum. Okuyup çöpe atıyorum. Heybetli 90'lar bunlar. Bir sonraki cümle var. Ve ondan sonraki. Son cümleye dek.
Evet. Bir sigara daha. Sonra banyo yapıp yatacağım.
|