Tekil Mesaj gösterimi
  #21 (permalink)  
Alt 05-12-2007, 23:29
fenasi fenasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
03/11/91

00 : 48

Bugün hipodroma gitmedim. Bademciklerim şiş ve başımın üst kısmında bir ağn var, sağ tarafta. Yetmiş yaşındaysan her an ön camdan dışarı fırlayabilirsin. Hâlâ arada sırada kafa çekiyor ve çok fazla sigara içiyorum. Bu yüzden bedenim bana posta koyuyor; ama beyni de beslemek gerek. Ve ruhu. İçmek hem beynimi hem de ruhumu besler. Her neyse, bugün hipodroma gitmedim ve öğleye kadar uyudum.

İstirahat. Jakuziye girdim bir komprador gibi. Hava güneşliydi ve su köpürüp dönüyordu. Sıcak su. Bıraktım kendimi. Neden olmasın? Kendini daha iyi hissetmeye çalış. Dünya giderek yırtılan ve her an patlayabilecek bok dolu bir kesekağıdı. Ben kurtaramam dünyayı. Ama yazılarımın kıçlarını kurtarmalarına yardımcı olduğunu söyleyen mektuplar alıp duruyorum. Bu yüzden yazmadım ama; kendi kıçımı kurtarmak için yazdım. Hep dışardaydım, hiç ait olmadım. Okul bahçesinde keşfettim bunu. Bir de çok yavaş öğrendiğimi. Herkes her şeyi biliyordu; benimse hiçbir boktan haberim yoktu. Her şey üstüne badana çekilmiş ve kafa karıştırıcı bir ışıkla aydınlatılmış gibiydi. Salaktım. Ama salaklığımda bile tam bir salak olmadığımın farkındaydım. Koruduğum bir köşe vardı içimde. Önemi yok. Şimdi jakuzimdeyim ve hayatım kapanmak üzere. Üzüntü duymuyorum; sirki gördüm. Hem o karanlığa ya da her neyse oraya atılana dek yazacak şey çok. İşte bu yüzden kutsaldır söz; sürekli yürür, arar, cümlelere dönüşür, zevkten dört köşe olur. Söz içimden hâlâ akıyor ve hâlâ iyi. Talihliydim. Yaşlı yazar jakuzisinde düşüncelere dalmış. Güzel, güzel. Cehennem hep var ama; çözülmeyi bekliyor.

Yaşlı san kedim geldi ve bana baktı. Birbirimize baktık. İkimiz de her şeyi biliyorduk, hiçbir şey bilmiyorduk. Sonra gitti.

Gün ilerledi. Linda ile bir yerde öğle yemeği yedik, neresi olduğunu anımsamıyorum. Yemek iyi sayılmazdı, masalar cumartesi insanları ile doluydu. Canlıydılar ama değildiler. Masalara ve localara oturmuş bir yandan konuşuyor, bir yandan yiyorlardı. Durun, aklıma geldi, Tanrım. Geçen gün hipodroma gitmeden önce öğle yemeği için bir restorana gittim. Tezgah başına oturdum, kimsecikler yoktu. Siparişimi vermiş bekliyordum ki adamın teki içeri girdi ve yanımdaki tabureye oturdu. Yirmiye yakın tabure vardı ve hemen yanımdaki tabureye oturmuştu. Çok sevmem ben insanları. Ne kadar uzak olursam o kadar iyi. Adam siparişini verdi ve barmenle konuşmaya başladı. Profesyonel futbol. Ben de izlerim zaman zaman, ama bir restoranda sohbetini etmek? Bitmek bilmiyordu. Ayrıntılara girdi. En sevdiği oyuncu, bu sene kupayı kim alır, vs. Derken locada oturan biri de sohbete katıldı. Yanımdaki götle dirsek temasında olmasaydım o kadar da umursamazdım herhalde. İyi biri olduğu kesindi. Futbol aşığı. Güvenilir. Amerikalı. Yanımda. Boşversenize.

Evet, öğle yemeği yedik, Linda ve ben. Sonra da eve dönüp huzurlu bir şekilde geceye doğru ilerledik. Hava karardıktan hemen sonra Linda bir şey fark etti. İyidir fark etmekte. Arka bahçeden içeri doğru geldiğini gördüm. "Charley düşmüş, itfaiye geldi," dedi.

Ön bahçeden geçip sokağa çıktım. İtfaiye arabası ordaydı. Kapının önünde bir itfaiyeci duruyordu. "Ben Charley'nin komşusuyum. Yaşıyor mu?" diye sordum.

"Evet," dedi.

Ambulans bekleniyordu anlaşılan. İtfaiye önce gelmişti. Linda ile bekledik. Ambulans geldi. Tuhaftı. Ufak tefek iki adam indi am-bülansdan, bayağı ufak tefek. Yan yana durdular. İtfaiyeciler etraflarını sardı. İçlerinden biri ufak tefek adamlara bir şeyler anlattı. Ufak tefek adamlar dinleyip başlarını salladılar. Sonra bitti. Ambulansın arkasına gidip sedye ile döndüler. Basamakları çıkıp eve girdiler.

Uzun süre kaldılar içerde. Sonra çıktılar. Koca Charley'yi sedyeye bağlamışlardı. Ambulansa bindirilmeden hemen önce yanına gittik. "Dayan, Charley," dedim. "Dönmeni bekleyeceğiz," dedi Linda.

"Siz kimsiniz?" diye sordu Charley.

"Biz senin komşunuzuz," diye cevapladı Linda.

Sonra Charley'yi ambulansa yüklediler ve götürdüler. İçinde iki akrabasının bulunduğu kırmızı bir araba da ambulansı izledi.

Karşı komşum geldi yanımıza. El sıkıştık. Birkaç kez içmişliği-miz vardı. Charley'den söz ettik ona. Hepimiz kınadık akrabalarını onu bu kadar yalnız bıraktıkları için. Yapabileceğimiz fazla bir şey yoktu ama.

"Şelalemi görmelisiniz," dedi komşum.

"Pekala," dedim. "Gidip görelim."

Evine gittik, karısının ve çocuklarının yanından geçip arka kapıdan çıktık, havuzu katettik ve KOCA bir şelale vardı karşımızda. Arkadaki yüksek kayanın tepesinden dökülüyordu ve suyun bir kısmı bir ağacın gövdesinden çıkıyordu sanki. Devasaydı. Farklı renklerde iri ve harikulade taşlardan yapılmıştı. Mükemmel ışıklandırılmış kükreyen bir şelale. İnanılır gibi değildi. Arka tarafta hâlâ çalışan bir işçi vardı. Şelale bitmemişti henüz.

İşçinin elini sıktım.

"Bütün kitaplarını okumuş," dedi komşum.

"Vay canına," dedim.

İşçi bana gülümsedi.

Sonra eve girdik. "Bir bardak şaraba ne dersin?" diye sordu komşum.

"Sağol," dedim. Sonra bademciklerimden ve başımın ağrısından söz ettim.

Linda ile karşıya geçip evimize girdik. Günüm ve gecem böyle geçti aşağı yukarı.
Alıntı ile Cevapla