Tekil Mesaj gösterimi
  #18 (permalink)  
Alt 02-12-2007, 23:28
fenasi fenasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
20/10/91

00:18

Kendimi boş bir testi gibi hissettiğim gecelerden biri. Tahayyül edin. Kazınmış, huzursuz. Işıksız. İğrenme duygusundan bile yoksun.

İnsan kendini böyle hissettiğinde intiharı bile düşünemez. Fikri oluşmaz.

Kalk. Kaşın. Su iç.

Temmuz ayında bir sokak köpeğinden farkım yok, oysa aylardan ekim.

İyi bir yıl oldu yine de. Arkamdaki kitaplık yazılarımla dolu. Ocağın 18'inden bu yana yazılmış. Zincirlerini kırmış bir deliden farkım yok. Aklı başında hiçbir yazar bu kadar çok yazmaz. Hastalık.

Bu yıl ziyaretçileri püskürtmekte her zamankinden daha başarılı olduğum için de iyi bir yıl sayılır. Bir keresinde aldatıldım ama. Londra'dan bir adam yazdı, Soweto'da öğretmenlik yapıyormuş. Öğrencilerine Bukowski okuduğunda çoğu ilgi göstermiş kara derili Afrika'lı çocuklar. Hoşuma gitti. Davulun sesi bana da uzaktan 48

hoş gelir. Aynı adam daha sonra Guardian'da çalıştığını ve gelip benimle söyleşi yapmak istediğini yazdı. Telefon numaramı istiyordu. Ben de mektup yazıp telefon numaramı yolladım. Aradı. Efendi biri izlenimi uyandırdı telefonda. Gün ve saat belirledik. Belirlediğimiz günün gecesi kapıdaydı. Linda ile şarapları açtık, bardakları sehpanın üstüne koyduk ve başladık. Söyleşi fena gitmiyordu ama bir tuhaflık da seziyordum. Sorduğu soruya yanıt veriyordum, sonra soru ve yanıtımla ilgili kendi hayatından bir şeyler anlatmaya başlıyordu. Şişeler boşaldı ve söyleşi bitti. Bir şişe daha açıp içmeye devam ettik. Afrika'dan söz etmeye başladı. Aksanı giderek değişiyor, bayağılaşıyordu. Kendi de hızla aptallaşmaya başlamıştı. Gözlerimizin önünde değişim geçiriyordu. Derken cinsellik konusuna girdi ve bir türlü çıkamadı. Küçük zenci kızlardan hoşlanıyordu. Ona fazla zenci tanımadığımızı ama Linda'nın Meksikalı bir arkadaşı olduğunu söyledim. Buydu duymak istediği. Meksikalı kızlara nasıl bayıldığım anlatmaya başladı. Linda'mn arkadaşı ile mutlaka tanışmalıydı. Mutlaka. Düşünmemiz gerektiğini söyledik. Aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu. Kaliteli şarap içiyorduk ama adam ucuz viski içmiş gibi davranıyordu. Çok geçmeden herşey Meksikalı kıza indirgendi. "Meksikalı kız... Meksikalı kız... Nerde Meksikalı kız?" Tamamen çözülmüştü. İğrenç bir ayyaşdan farkı kalmamıştı. Görüşmenin bittiğini söyledim. Ertesi gün hipodroma gidecektim. Kapıya götürdük. "Meksikalı kız... Meksikalı kız..." diye söylendi.

"Söyleşinin bir kopyasını gönderirsin bize, değil mi?" diye sordum.

"Elbette, elbette," dedi. "Meksikalı kız..."

Kapıyı kapattık ve gitmişti.

Onu aklımızdan silip atmak için bir süre daha içmek zorunda kaldık.

Üstünden bir ay geçti. Hâlâ söyleşinin kopyasını bekliyorum. Guardian'la filan ilişiği yoktu adamın. Sahiden Londra'dan arayıp aramadığını da bilmiyorum. Long Beach'den aramıştı muhtemelen. İnsanlar evime girebilmek için söyleşiyi bahane ediyorlar. Söyleşi için genellikle bir ücret talep edilmediğinden, herkes eline bir ses kayıt cihazı ve soru listesi alıp kapıyı çalabilir. Bir gece bir Alman çaldı kapıyı. Tirajı milyonları bulan bir Alman dergisi için çalıştığını söyledi. Saatlerce oturdu. Sorulan aptalcaydı ama iyi bir söyleşi olmasını istiyordum; açıldım. Üç saatlik kayıt yaptı. İçtik, içtik ve içtik. Başı önüne düşmeye başlamıştı. Adamı zom etmiştik ve içmeye devam ediyorduk. Keyfimiz yerindeydi. Adamın başı göğsüne inmişti. Ağzının köşelerinden salyalar akıyordu. Sarstım. "Hey! Hey! Uyan!" Kendine geldi ve bana baktı. "Sana bir şey söyleyeceğim," dedi. "Ben dergide filan çalışmıyorum. Seni görmek istedim sadece."

Bir zamanlar fotoğrafçılara da çok kerizlenirdim. İlişkilerinden söz edip işlerinden örnekler gönderirlerdi. Sonra filtreleri, flaşları, fonları ve asistanları ile çıkagelirlerdi. Bir daha haber alamazdın ama. Fotoğraf yollamazlardı demek istiyorum. Bir tane bile. "Hepsinden birer adet göndereceğim sana," demişti bir tanesi. "Biri sahici ebatlarda olacak." "Ne demek istiyorsun?" diye sormuştum. "İki metre uzunluğunda, seksen santim genişliğinde bir fotoğraf yollayacağım sana." Bu dediğim birkaç yıl önceydi.

Hep söylerim; yazarın işi yazmaktır. Bu sahtekar orospu çocukları beni kerizliyorlarsa suç bende. İşim yok artık onlarla. Elizabeth Taylor'a yaltaklansınlar.
Alıntı ile Cevapla