|
14/10/91
00 : 47
İnsan hipodromda tuhaf tiplere rastlıyor elbette. Hemen hemen her gün gelen biri var. Bir tek kez olsun kazandığına şahit olmadım. Her koşudan sonra dehşete kapılır, kazanan ata verip veriştirir. "YAHU EŞEK BU!" diye bağırmaya başlar. O atın birinci gelmesinin neden olanaksız olduğunu anlatmaya girişir. Beş dakika. Söz konusu at genellikle 2'ye 5, ya da 1'e 3 veriyordun Bunlar boş atlar olsa olasılıkları yüksek olur. Ama arkadaşın aklı bir türlü basmıyor. Foto finişle kaybetmeye görsün. Kendinden geçer. "İNSAFINA TÜKÜREYİM! TANRIM BUNU BANA YAPAMAZSIN!" Hipodroma girişini neden yasaklamazlar bilmiyorum.
Bir keresinde başka birine sordum, "Baksana, bu herif geçimini nasıl sağlar?" Birkaç kez konuştuklarına şahit olmuştum.
"Borç alarak," dedi.
"Borç isteyebileceği adamlar bir süre sonra tükenmiyor mu?"
"Yenilerini buluyor. En çok kullandığı tezgah nedir biliyor musun?
"Ne?"
"Bankalar sabah kaçta açıyor?"
Hipodromda olmak istiyor herhalde, orda olmak sadece. Sürekli kaybetse bile orda olmak onun için bir şey ifade ediyor. Olunacak bir yer. Delice bir düş. Ama sıkıcı da. Sersemletici. Herkes başkalarının bilmediği bir şeyi bildiğini sanır. Yitik aptal egolar. Ben de onlardan biriyim. Benim için bir hobi olmaktan öteye gitmiyor. Sanırım. Umarım. Ama bir sihri var hipodromun; kısa bir film karesi, oynadığın atın atağa kalkıp potayı bulması. Gözünle görürsün herşeyi, adrenalin yükselir. Hayat anlam kazanır birden. Ama koşular arasındaki bekleyiş çok yeknesaktır. Ortalıkta dikilip duran insanlar toz gibi kuru görünmeye başlarlar. Cepleri boşalmıştır. Herşeye rağmen, evde kalınca huzursuz hissediyorum kendimi; hasta, yararsız. Tuhaf. Geceler hep olması gerektiği gibiler. Geceleri yazıyorum. Ama gündüzleri bir şekilde def etmek zorundayım. Ben de hastayım aslında. Gerçekle yüzleşemiyorum. İyi de, gerçekle yüzleşmeyi kim ister?
Şu Philadelphia barında sabahın beşinden ertesi sabahın ikisine kadar kaldığım dönemimi hatırlattı bana. Olabileceğim tek yerdi sanki. Çoğu kez odama gidip döndüğümü bile anımsayamazdım. O bar taburesinden kıçımı kaldırmıyordum sanki. Gerçeklerden kaçıyordum, gerçekler hoşuma gitmiyordu.
Bu tip için de hipodrom öyle bir yer belki.
Pekala, siz bana yararlı bir meslek söyleyin. Avukat? Doktor? Onlar da boktur. Bok olmadıkları sanılır ama bokturlar. Sisteme kilitlenmişlerdir ve çıkamazlar. Ve hemen hemen herkes işini iyi yapmıyor. Önemsemiyorlar, güvenli bir kozanın içindeler.
Epey matraktı orası bugün. Hipodromdan söz ediyorum yine.
Cazgır ordaydı. Ama bir başka tip daha vardı, gözlerine bakınca sorunlu olduğunu hemen fark ediyordunuz. Öfke saçıyorlardı. Cazgırın yanında durmuş kehanetlerini dinliyordu. Cazgır bir sonraki koşu için bir tahminde bulundu. Cazgır'ın böyle bir yeteneği var, ikna olabilirsiniz. Öfkeli Gözler, Cazgır'ın tüyosuna göre oynuyordu anlaşılan.
Gün ilerledi. Heladan çıkarken gördüm ve duydum. Öfkeli Gözler, Cazgır'ı sıçıp sıvıyordu. "Allah belanı versin! Kes sesini yoksa seni öldürürüm!" Cazgır adama sırtım döndü ve teessüf eder gibi, "Lütfen... Lütfen," diyerek uzaklaştı. Öfkeli Gözler peşini bırakmadı. "OROSPU ÇOCUĞU! ÖLDÜRECEĞİM SENİ!"
Güvenlik görevlileri Öfkeli Gözler'i sakinleştirip uzaklaştırdılar. Hipodromda cinayete göz yumulmuyordu anlaşılan.
Zavallı Cazgır. Günün geri kalanında sessizdi. Sonuna kadar kaldı ama. Kumar insanı çiğ çiğ yiyebilir elbette.
Bir keresinde sevgilim bana, "Açınılacak durumdasın, hem Anonim Alkolikler'e, hem de Anonim Kumarbazlar'a gidiyorsun," demişti. Yatak faaliyetlerini engellemedikleri sürece ikisine de itirazı yoktu aslında. Engelleyince nefret ediyordu ikisinden de.
İflah olmaz bir kumarbaz olan bir arkadaşım bir keresinde bana, "Kazanmak ya da kaybetmek umurumda değil, tek istediğim oynamak," demişti.
Ben öyle değilim, yıllarca açlık çektim. Meteliksiz kalmak insana ancak gençlikte biraz romantik gelebilir.
Neyse, Cazgır ertesi gün yine hipodromdaydı. Aynı şey: her koşudan sonra sonucu bağıra çağıra protesto etti. Bir yandan da dahi olduğunu kabullenmek lazım, çünkü birinci gelecek atı hiçbir zaman bulamıyor. Düşünün bunu. Kolay değildir. Hiçbir şey bilmediğinizi var sayalım. Bir numara seçebilirsiniz, herhangi bir numara, 3 mesela. İki-üç gün boyunca sadece 3 numaraya oynayın mutlaka birinde atı bulursunuz. Ama Cazgır bugüne dek bir kez olsun bulamadı atı. Şaşılası bir adam. Atlar hakkında tonla şey biliyor; zamanlan, performansları, huyları, sınıfları, vs., ama yine de sadece kaybedenleri seçmeyi beceriyor. Düşünün bunu. Sonra da unutun, insanı delirtebilir.
275 dolar kaldırdım bugün. Geç yaşta başladım atlara oynamaya. Otuz beş yaşında. Otuz altı yıldır oynuyorum ve hesabıma göre 5.000 dolar içerdeyim. Tanrılar bana 8 ya da 9 yıl bahşederlerse geri alabilirim belki.
Amaç olarak fena sayılmaz, değil mi?
Hı?
|