Muhsİn ErtuĞrul'un Tİyatroya BakiŞi
Ömür boyu karanlığın içinde kalmış, oyuk, fersiz gözler, eğer boşuna harcanmış bir süreci dile getirecekse; bırakalım kapakları sonsuzluğa kapansın dursun. Yok eğer topluma sözü edilecek yararlı bir eylem yolunda, tüm bir yaşam boyu açılıp kapandıysa; bırakalım o gözler açıksın, geçirdiklerini, gördüklerini bize anlatsın.
İnsan; yaşamı boyunca, karagöz pedesine oyun öncesi iğneyle iliştirilmiş göstermelik kalmışsa; etten kemikten, beyinden, duygudan yapılmış bir yaratığın yararlı izlerini bırakmışsa; bırakalım yaptıklarını bize söylesin. O zaman, gecesi arkamızda kalır, önümüze gündüzü serilir, böylelikle yoksuldan aşırılan somunun hesabını vermiş olur.
Çocuktum, yaşamımı tiyatroya adadım. Hem sevdiğim bir işte, bir sanat kolunda çalışmak için hem de bu sanat dalının memleketin yüreğinde çiçekler açtıracağına inandığım için. Bu inanç o kadar derine kök saşdı ki yarın kıyamet kopacağını bilsem; bugün bir tiyatro daha açarım diyecek kadar bir saplantı gibi. Saplantı sözcüğü abartılmış sayılmasın, tam anlamıyla yerinde.
Çünkü ben, yeryüzünde tiyatronun bin derde deva olduğuna inandım bir kez bütün kötülüklerin; insanın insandan kopmasında, uzaklaşmasında, birbirlerinin sıcaklığını, sevgisini duyamadıklarından doğduğuna kandım birkez. Artık, beni bu inançtan, bu kanıdan kurtaramazdı kimse. Onun için bu yolu doğru yol belledim. İyliğe, güzele, gerçeğe çıkaran yol.
Herkesin, özellikle tüm ailenin, bu tuttuğu çıkmaz yoldur diye öğüt verdiği günlerde de bu yolun beni aydınlığa götüreceğine, benimle beraber tüm toplumu da ışığa kavuşturacağına küçücük kafamda yer vermişim artık.
Bu; başlangıçta, saf bir çocuksu düştü belki ama sonunda, gerçeğe dönüşen bir olgu çıktı ortaya. Düşün sınırlarını da aşan bir sonuca varıldı.
Muhsin ERTUĞRUL
|