Tekil Mesaj gösterimi
  #7 (permalink)  
Alt 20-11-2007, 01:27
fenasi fenasi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
.........
 
Üyelik Tarihi: 21-08-2007
Yaş: 44
Mesajlar: 4,001
Blog Başlıkları: 1
13/09/91

17:28

Hipodrom kapalı. Atlar bugün Pomona'da koşuyorlar ve burdan oynama olanağı yok. Bu sıcakta Pomona'ya sürersem Allah belamı versin. Sonunda Los Alamitos gece yarışlarına yazılacağım galiba. Bilgisayar bir kez daha tamirden döndü, ama artık imlamı düzeltmiyor. Eski haline getirmek için hayli çabaladım. Muhtemelen tamirciyi arayıp, "Ne yapmam gerekiyor?" diye soracağım ve o da bana, "main diskten hard diske aktar," gibi bir şey söyleyecek. Ve söylediğini yaparken her şeyi sileceğim. Daktilo arkamda oturmuş, "Ben hâlâ buradayım," der gibi.

Olmak istediğim tek yerin bu oda olduğu geceler var. Yine de yukarı çıkınca boş hissedebiliyorum kendimi. İçip sarhoş olsam ekranda sözcükleri dans ettireceğimi biliyorum ama yarın öğleden sonra havaalanına gidip Linda'nın kız kardeşini karşılamam gerek. Bizi ziyarete geliyor. Adını Robin'den Jharra'ya değiştirdi. Kadınlar yaşlanınca adlarını değiştiriyorlar. Değiştiren çok, demek istiyorum. Erkeklerin ad değiştirdiğini bir düşünün? Birini arıyorum ve aramızda şöyle bir konuşma geçiyor mesela:

"Hey Mike, Menekşe ben."

"Kim?"

"Menekşe. Eskiden Charles'dım ama artık Menekşe'yim. Bundan böyle Charles diye seslenenlere cevap vermeyeceğim."

"Siktir git, Menekşe."

Mike telefonu yüzüme kapar.

Tuhaf şey yaşlanmak. Kendine sürekli, ben yaşlıyım, ben yaşlıyım, demen gerekiyor. Gerçi yürüyen merdivenden inerken kendini aynada görürsün ama doğrudan bir bakış değildir bu, temkinli bir gülümseme ile yanlamasına bir göz atıştır sadece. Çok da kötü görünmezsin, tozlu bir mum gibi. Elden ne gelir? Tanrıların canı cehenneme, oyunun canı cehenneme. Otuz beş yıl önce ölmüş olmam gerekirdi. Hesapta olmayan görüntüler bunlar, korku gösterisine fazladan bir bakış. Yazar yaşlandıkça daha iyi yazabilmeli. Daha çok görmüş, daha çok katlanmış, daha çok yitirmiştir ve ölüme daha yakındır. Özellikle sonuncusu büyük avantajdır. Ve yeni bir sayfanın heyecanı hep vardır, boş ve beyaz sayfanın heyecanı. Kumar sürer. Ve babaların laflarını anımsarsın hep. Jeffers: "Öfke duy güneşe." Hepsi birbirinden güzel. Sartre mesela: "Cehennem ötekilerdir." Hedefi gözünden vurmak diye buna derim. Ben hiç yalnız hissetmem kendimi. En iyisi yalnız olup tamamen yalnız olmamaktır.

Sağımdaki radyo bana iyi klasik müzik getirmek için elinden geleni yapıyor. Her gece üç-dört saat radyo dinlerken ya yazar, ya da hiçbir şey yapmadan otururum. İlacım bu benim, günün pisüğini alır üstümden. Klasik bestecilerin böyle bir etkisi var üstümde. Şairlerin, romancıların, öykücülerin yok. Kalpazanlar çetesi. Sahtekar barındırmaya elverişli bir yanı var yazmanın. Nedir? Katlanılması en güç insanlar yazarlardır, hem yazılarında hem de şahsen. Şahsen daha da katlanılmazdırlar, bu da hayli katlanılmaz demektir. Ve biz yazarlar birbirimizden şikayet etmeye bayılırız. Baksanıza bana.

Yazarlığa dönersek; elli yıl önce nasıl yazdıysam bugün de aşağı yukarı öyle yazıyorum. Kiramı yazarak ödeyebilmem için neden elli bir yaşına gelmem gerekti? Yani, haklıysam, üslubum değişme-diyse, neden bu kadar sürdü? Dünyanın bana yetişmesini mi beklemem gerekmişti? Ve yetiştiyse ben şimdi nerdeyim? Boktan bir yerde olduğum kesin. Şöhretin beni şımarttığını sanmıyorum. Şöhretten şımarmış biri bunun farkında olabilir mi? Kendimden memnun olmaktan çok uzağım ama. Denetleyemediğim bir şey var içimde. Arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar geçer. İntihan düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam. Çok durmam üstünde. İNTİHAR. Aniden yanan bir ışık gibi. Karanlıkta. Çıkış yolu olduğunu bilmek içerde kalmayı kolaylaştırır. Anlıyor musunuz? Yoksa sonu deliliktir. O da hiç hoş değildir dostlarım. Ve ne zaman iyi bir şiir yazsam koltuk değneğidir benim için. Başkalarını bilmem ama, ben her sabah ayakkabılarımı bağlamak için eğildiğimde içimden, "ey büyük Allahım, yine mi?" diye geçiririm. Hayat düzmüş beni bir kere, geçinemiyoruz. Hayattan küçük lokmalar almak zorundayım, bütün atamıyorum ağzıma. Kovalar dolusu bok yemek gibi. Akıl hastanelerinin, hapishanelerin, sokakların dolu olması beni şaşırtmıyor. Kedilerimi seyretmek iyi gelir bana, içimi serinletir. Onların yanında kendimi iyi hissederim. İnsan dolu bir odaya sokmayın beni yeter ki. Sakın. Özellikle tatil günlerinde. Yapmayın.

İlk karımın Hindistan'da ölü bulunduğunu ve ailesinin cesetine sahip çıkmadığını öğrendim. Zavallı kız. Boynu sakattı. Döndüre-miyordu. Bunun dışında harikuladeydi. Beni boşadı ve boşamakta haklıydı. Onu kurtarabilecek kadar müşfik ve cesur değildim.
Alıntı ile Cevapla