Konu: Dogville
Tekil Mesaj gösterimi
  #11 (permalink)  
Alt 08-11-2007, 08:56
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
Sizce yine Dostoyevski’nin Budala romanındaki ütopik karakteri Prens Mişkin’i de bu bağlamda irdeleyemez miyiz acaba?
Bu bağıntınızı biraz açmanız gerekecek... Velakin Budala'yı okuyalı belki 15 yıldan fazla oldu, ne 15 yıl önceki bendeki Budala şimdime uyar, ne de belleği bu kadar güçlü biriyim.
Yanlış anladıysam düzeltiniz lütfen.
Prens Mişkin, son derece saf, sevgi dolu, olgun; adeta üst-insandı hatırımda kalan; tüm kötülüklere o dinmez sabrıyla ve iyi yüreğiyle karşılık verirdi ve ona göre en fena suçları işleyen caniler bile aslında saf ve iyi insanlardı (sevdiği kadını öldüren adamı dahi teselli ettiğini anımsıyorum). Bu anlamda da Budala'yı -Mişkin'i- İsa ile mi özdeşleştirdiniz...?
Eğer öyleyse Grace'de de Prens Mişkin'i aramamız gerekebilir mi...?
Trier'in Dostoyevski'nin birçok karekterinden etkilendiğini düşünüyorum.

Alıntı:
ESHQUIA´isimli arızadan alıntı Mesajı göster
(Bu Dostoyevski romanlarında sıkça karşılaşılan bir durumdur. Kibir konusuna güzel bir örnektir. Karakterlerden biri karşısındakine şiddetli hakaretler ederken hedefteki kişi soğukkanlılığını koruyarak cevap vermemeyi, alçak gönüllülüğü seçer. Bu aslında verilecek en sert cevap, yapılabilecek en büyük hakarettir. Çünkü karşıdaki insan yerine dahi koyulmamıştır.)
Bize bahşedilen en büyük ödül, empati yapma yeteneğinden yoksunluğumuzdur olsa olsa. Ve bu ödül bizi "insan" yapar; insan-üstü bir varlık olmaya soyunmamız da ancak bizi yaratıkımsı bir zafiyete düşürür; inanınız ki bu insan-üstü varlık olma çabamızın altında da en kaba, en tatminsiz ve evet kibir -o anahtar kelime!-; küflü paslı bir kibir yatar. Hiçbir kutsanası, saygı duyulası, özenilesi yanı da yoktur bu "yaratıkımsı" halin.
Ve sanıyorum sizinle temelde anlaştığımız nokta; "cevap vermeme" alçakgönüllülüğünün aslında gerçek bir alçakgönüllülük değil, hakiki bir hakaret ve aşağılama şekli olduğuna dair olsa da, anlaşamadığımız husus kimsenin kimseyi insan yerine koymamak gibi keskin bir hakaret içeren yüksek haddi kendinde bulmaması gerektiğine dair düşüncem.
Aslında Grace'in defalarca tecavüze uğradığı o yatağa zincirli hallerinde de bir nevi suskunluğunun "intikamından" geldiğini düşünecek kadar beşerin alçakgönüllü kıvamındaki alçaklığını hissetmiştim filmde: salt filmin sonundaki öldürme ve yakma sahneleri değildi bencesi "intikam" diye adlandırılacak olan. O pek meşhur anlatıcı sesin Grace'in iç sesini dillendirdiğinde; sessiz intikamı başlamıştı, ilk taşı atan en günahsızına olan umudu yitmeye başladığında, hani Grace'e "aşık" olan sarışın çocuk da köylülerden yana olmaya başladığında.

Büyük Engizisyoncu bölümü aslında Hristiyanlık adına verilmiş bir yanıttır. Bölümde 15 yy. sonra dünyaya tekrar dönen İsa'nın, 15 bin yıldır insanların vicdanlarını rahatlatan o esir inanışları, günahlarının affedilebileceğine dair iştahlı kabullenişleri, ve nihayet bu iki yüzlü sistemin insanlara sağladığı o ferahlığı; elbette ki özünü ıslah etmekle ödevlendirilen insanı daha da arsızlaştıran bir keyfiyeti adeta onaylamaktadır... Bu totaliter bir zihniyet olabilir mi?

İşte burada yine Dostoyevski'nin iki karekteri belki de aynı kişide vucut bulduğu zaman "ideal" olana yaklaşma şansımız vardır. İyiliği temsil eden Prens Mişkin ve kötülüğü temsil eden Baba Kramazof...

Alıntı:
"Sen seçtiklerinle övünebilirsin ama topu topu bir tek sınıfa sahip olduğunu unutma." Dostoyevski
Diyordu Büyük Engizisyoncu. Ya da onbinleri kurtarırken, milyonları ne yapacaksın diye sorguluyordu İsa'yı. Evet bir nevi küçük bir "doğru-imanlı-saf-üst" insan tabakası ayrı tutulurken tüm bu "guruhtan", tek elde toplanmış mutlak doğru kavramı da milyonlara dayatılmaya çalışılıyordu; bu da bütüncül bir baskının vurgusudur olsa olsa.
Yani bir yandan insanların "kibre" düşmemeleri için insanî tüm zaaflarına sarılmaları salık verilirken, bir yandan da mistik anarşizmin kapıları ardına kadar açıldığı için bir tür "baskı" meşru ve affedilir kıvama getirilmektedir.
Affedici olmak da bazen affedilmezdir.

Grace'in filmin sonunda "kötülüğe kötülükle" yanıt vermesinin ne kadar kötülüğe dahil edilebileceğini sorgulamamız yanında filmin başından beri "iyiliğinin" ne kadarının iyilik olabileceği de aynı analize dahil edibiliriz.

Alçakgönüllüğün kibirle ilintisini kabul ettiğimize göre, intikamın da "iyilikle" ilintisini sorgulayabiliriz. Ne mutlak iyi ne de mutlak kötü yoktur'un sıkı bir eleştirisini de getirir film, felsefenin o bilindik binlerce yıllık sorgusuna iliştirerek.

Filmin adı Dogville; köpek kasabası gibi bir çeviri yaparsak; film boyunca köpeğin sesi duyuluyor ama filmin sonunda maket bir köpekle karşılaşıyoruz; Grace yalnızca onu vurmuyor; sizce Trier ne demek istemiş olabilir..?

Not: Yorgun usumdan dökülenler, düzeltmeksizin olduğu gibi basıyorum ve güne dönüyorum...
Alıntı ile Cevapla