Konu: Dogville
Tekil Mesaj gösterimi
  #10 (permalink)  
Alt 07-11-2007, 21:25
non serviam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
non serviam non serviam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
M€M€ÑTØ MØRÍ
 
Üyelik Tarihi: 01-01-2007
Nerden: Asrub
Yaş: 29
Mesajlar: 2,355
Blog Başlıkları: 8
Haklısınız efendim zira üstteki yorumlarım pek reflekstif olmuştu

Büyük Engizisyoncu bir yandan insanlığın hiçbir etki altında kalmadan, özgür iradelerine güvenmenin yanlış olduğunu, inanmak için bir mucize ya da otoriter bir dayanak sunulmadığı takdirde o inancın sağlam kökleri olmayacağını savunurken, konu derinleştikçe İsa’nın kibirini eleştiriyor. Kızmayı bile küçüklük sayması, insani duygularından arınması (ya da bir insan olduğunu unutması) onu diğer insanlardan uzaklaştırdığı gibi bu alçak gönüllülüğün insanlığa verdiği zarar gözler önüne seriliyor. İnsanlara verilebilecek en büyük azap aslında çekici gibi görünen vicdan hürriyetidir diyor. Seçme hürlüğü insanların kaldıramayacağı kadar ağır bir yükümlülüktür ve bu hak onlara tanımamalıdır. Çünkü insanoğlu kaba, alçak, bayağı, zayıf ve kalabalık bir sürüdür. İsa ise gösterdiği alçak gönüllülükle kendini onlardan ayırmaktadır. İnsanlık için endişelenen İsa gibi görünse de hayır, asıl endişe duyan engizisyoncudur.
Pasaj için teşekkür ederiz sn maria. Sizce yine Dostoyevski’nin Budala romanındaki ütopik karakteri Prens Mişkin’i de bu bağlamda irdeleyemez miyiz acaba?

Filme dönersek; köylüler sıradan insanlardır. Her sıradan insanda olduğu gibi hayvani dürtüleri, zaafları, istekleri, egoları vardır. Basit hesaplar ile para ve zevk gibi maddi-manevi arayışlar içerisinde olabilirler. Grace’i ise onlardan ayıran bu düşüncelerin aksine hayatını erdemlerine sadık kalarak sürdürme çabasıdır. Bu onu normal insanlardan ayırır ve bu ayrım kendi seçimidir. O sadece kibirlidir. Yapılanları insanların hayatlarındaki olumsuzluklara yükleyerek onları sefilleştirirken kendisini yüceltir. Tabi biz izleyiciler de kendimizi kimi zaman Grace’de görürken kimi zaman da insani zaaflarımızla köylülerden biri oluruz. Burada film bizi de çatışmaya ve vicdani rahatsızlığa doğru sürüklerken bir anda önümüze intikam seçeneği koyulur. İşte bu noktada izleyici inanılmaz bir haz ve vicdani rahatlamayla kendine gelir. Çünkü artık Grace kibirinden kurtulmuş, insanlara hak ettiği dersi vermiş, onları insan yerine koymuştur. (Bu Dostoyevski romanlarında sıkça karşılaşılan bir durumdur. Kibir konusuna güzel bir örnektir. Karakterlerden biri karşısındakine şiddetli hakaretler ederken hedefteki kişi soğukkanlılığını koruyarak cevap vermemeyi, alçak gönüllülüğü seçer. Bu aslında verilecek en sert cevap, yapılabilecek en büyük hakarettir. Çünkü karşıdaki insan yerine dahi koyulmamıştır.)

Evet, her ikisinde de kibirin fazla iyilikle kendini gösteren bir olgu olduğu şiddetli bir şekilde vurgulanıyor. Hatta filmde tüm bu bayağılığın, açgözlülüğün ve kinin kaynağının kibir olduğu beynimize matkap gibi kazınıyor ve evet merhamet her zaman en doğrusu değildir denirken alçak gönüllülüğün de kibir olduğunun altı çiziliyor. İyi güzel de gerek filmdeki gerekse Dostoyevski'nin kitabındaki Büyük Engizisyoncu bölümüne dikkatli baktığımızda sizce de kibire vurgu yapılırken totaliter bir baskı ya da faşizm meşrulaştırılmış mı acaba?


"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."
Alıntı ile Cevapla