Tekil Mesaj gösterimi
  #2 (permalink)  
Alt 02-11-2007, 21:18
maria - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
maria maria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
...
 
Üyelik Tarihi: 27-08-2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 1,088
Epey bekledim Sevgili Esra Pınar forumunuza yazan olur mu diye ama, çıkmadı henüz.
Ben konuyu biraz tersten ele almak istedim...(Yine üşüdüğümü de ilave ederek ilkten)

Mevlanın yukarıda alıntıladığınız sözleri neredeyse -genelde sahtekarların imbiğinden- eksik olmaz, garip bir ruh haliyle okurum sözleri; -iyimserliğimi takınarak- ya çok saftır derim bu tip veciz sözlerle beşerin karmaşık yapısını iyi ve güzele sevk etme çabası olanlar; ya da -kötü niyetim devreye girdiği zamanlarda- bizzat iktidar erklerini güçlendirmek için sıradan kulu pasifize etmeye ve onu dini dogmalar ve öğütlerle ehilleştirmeye yöneliktir savunuları diye yüzümü buruştururum.

"Hoşgörüde deniz gibi ol"

Mesela bunu alalım, neden hoşgörüde bu kadar derin/sonsuz (sabırlı) olmam isteniyor ki? Başkalarının kabalıklarını, fenalıklarını neden bilge oturaklığıyla karşılamam salık verilir ki? Aksine bana yapılan bir kötülüğün muhakkak hesabını sormalıyım, hoş görüyle değil -hiddetle de değil- ama tüm "insanî" öfkemle bu hesabı sormalıyım derim kendime...Hesap sormanın da kaba kuvvetle, sivri ve küflü bir dille olmayacağını göstererek üstelik...
İnsanî olandır öfke duymak yine insan terbiyesiyle hesap sormaktır beşerin asıl doğası: Öfke kişiyi dinç de tutar, bu dünyaya çiviler...
Mevlana'nın büyüklüğünü anlamadığımı söyleyecek ezberden yanıtlara baştan belirteyim ki; ezbere karnım tok.
Benim bahsim Mevlana'nın derin felsefesi değil, bu derinliği kavrayabilecek usların çok olduğuna inanmıyorum açıkçası, bahsim Mevlana'yı "kullanarak" kendi sistemlerine kul yetiştiren zihniyetler, sanıyorum bu tür eğitici-öğretici vecizlerin kullaşan ve sinizmin gölgesinde pasifize olan bireylere dönüşmemizi sağladığı gerçekliğini de yadsıyamayız, din bunu elinde araç olarak kullanmak isteyenlerin en büyük ispatını sunar kanlı tarihiyle... Gerçek iç dinginliğinde varılacak düşsel terbiyenin, beşerin beşerle derdi olamayacağını, beşerin derdinin kendi gibi tüdeşleriyle değil yaşamın kendisiyle olduğunu bilirim; ya peki beşere bu sınırsız tahammülü salık veren öğütler inandırıcı mıdır...?
Yani insan doğasını, öfkelerini, acizliklerini reddetmek bunu bir "ruh ayıbı" gibi göstermek bana çok gülünç geliyor, üstelik bir on yüz milyon kilometre kadar da insan olma acizliğinden uzaklaştırıyor, tehlikeli bu... Denetimsizlikten, rasgele hiddetten bahsemiyorum. Mesela "cennet-cehennem" gibi ödül ve cezaları olan Tanrı'nın bile intikamperver, öfkeli olduğunu düşünürsek (ve bu Tanrı fikrinin de yine insanlarca uyduruklandığını da analize katarsak), Tanrı öğretilerinden çıkan yüce sakinleştirici vecizler nedense bana samimi gelmiyor...

Din, tasavvuf, Mevlana hep "iyi ve doğruyu" salık veriyor ilk elden belki ama ortada bir de "insan gerçeği" denen bir şey var ve o da yukarıda tanımlanan özellikleri içselleştirmiş hiçbir insanın yeryüzünde yaşamadığıdır. Demem o ki, söylemle pratik ters...!

Ve bitirirken; nerelerdesiniz Sevgili Esra Pınar...?
Alıntı ile Cevapla